11 Şubat 2013 Pazartesi

Cumartesi Vodkası

Aklıma Ölüdeniz yıllarım geliyor. Henüz daha yaşıtlarımın karanlıktan korktuğu zamanlarda biz o bar senin bu ortam benim dolanır durur, plajlarda sabahlardık. O yaştaki bir kız çocuğunu şimdi imkansız mekanlara almazlar, hemen kimlik kontrolü felan, ne cesaret bizdeki de, yaş bilemedin on yedi... Şimdi ise, "Cumartesi olmasın yaa, ertesi gün Pazar" diye moralimiz bozuluyor. Bazen şuan gençlerin eğlenme şekline bakınca hem mevcut jenerasyondan ölümüne tiksiniyorum hem de o yaşta gezip tozduğum zamanlarda başıma birşey gelmemiş olmasına çok şaşırıyorum. Gerçekten enteresan yıllardı... Bakmayın aslında, İstanbul'da biraz az takılan bir adamdım. Biraz düştük el ayaktan. Çekildim. Ceza verdim kendime. Sanki mekanlardan bir kişi sorumluymuş gibi, kendimi bu bir kişinin dışında tuttum. Sonra bazı insanlar değişti, kış geldi. İnsanlar değişmeye devam etti. Ben hala o yerdeyim ama biraz daha çetin ceviz oldum. Belki biraz daha vurdum duymaz. Gerçek şu ki, mutluyum ve keyifliyim.

Geçen haftasonu Barış ile en sonunda yapmak istediğimiz ekşını yaptık ve Mahalle'de yemek yedikten sonra Cihangir'de Yan'a gittik. Biraz geç gittiğimiz için yerimiz çok çok iyi değildi ama bir sonraya daha uygun bir saatte gidelim diye sözleştik. Sonra Kiki felan derken, paramparça olduk, Minimüzikhol'un yolunu bulamadık, kafalar iyi saat 4 gibi eve döndük. Ertesi gün Yımırta'ya kahvaltıya gittik. Özgür ile tanıştırdm O'nu. Kahvaltı zaten efsaneydi. Bol bol dedikodu yaptık, zaten onun başına gelen komik olaylar ayrı enteresanlıklar. Ordan Teşvikiye felan derken yine bir Pazar bitti. Pazar biterken, gerçekten büyük bir günü ve bir kararı ardımsıra bitirdim. Belki bir dönemeci geçtim hayatımda. Gece ise çok düz bir kafa ile uyudum.

Bu Cuma günü İstinye'de ölümüne allahsız bir film seyrettik. Movie 43. Barış zaten biliyormuş senaristlerini. USA tarihinin belki en troll filmine rastladım diyebilirim. Barış'ın tavsiyesine uydum, ok gidelim dedik. Darmadağın çıktık gecenin sonunda. Anlatmam imkansız, zaten Amerikan kültürünü takip edenler daha iyi anlayacak filmin espirilerini... Mutlaka seyredin.


Geçirdiğim bir önceki Cumartesi'nin bu haftasonu flashback olduğunu düşünün. Bu sefer yemeği, Cihangir'den çok uzaklaşmayalım ve Yan'a düzgün bir saatte gidelim diye Zenka'da yedik. Benim biraz canım sıkkındı, dönemsel git gellerim sağolsun, biraz konuştuk felan, Barış suratımı bayaa bir çekti ve bana bazı sert nasihatlarda bulundu. Öyle ki, paralel evrende Barış, Silvia'nın azğını burnunu kırdı o sırada. İyi bir dayak yedim gerçekten. Lazanyamız bittikten sonra içmeye devam ettik. Hesabı almaya karar verdiğimiz sırada garson ararken kafamı Zenka'nın karşı balkonuna çevirdim. Ancak gördüğüm görüntü hiç ama hiç hoşumuza gidecek bir görüntü değildi. Boom!!! Önce hiç hazmetmediğim sarı çıyanın hararetle birşeyler anlatmasını gördüm. Zaten onun o at suratını nerde görsem tanırım. Yine müridlerini etrafına almış bişiler anlatıyordu ağzını yaya yaya. Sonra öteki yaramaz adamı gördüm. Hani şu kendinin çok işe yarar olduğunu düşünüp, neye istinaden yaramaz olduğumu düşünen. Zaten hesabı da istemiştik, onun meymenetsiz suratını görerek gecemize başladık. Çirkinlikten bir sabah ölmesini ve uyanamayacak olmasını dileyerek,  önünden geçerken, bütün negatif enerjim ile evrene mesajımı gönderdim. 


Yan'a erken bir saatte gittik,yağmur yağdı, biraz da ıslanmıştık Cihangir'e inerken. İçeri girdiğimizde kimseler yoktu, bar kenarında oturmayı hep hep hep çok sevmişimdir. Mekan hakimiyeti meseleleri işte, boşver... Sonra güzel müzikler çalmaya başladı. Patlamış mısır ve kokteyl zeytin hakkında konuşurken bir ara North'da dördüncü kadehe geçtiğimizi hatırlıyorum. Eşşoleşşek güzel içki. Çalan müzikler gerçekten çok iyidi. Ben Barış'a Bruno Mars neden çalmıyor diye söylenirken locked out of heaven başladı. O kafa ile artık neyimize bizim başka mekana geçmek? ama Yan cidden çok kalabalık oldu, on ikiden sonra sigaralarda yakılınca, içerisi çok boğucu oluyor. Çıkalım Minimüzikhol'e bakalım dedik. Çıktık, kafamız tertemiz. Ben yine küfür kıyamet bişilere söyleniyorum, Barış kahkaha atıyorken vardık Minimüzikhol'e. Ama lavuklar bizi içeri almadı. Alkollüydük ve sanırım biraz iyi görünmüyorduk.

Ordan Kiki'ye geçtik. Orada da iyi bir kalabalık vardı. 1 saat felan takıldıktan sonra Kasette'ye yürüdük. Cihangir'den nasıl çıktık, İstiklal'i nasıl yürüdük ve Kasette'yi nasıl bulduk benim zerre aklımda yok oralar. Ama, ama amına koduğumun mekanına 3te gittik ve bu da doluydu. Doluydu abi. Doluydu. Giremedik ona da. Barış'a -yürü gidiyoruz! dedim. Sanırım Galatasaray'ın ordan taxiye bindik ve anahtarlarımı aradığım sahnede kendime geldim. 

Öylece uyumuşum. 

Pazar günü yan binada süren ağzına sıçtığım inşaatın sesi ile uyandım. Saat on felandı belki. Geçen Pazar zaten Acun'nun karı gibi carlayan sesi ile uyanmıştım, bu Pazar da inşaat sesi ile uyanmak gerçekten mükemmel bir gudubetlikti. Hemen ardından telefonumu açtım, açar açmaz üst kat komşum tadilat için geleceklerini, benim de banyomda işlem yapacaklarını söyledi. Haberim vardı geleceklerinden ama bu kafanın üstüne çekilmeyeceğini tahmin edemedim. Bir gece önceden ölümüne alkol almış ve müthiş bir baş ağrısı ile uyanan birinin bu işgenceye maruz kalmasından sonra Pazar'a nasıl devam edeceği hakkında bir fikir umarım aklınızda oluşmuştur. Zaten fantastik bir morel bozukluğu ile aldığım alkolün ve paralel evrende yediğim dayağın etkisi hala geçmemişken; sabah eve gelen "Usta" benim bütün yaşam enerjimi sömürdü. İsmi bile hayat sikici gerçekten. Kahvaltı yapamadım, ağrı kesici içtim ve ustanın gelmesini beklerken biraz rahatlayıp uykuya geri dalmışım. Zil çaldı. Usta geldi. İşleri bitirdi. Ben bir çay yaptım, bişiler yedim, telefonla konuştum, tekrar çay içtim bir bardak daha ve biraz daha iyi olduğumu fark ettim. itunes'da takıldım biraz. Bilmiyorum fark ettiniz mi ama lig maçlarından biraz uzak kaldım. Denk gelemedi işte. Pazar günü Antalya maçına gitmediğime ayrı pişmanım. Barış'ın şirketlerinin Arena locasından seyretme planımızda yürümedi. Maç saati geldi, app'ten takip ettim, biraz sözlük baktım. Burak'ın iki tane golü ile bu haftayı da bitirdik. Güzel goller olmuş, gece yatmadan önce özetini seyrettim. Bu arada Sabri'deki güzel oyun öyle hoşuma gidiyor ki son haftalarda, peşinden goygoy yapan adamlara güzel kapaklar oluyor camiada. 

Böyle bir kaç haftayı bitirdim işte. Durup durup kendime verdiğim cezaları düşünüyorum ve aklıma hemen bir şişe güzel Bomonti gelince, tüm olanları unutuyorum. Yaptığım çocuklukları silmek istiyorum ama hayat; "Evlenmek istiyorum ama sonra sevişince hemen geçiyor, of siktir et ya." oluyor. O yüzden bana bu ceza. Çekicem ve büyük pişman olucam. 

Çünkü tek mesele bu; çocuk olmak ya da çocuk kalmak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder