27 Şubat 2013 Çarşamba

Bunu alın burdan,alın bunu...

3 gündür ofiste yaşadığım yoğunluk yüzünden yds parasını yatırmaya unuttum. Akşam eve gelince fark ettim ayırdığım parayı görünce. Kafamı sikiyim benim neyime zaten böyle işler güçler. Napcam bilmiyorum...

BENİ ALIN BURDAN, ALIN BENİ!

Ada

Uzaktan bir ada gördüm. Senmişsin.

http://www.youtube.com/watch?v=tg00YEETFzg

25 Şubat 2013 Pazartesi

Erken Tatil Kafaları


Bu yıl bir talihsizlik olmaz ise 1-11 Ağustos tarihleri arasında Ayvalık'ta olacağım. Kuzen de gelecekmiş Almanya'dan. Kardeşim filan da olacak, takılırız sanırım. O değilde, ben o güzel laciverti nasıl özledim, nasıl özledim, anlatamam. Tatil kafaları, güzel şeyler bunlar. Sarı kumlar, hafif esen Ege rüzgarı ve Midilli'nin mor renkli kıyıları... 

Çok özledim...  


YİPPPİİİİ

Yaşasın! Mart geliyor,
hadi aşık olalım???

Trollük Yapmayın Arkadaşlar

Trollüğün dibine vurmak bu olsa gerek. Ben de zaten uçurdum listeden.
Gerizekalı.
Benim sayfalarımda trollük yapmayın arkaaaşlar
Ağzınıza sıçarım.

21 Şubat 2013 Perşembe

Bootie Love


Bilmem, belki görmek istersiniz,
Bir kadının aşkına kavuşmasını... :)
Ehe^^

http://www.youtube.com/watch?v=kTHNpusq654

(Görsel : Bootie Nine West, Yün Tunik ve Siyah Boncuklu hırka Mango, Siyah Tayt Penti, Kemer Oxxo ^^)

20 Şubat 2013 Çarşamba

birdokuzsıfırbeş

görsel : deviantART
Bugün günlerden sevda.
Bugün günlerden tutku.
Bugün günlerden galibiyet.
Bugün günlerden Galatasaray.


19 Şubat 2013 Salı

Hoşgeldin - İki Kişilik Öykü (*)

Yılın en sevdiğim zamanları, yani Mart ayı ve senin de dediğin gibi 8 Mart Cuma, Dünya Kadınlar Günü. Bu günde en güzel hediyeyi vermek için dersten çıkar çıkmaz İstanbul otobüsüne atlıyorsun. Delirmek üzeresin çünkü bir an önce o şehirden gitmek istiyorsun. Sanırım en geç akşam 8 arabası. Her neyse; gidiyorsun gidiyorsun yol bitmiyor, tabi ki çok heyecanlısın aynı zamanda biraz gergin. Ben de öyle. Ve artık İstanbul'dasın. Güzel anılarının olduğu bu şehire artık gelmek için daha çok can atıyorsun. Fsm'den Esenler'e doğru yol alırken bir Cumartesi yada bir Pazar günü büyük heyecanlarla gideceğimiz, ki inşallah, Ali Sami Yen'e selam veriyorsun. Sonunda varıyorsun Esenler'e. Bir koşu geliyorsun Taksim'e, tabii beni de arıyorsun; ben geldim, nerdesin diye. Benim sesim de seni arar vaziyette. Bir yandan da etrafı kesiyorsun, acaba beni görüyor mu, nerede bu diye içinden geçiriyorsun. Ahhh işte o an; seni bekliyorum Anıt'ın önünde. Beni görüyorsun. Üstümde sıradan kıyafetler, renkli şalım, elimde telefon seni bulmaya çalışıyorum.  Başka bir yer de olabilir, ama Anıt'ta buluşmak standarttır yani. Yaklaşıyorum. Karşında durup beklemeye başlıyorum. Aramızda sadece bir karış kalana kadar yaklaşıyorum yanına.  Sımsıkı sarılacağın o günün dakikalarını saydığın zamana geliyorsun. Sana gülümsüyorum. "Hoşgeldin!" diyorum ve kocaman gülümsüyorum. Öyle güzel sarılıyorsun ki bütün sokaklar, bütün insanlar bütün kediler ve bütün bir İstanbul duruyor. 

Uzunca kokluyorsun ve öpüyorsun sevdiğini....

Bira mı içsek acaba diyoruz ama yoldan geldiğin için ayılmak en iyisi. Saat biraz geç olmasına rağmen hemen bir Starbucks buluyoruz ve birer filtre kahve kahve alıyoruz elimize. Çünkü her dakikamız çok değerli çok önemli. Koyu bir sohbete başlıyoruz, sanki onca zaman tek kelime etmemiş gibi birimiz susyor diğerimiz başlıyor. Her kelimede gözlerinin içine bakıyorum. Yüzünü seyrediyorum. Kahveleri alıp kapıya çıkıyoruz. Bir sigara yakıyorsun, ilk nefesini çekişini seyrediyorum. Bir kaç nefes daha alıyorsun, yine bir şeyler anlatıyoruz gülerek. Bakıyorum ki, güzel dudaklarının arasından dumanını soğuk havaya doğru üflüyürsun. Bir ara çeneni hafifçe yukarı kaldırıyorsun, gözlerin o sırada biraz aşağı inerek saçlarıma takılıyor... Göz göze geliyoruz ve gülümsüyoruz. Anlıyorsun. Sigarayı bana uzatıyorsun. Sigaranı paylaşıyoruz. Gözlerinin içine bakarak bir nefes de ben alıyorum. Belki de ömrümüzde içtiğimiz en güzel sigara o oluyor.

Hava soğuk olduğu için ve biraz da yalnız kalmak için hemen evimize gidiyoruz. Eve girdikten sonra dışarının gerçekten de çok soğuk olduğunu fark ediyoruz. İçeri girer girmez yanıma geliyorsun ve tekrar sarılıyorsun bana. Ben hiç bir şey söyleyemiyorum. Konuşamıyorum. Sımsıkı sarılmaya devam ediyorsun. Cesaretimi toplayıp biraz gülümsüyorum. Ellerimi yüzüne götürüyorum. Dudaklarına dokunuyorum. 

"Hoşgeldin sevdiğim." diyorum.

"Hoşgeldin."...

(*) Bu minik öyküyü ismini vermek istemediğim birisinden alarak tamamladım. Yazının akışı ona ait ancak ben biraz kurgu ekledim. Her ne kadar anlamadığını söylese de bence bir şeyler yazmaya devam etsin. Hayatıma verdiği tüm ilhamlar ve güzel şeyler için burdan kendisine teşekkür ediyorum.

Yanlış Şık

Biz normal adamları değil, bize it gibi davranıp, orrrospu çocukluğu yapanları sevdik. Yanlış ettik.

http://www.youtube.com/watch?v=Fb8S51M2GAc

Söyle...

Söyle, buldun mu? Aradığın aşkı söyle ? Yoksa yalnız mısın sen yine?
Benim gibi boynu bükük, gözü yaşlı, tek başına?

http://www.youtube.com/watch?v=qbkG6R4LopI

18 Şubat 2013 Pazartesi

Kaç kişi kaldık?

Kaç kişi kaldık Mustafa Sandal'ın eski parçalarını seven? Ama böyle 95-96 yıllarının ciddili eski şarkılarını?

http://www.youtube.com/watch?v=KNX89dV8Fts

15 Şubat 2013 Cuma

14 Şubat Orkideleri

Canım arkadaşım, mükemmel insan, kadehteki ikinci buz, sevdiğini "öldürürcesine" sevebilen ve bunun uğruna el bombası bile atmaya hazır ayrıca blogumu yakından takip eden Barış'ın, 14 Şubat'ta kendi deyimi ile "birazcıkta olsa beni şımartmak için" ofisime gönderdiği güzel çiçeklere buradan teşekkür ederim. Sabah kahvaltıda gevrek gevrek "ehe ehe bakalım bugün kime gelecek ilk çiçek?" diye, eşi, çoluğu çocuğu ve sevgili olan kız arkadaşlarıma takılırken, lobbyden gelen ilk çiçeğin bana çıkması büyük efsane oldu. Hiç beklemiyorken güzel ve bizim için aslında anlamı çok Orchide'lerin gün boyunca masamı süslemesi beni çok mutlu etti. Çünkü, ikimizinde aynı parfümü yani "Tom Ford Black Orchide" kullandığımıza gönderme yaparak düşünmüş. Her ne kadar O'nu kaprislerim ve hırslarım ile ara ara sinirlendirsem de bu çiçeği bana göndererek beni çok mahçup etti, tekrar teşekkür ederim kendisine. Çiçeğe iliştirilen not ise tam bir Baykal klasiğiydi. Doğumgünümde kendisinden "Ninja Saldırısı" bekliyorum.


"Seni küçük bir süpriz ile şımartmak istedim. PS: Çiçeği getiren kurye aslında kiralık katil!!!"


14 Şubat 2013 Perşembe

Kavuştular - Benim olacaksın (3)

Görüp, aşık olup, kısa süreli bir buluşma buhranı geçirip sonrasında ise kavuşma gününü saat saat sayan ben, bugün yani 14 Şubat'ta, malum günde sevgilisine kavuştu. Çok kısa sürede gerçekleşen ve dünyadaki bütün kadınların tek görüşte aşk dediği bu bağlılıkta emeği geçen Nine West'e teşekkürlerimi sunuyorum. Allah hiç bir kadını ayakkabı aşkı ile terbiye etmesin. Şuan dünyanın en mutlu insanıyım diyebilirim. Manita konuları hakkında şimdilik buraya birşey yazmak istemiyorum, şuan her ne kadar radikal duygular peşinde olsam da, gerçekten ilerde bir ayakkabı ile evlenebilirim sanırım^^ Herkesin, -sevgilisi olan yada olmayan herkesin, -sen hariç Uzun, her sevgililer gününde senin ismini lanetlerle anacağım ve her gün olduğu gibi bu gün de ölmeni dileyeceğim.- sevgililer gününü kutluyorum. Umarım sadece sevgilileriniz değil, anlamında sevgi geçen her birlikteliğiniz daimi olur. Hayatınızda "yaramaz", yavşak ve yalancı insanlara sevmenin ne demek olduğunu anlatmaya çalışmak zorunda kalmazsınız. Şeyyy, acabaaa, bootie'nin yanına güzel seksi bir çanta mı baksam... Hıımm, sanki biraz tek kaldı gibi... :)

13 Şubat 2013 Çarşamba

Love at first sight(*) -Benim Olacaksın! (2)

Bizimkisi ilk görüşte aşktı...(*)

Büyük bir heycanla buluşmaya gittim. Yer Cevahir. Katları bir bir çıktım, ona gidene kadar heyecanımı bastırmak için bir kaç mağzaya girdim, Twist'den ve Mudo'dan cici şeyler aldım. Sırf kafamı dağıtmak için Adidas'a bile girdim, aptalca dolaştım 15 dakika boyunca. Bu arada bir öz eleştiri yapacağım, bizim takımın ürün anlayışını hala çözebilmiş değillim. Evet, gerçekten çok güzel şeyler var ama sadece Nike tasarımlarının iyi olduğunu düşünüyorum. Tekstilin kalitesi ve çizgi rezalet. 90'lı yıllardan kalma tozlu spor malzemecisi gibi bir atmosfer var içerde. Bir tek bu taraftar ürünleri konusunda serzeniş yazabilirim buraya çünkü rakip takımların storelarını gezip bizimkine gidince tasarımların demodeliğinin göze çarpması beni inanılmaz mutsuz etti. 

Mudo'dan aldığım güzel ciciler:)
Linkler için sayfa sonuna bkz.
Ne diyordum? Evet, buluşma. İlk buluşma. Üçüncü kata çıkana kadar elimde çoktan bir iki poşet birikmişti. Bir kez daha telefonumun ekranına baktım. Herhangi bir arama yoktu. Safari'den onu buldum. Resmine son kez baktım,beni beklediği yerde içeri girdim... Görevli yanıma yaklaştı, buluşma mekanını o belirlemişti, görevliye kendisini nerede bulabileceğimi sordum. Önce hatırlayamadı sonra telefondan resmini gösterdim. "Az önce elinize aldığınız bootie, bu telefonunuzdaki resim kodu ile aynı dedi." Önce şaşırdım, bir saniye sustuktan sonra iyi peki o halde en küçük numarası hangisi ise denemek istiyorum dedim. Görevli "en küçük numarası şuan 38,5 hanfendi" diyerek başka bir müşteri ile ilgilenmeye başladı. Sustum.... 

Telefonuma baktım. Bootie'nin yanına geri gittim. Gerçekten de beni baştan çıkarmıştı.  Elime aldım, içine dışına baktım. içinde yazan Nine West yazısı pırıl pırıl parlıyordu. Geri bıraktım. Böylece dostlarım Nine West'deki 13 cm'lik bootie maceram burda bitti. Metroya binmeden önce Penti'ye uğradım. Bir kaç tane tabiki de seksi yeni sezon güzel çoraplarından aldım üzüntümü bastırmak için. Eve vardığımda saat 10'du. Kapıdan içeri girdim, elektrikler yoktu. Büyük bir sinir krizi geçirdim. Yorgundum mutsuzdum bir de bütün komşularda ve apartmanda var olan elektrik benim evimde yoktu. İçeri girmeden önce şartellere baktım, bişi yoktu. Zaten elektrik işlerinden ölümüne korkarım, çok karıştırmadım, içeri girdim. Yarın ilgilenirim dedim. Karanlıkta elimdeki poşetleri yarım yamalak yerleştirdim, telefonla konuştum ve şarjımın az olduğunu fark ettim. Sabaha idare etmesi gerekiyordu beni. Uyumadan önce Nine West'in sitesine Safari'den bir kez daha baktım. 35,5 bedeninin hala sistemde göründüğünü biliyordum. Üyelik bilgilerini girdim, sepete tam atacakken, stokta bittiğini yazdı sistem. STOKTA BİTTİĞİNİ YAZDIIIOO!!! Volkan Yapma! Stokta da bittiiie! 

Sinirden uyumuşum.

Sabah otele geldim. Inbox'ıma bile girmeden tekrar girdim aynı siteye. Kadınlardaki bir umut işte, belki bana geri döner sevdası ... Oradaydı. Stoğa girmişti. ŞAKK!! diye aldım. 3 gün sonra büyük buluşma var. Gerzek gibi mutluyum. 

12 Şubat 2013 Salı

Benim olacaksın!

O'na aşık olmak istiyorum!
Baktığım zaman gözlerimi alamayım,
karşısına geçtiğimde kalbim midem ile boğazım arasında insin insin çıksın.
Bulantılar olsun içimde....
Ellerim terlesin....
Yanıma yaklaştığında bir gün benim olacaksın diyim -içimden.
Benim olana kadar hayaller kurayım,
Benim olduktan sonra da ilk gün ki gibi elim ayağım bir birine dolaşsın yanına yaklaştığımda,
Onun da yakışacağı en güzel yerlerde daima yanımda olsun ve hep varlığından gurur duyayım,
Mevsimin bütün renkleri ile bir ahengi olsun, olmadığı yerde eksikliğini hissedeyim,
Gören herkes ama herkes imrensin, kıskansın birlikteliğimizi,
Başkaları ile birlikteyken, onda aklım kalsın ve
büyük pişmanlıklar yaşayım bir gün kaybedersem...

Sen, evet sen seksi 13 cm bootie, bir gün benim olacaksın! http://www.ninewest.com.tr/urun/1551/nwlikeaqueen

Meanwhile in my mind*

Hiç rüya görmüyorum bu sıralar. Aklıma ceza verdim. Çünkü çok düşünmüyorum olup biteni.

*O sırada, aklımda...


11 Şubat 2013 Pazartesi

Cumartesi Vodkası

Aklıma Ölüdeniz yıllarım geliyor. Henüz daha yaşıtlarımın karanlıktan korktuğu zamanlarda biz o bar senin bu ortam benim dolanır durur, plajlarda sabahlardık. O yaştaki bir kız çocuğunu şimdi imkansız mekanlara almazlar, hemen kimlik kontrolü felan, ne cesaret bizdeki de, yaş bilemedin on yedi... Şimdi ise, "Cumartesi olmasın yaa, ertesi gün Pazar" diye moralimiz bozuluyor. Bazen şuan gençlerin eğlenme şekline bakınca hem mevcut jenerasyondan ölümüne tiksiniyorum hem de o yaşta gezip tozduğum zamanlarda başıma birşey gelmemiş olmasına çok şaşırıyorum. Gerçekten enteresan yıllardı... Bakmayın aslında, İstanbul'da biraz az takılan bir adamdım. Biraz düştük el ayaktan. Çekildim. Ceza verdim kendime. Sanki mekanlardan bir kişi sorumluymuş gibi, kendimi bu bir kişinin dışında tuttum. Sonra bazı insanlar değişti, kış geldi. İnsanlar değişmeye devam etti. Ben hala o yerdeyim ama biraz daha çetin ceviz oldum. Belki biraz daha vurdum duymaz. Gerçek şu ki, mutluyum ve keyifliyim.

Geçen haftasonu Barış ile en sonunda yapmak istediğimiz ekşını yaptık ve Mahalle'de yemek yedikten sonra Cihangir'de Yan'a gittik. Biraz geç gittiğimiz için yerimiz çok çok iyi değildi ama bir sonraya daha uygun bir saatte gidelim diye sözleştik. Sonra Kiki felan derken, paramparça olduk, Minimüzikhol'un yolunu bulamadık, kafalar iyi saat 4 gibi eve döndük. Ertesi gün Yımırta'ya kahvaltıya gittik. Özgür ile tanıştırdm O'nu. Kahvaltı zaten efsaneydi. Bol bol dedikodu yaptık, zaten onun başına gelen komik olaylar ayrı enteresanlıklar. Ordan Teşvikiye felan derken yine bir Pazar bitti. Pazar biterken, gerçekten büyük bir günü ve bir kararı ardımsıra bitirdim. Belki bir dönemeci geçtim hayatımda. Gece ise çok düz bir kafa ile uyudum.

Bu Cuma günü İstinye'de ölümüne allahsız bir film seyrettik. Movie 43. Barış zaten biliyormuş senaristlerini. USA tarihinin belki en troll filmine rastladım diyebilirim. Barış'ın tavsiyesine uydum, ok gidelim dedik. Darmadağın çıktık gecenin sonunda. Anlatmam imkansız, zaten Amerikan kültürünü takip edenler daha iyi anlayacak filmin espirilerini... Mutlaka seyredin.


Geçirdiğim bir önceki Cumartesi'nin bu haftasonu flashback olduğunu düşünün. Bu sefer yemeği, Cihangir'den çok uzaklaşmayalım ve Yan'a düzgün bir saatte gidelim diye Zenka'da yedik. Benim biraz canım sıkkındı, dönemsel git gellerim sağolsun, biraz konuştuk felan, Barış suratımı bayaa bir çekti ve bana bazı sert nasihatlarda bulundu. Öyle ki, paralel evrende Barış, Silvia'nın azğını burnunu kırdı o sırada. İyi bir dayak yedim gerçekten. Lazanyamız bittikten sonra içmeye devam ettik. Hesabı almaya karar verdiğimiz sırada garson ararken kafamı Zenka'nın karşı balkonuna çevirdim. Ancak gördüğüm görüntü hiç ama hiç hoşumuza gidecek bir görüntü değildi. Boom!!! Önce hiç hazmetmediğim sarı çıyanın hararetle birşeyler anlatmasını gördüm. Zaten onun o at suratını nerde görsem tanırım. Yine müridlerini etrafına almış bişiler anlatıyordu ağzını yaya yaya. Sonra öteki yaramaz adamı gördüm. Hani şu kendinin çok işe yarar olduğunu düşünüp, neye istinaden yaramaz olduğumu düşünen. Zaten hesabı da istemiştik, onun meymenetsiz suratını görerek gecemize başladık. Çirkinlikten bir sabah ölmesini ve uyanamayacak olmasını dileyerek,  önünden geçerken, bütün negatif enerjim ile evrene mesajımı gönderdim. 


Yan'a erken bir saatte gittik,yağmur yağdı, biraz da ıslanmıştık Cihangir'e inerken. İçeri girdiğimizde kimseler yoktu, bar kenarında oturmayı hep hep hep çok sevmişimdir. Mekan hakimiyeti meseleleri işte, boşver... Sonra güzel müzikler çalmaya başladı. Patlamış mısır ve kokteyl zeytin hakkında konuşurken bir ara North'da dördüncü kadehe geçtiğimizi hatırlıyorum. Eşşoleşşek güzel içki. Çalan müzikler gerçekten çok iyidi. Ben Barış'a Bruno Mars neden çalmıyor diye söylenirken locked out of heaven başladı. O kafa ile artık neyimize bizim başka mekana geçmek? ama Yan cidden çok kalabalık oldu, on ikiden sonra sigaralarda yakılınca, içerisi çok boğucu oluyor. Çıkalım Minimüzikhol'e bakalım dedik. Çıktık, kafamız tertemiz. Ben yine küfür kıyamet bişilere söyleniyorum, Barış kahkaha atıyorken vardık Minimüzikhol'e. Ama lavuklar bizi içeri almadı. Alkollüydük ve sanırım biraz iyi görünmüyorduk.

Ordan Kiki'ye geçtik. Orada da iyi bir kalabalık vardı. 1 saat felan takıldıktan sonra Kasette'ye yürüdük. Cihangir'den nasıl çıktık, İstiklal'i nasıl yürüdük ve Kasette'yi nasıl bulduk benim zerre aklımda yok oralar. Ama, ama amına koduğumun mekanına 3te gittik ve bu da doluydu. Doluydu abi. Doluydu. Giremedik ona da. Barış'a -yürü gidiyoruz! dedim. Sanırım Galatasaray'ın ordan taxiye bindik ve anahtarlarımı aradığım sahnede kendime geldim. 

Öylece uyumuşum. 

Pazar günü yan binada süren ağzına sıçtığım inşaatın sesi ile uyandım. Saat on felandı belki. Geçen Pazar zaten Acun'nun karı gibi carlayan sesi ile uyanmıştım, bu Pazar da inşaat sesi ile uyanmak gerçekten mükemmel bir gudubetlikti. Hemen ardından telefonumu açtım, açar açmaz üst kat komşum tadilat için geleceklerini, benim de banyomda işlem yapacaklarını söyledi. Haberim vardı geleceklerinden ama bu kafanın üstüne çekilmeyeceğini tahmin edemedim. Bir gece önceden ölümüne alkol almış ve müthiş bir baş ağrısı ile uyanan birinin bu işgenceye maruz kalmasından sonra Pazar'a nasıl devam edeceği hakkında bir fikir umarım aklınızda oluşmuştur. Zaten fantastik bir morel bozukluğu ile aldığım alkolün ve paralel evrende yediğim dayağın etkisi hala geçmemişken; sabah eve gelen "Usta" benim bütün yaşam enerjimi sömürdü. İsmi bile hayat sikici gerçekten. Kahvaltı yapamadım, ağrı kesici içtim ve ustanın gelmesini beklerken biraz rahatlayıp uykuya geri dalmışım. Zil çaldı. Usta geldi. İşleri bitirdi. Ben bir çay yaptım, bişiler yedim, telefonla konuştum, tekrar çay içtim bir bardak daha ve biraz daha iyi olduğumu fark ettim. itunes'da takıldım biraz. Bilmiyorum fark ettiniz mi ama lig maçlarından biraz uzak kaldım. Denk gelemedi işte. Pazar günü Antalya maçına gitmediğime ayrı pişmanım. Barış'ın şirketlerinin Arena locasından seyretme planımızda yürümedi. Maç saati geldi, app'ten takip ettim, biraz sözlük baktım. Burak'ın iki tane golü ile bu haftayı da bitirdik. Güzel goller olmuş, gece yatmadan önce özetini seyrettim. Bu arada Sabri'deki güzel oyun öyle hoşuma gidiyor ki son haftalarda, peşinden goygoy yapan adamlara güzel kapaklar oluyor camiada. 

Böyle bir kaç haftayı bitirdim işte. Durup durup kendime verdiğim cezaları düşünüyorum ve aklıma hemen bir şişe güzel Bomonti gelince, tüm olanları unutuyorum. Yaptığım çocuklukları silmek istiyorum ama hayat; "Evlenmek istiyorum ama sonra sevişince hemen geçiyor, of siktir et ya." oluyor. O yüzden bana bu ceza. Çekicem ve büyük pişman olucam. 

Çünkü tek mesele bu; çocuk olmak ya da çocuk kalmak.

So(ru)nsuz

Tekme tokat dayak yemek istiyorum. Ağzımı burnumu kır. Saçımdan asıl, küfür et, çocuk gibi davrandığımı söyle, hırslarını savaştır benimle. Nefessiz kalıp sana yalvarıncaya kadar döv beni. Temiz, allah ne verdiyse bir kavga olsun, iyi bir dayak yemek istiyorum senden. Sonra... Sonra hiç bir şey olmamış gibi sevişelim.

...

Sorun; bunu kendime ne kadar daha yapacağım.

Bilmiyorum.

10 Şubat 2013 Pazar

9 Şubat 2013 Cumartesi

Yaz Yaz Yaz

Tek derdimin sarı ve kaynar kumların, sürdüğüm yağ nedeni ile yüzüme ve bacaklarıma yapışması olan günleri özledim. Bu yıl sanırım birazcık daha fazla istiyorum o güzel Ege'ye inmeyi. Yine yoruldum, yine aklım kayıyor o muhteşem maviye ve yine haylazca o laciverti seyredeceğim akşamlara...

Ve gözlerimi hafifçe aralayıp, o çok sevdiğim ufuk çizgisinde kaybolup gideceğim. Büyük ihtimal yine güzel düşlerime takılıp saçlarına sarılacağım.

http://www.youtube.com/watch?v=jJglnWIj_hs



8 Şubat 2013 Cuma

Çok.

Öyle çok istiyorum ki seni.

http://youtu.be/8CfGz5FxaaI

Yüksek Lisans,kafamda deli sorular

Bu abuk subuk ofis işleri bitmiyor, ben kim yüksek yapmak kim, daha bana ait olmayan işlerden kurtulamıyorum, heveslendiğim şeye bak... Esasında, konu bundan ziyade, istediğim okula beni alıp almamaları. Çok büyük hayallerim vardı, durup baktığında aslında hayal edip kafama körcesine taktığım, burnumun dikine gidip istediğimi elde ettiğim bir çok konu var hayatımda. İstanbul, Kariyer ve tek başıma umarsızca yaptığım bir sürü doğru karar vb. ama istediğim bu okul ve istediğim bölüm, sanırım seviyemin üstünden kalıyor,inkar etmem gerekirse... 

Ama yine ben bi ALES'e felam giriyim, bi ÜDS yapayım bakalım durumlar nasıl? Özledim sanki o küçük 5 tane yuvarlağı ve %20 şans ile boğuşmayı... 
Tamam, kaşınıyorum. Evet.

http://www.youtube.com/watch?v=-oqXwnXjgDE

PS. Resim çok hoşuma gitti, pinterest'de rastladım. Ama gerçekten evde bu aralar leave me alone i gonna  only speak with Tarçın formatındayım. Bazen de... Bazen de çocuk gibi heyecanlanıyorum falan ve bu heyecanı seviyorum...Sinüzit'e çeviren grip yetmiyormuş gibi baş ağrıları ile eve dönüyorum akşamları. Çok sakinim ama gereksiz mutluyum. Doğru zamanda doğru tekilliği seçmek mottosuna sarılmış bir durumdayım.

7 Şubat 2013 Perşembe

Sinüzit

Beyninizi ve burnunuzu çıkartıp masaya koymak mı istiyorsunuz?
Sinüzit olun.

5 Şubat 2013 Salı

Sonra...

Sonra bir ses duyarsın.

Gitmek güzeldir.

Kaçarcasına gitmek.
Hiç soru sormadan gitmek.
Soru duymadan gitmeden.
Sorgusuz gitmek.
Sakince gitmek.
Gitmek.

Gitmek güzeldir.

locking out of heaven


"Never had much faith in love or miracles. Never wanna put my heart on the line. But swimming in your world is something spiritual. I'm born again every time you spend the night. 'Cause your sex takes me to paradise and it shows cause you make feel like, I've been locked out of heaven. For too long, for too long. You make feel like, I've been locked out of heaven. For too long, for too long..."

4 Şubat 2013 Pazartesi

Blue jeans, White shirt...

Blue jeans, White shirt, walked into the room you know you made my eyes burn. It was like James Dean, for sure. You so fresh to death & sick as ca-cancer. You were sorta punk rock, I grew up on hip hop. But you fit me better than my favorite sweater, and I know. That love is mean, and love hurts. But I still remember that day we met in December, oh baby! I will love you till the end of time. I would wait a million years. Promise you'll remember that you're mine. Baby can you see through the tears? Love you more than those bitches before. Say you'll remember, oh baby, say you'll remember, i will love you till the end of time.

http://www.youtube.com/watch?v=JRWox-i6aAk

(Görsel : Blue Jean Gömlek - Topshop)

2 Şubat 2013 Cumartesi

At

At yarrağına bak, kendisinin hangi yararını gördük acaba?

Abi size diyorum, inanmıyorsunuz bana ama bu adamın hakikatten ölmesi gerekiyor ya, yani gitsin demiyorum ölsün abi. Girsin toprağın altına, çıkamasın. Bunun başka ötesi yok yani, başka türlü yapamıyor bu dünyada.

Toprakta vitamin olsun. Belki o şekilde biraz işe yarar.

Young Again

Whenever i m alone with you,
You make me feel like i m young again.
Whenever i m alone with you,
You make me feel like i m fun again.

http://www.youtube.com/watch?v=hRJimmei1c0