19 Şubat 2013 Salı

Hoşgeldin - İki Kişilik Öykü (*)

Yılın en sevdiğim zamanları, yani Mart ayı ve senin de dediğin gibi 8 Mart Cuma, Dünya Kadınlar Günü. Bu günde en güzel hediyeyi vermek için dersten çıkar çıkmaz İstanbul otobüsüne atlıyorsun. Delirmek üzeresin çünkü bir an önce o şehirden gitmek istiyorsun. Sanırım en geç akşam 8 arabası. Her neyse; gidiyorsun gidiyorsun yol bitmiyor, tabi ki çok heyecanlısın aynı zamanda biraz gergin. Ben de öyle. Ve artık İstanbul'dasın. Güzel anılarının olduğu bu şehire artık gelmek için daha çok can atıyorsun. Fsm'den Esenler'e doğru yol alırken bir Cumartesi yada bir Pazar günü büyük heyecanlarla gideceğimiz, ki inşallah, Ali Sami Yen'e selam veriyorsun. Sonunda varıyorsun Esenler'e. Bir koşu geliyorsun Taksim'e, tabii beni de arıyorsun; ben geldim, nerdesin diye. Benim sesim de seni arar vaziyette. Bir yandan da etrafı kesiyorsun, acaba beni görüyor mu, nerede bu diye içinden geçiriyorsun. Ahhh işte o an; seni bekliyorum Anıt'ın önünde. Beni görüyorsun. Üstümde sıradan kıyafetler, renkli şalım, elimde telefon seni bulmaya çalışıyorum.  Başka bir yer de olabilir, ama Anıt'ta buluşmak standarttır yani. Yaklaşıyorum. Karşında durup beklemeye başlıyorum. Aramızda sadece bir karış kalana kadar yaklaşıyorum yanına.  Sımsıkı sarılacağın o günün dakikalarını saydığın zamana geliyorsun. Sana gülümsüyorum. "Hoşgeldin!" diyorum ve kocaman gülümsüyorum. Öyle güzel sarılıyorsun ki bütün sokaklar, bütün insanlar bütün kediler ve bütün bir İstanbul duruyor. 

Uzunca kokluyorsun ve öpüyorsun sevdiğini....

Bira mı içsek acaba diyoruz ama yoldan geldiğin için ayılmak en iyisi. Saat biraz geç olmasına rağmen hemen bir Starbucks buluyoruz ve birer filtre kahve kahve alıyoruz elimize. Çünkü her dakikamız çok değerli çok önemli. Koyu bir sohbete başlıyoruz, sanki onca zaman tek kelime etmemiş gibi birimiz susyor diğerimiz başlıyor. Her kelimede gözlerinin içine bakıyorum. Yüzünü seyrediyorum. Kahveleri alıp kapıya çıkıyoruz. Bir sigara yakıyorsun, ilk nefesini çekişini seyrediyorum. Bir kaç nefes daha alıyorsun, yine bir şeyler anlatıyoruz gülerek. Bakıyorum ki, güzel dudaklarının arasından dumanını soğuk havaya doğru üflüyürsun. Bir ara çeneni hafifçe yukarı kaldırıyorsun, gözlerin o sırada biraz aşağı inerek saçlarıma takılıyor... Göz göze geliyoruz ve gülümsüyoruz. Anlıyorsun. Sigarayı bana uzatıyorsun. Sigaranı paylaşıyoruz. Gözlerinin içine bakarak bir nefes de ben alıyorum. Belki de ömrümüzde içtiğimiz en güzel sigara o oluyor.

Hava soğuk olduğu için ve biraz da yalnız kalmak için hemen evimize gidiyoruz. Eve girdikten sonra dışarının gerçekten de çok soğuk olduğunu fark ediyoruz. İçeri girer girmez yanıma geliyorsun ve tekrar sarılıyorsun bana. Ben hiç bir şey söyleyemiyorum. Konuşamıyorum. Sımsıkı sarılmaya devam ediyorsun. Cesaretimi toplayıp biraz gülümsüyorum. Ellerimi yüzüne götürüyorum. Dudaklarına dokunuyorum. 

"Hoşgeldin sevdiğim." diyorum.

"Hoşgeldin."...

(*) Bu minik öyküyü ismini vermek istemediğim birisinden alarak tamamladım. Yazının akışı ona ait ancak ben biraz kurgu ekledim. Her ne kadar anlamadığını söylese de bence bir şeyler yazmaya devam etsin. Hayatıma verdiği tüm ilhamlar ve güzel şeyler için burdan kendisine teşekkür ediyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder