31 Aralık 2013 Salı

Yine Deli Gibi Yaptın Kendini İstanbul

Bir süredir yazamadım çünkü grip oldum. Grip olmak gerçekten dünyanın aptal zaman kaybı. 2013 yılı hakkında kısa bir şeyler bahsedip ve geçirdiğim haftaya hızlıca bi göz atıp, ardından sizinle bu yılı tamamlamak istiyorum. 

Elbette koca bir 365 gün herkese olduğu gibi bana da kazanımlar ve kayıplar verdi. Çok bla bla etmiycem herkes aynı şeyleri yazıyor. Ama geriye dönüp baktığımda, ders almadığım tek şey yine çok derinlemesine yaşadığım bohem özlemlerim oldu. Strong ve deeply, gözlerimi kapattığımda rüyamda beliren insanlarla birlikte yaşadıklarım. Sonra kendimi kendime terk edişlerim felan, bir bakmışım yıl bitmiş. Bu pişmanlıkları yaşarken yanımda olmasını istediğim insanların hiç biri yok, en gereksizleri ise yanımdaydı. Sitem benim hakkım. Perdenin diğer tarafında baktığınızda mutlu ve sosyal bir Silvia göründü. Maçlar, şampiyonluğumuz, partiler, aktiviteler, festivaller, konserler, buralarda tanıdığım dünya iyisi insanlar. Bunlar güzeldi. Hayatımda arkadaşım diyebileceklerim zaten yanımdaydı, anlatabiliyor muyum? : ) Gezi olaylarını hiç yazamayacağım, aklıma geldikçe deliriyorum. Ama içim rahat çünkü hoşuna gidince “hıımmm aaa bunu da paylaşıyım yağğğğ” diyen facebook bağımlısı biri olmadım. Çünkü Cumhuriyet çocuğu olmak, facebookta akp’li caps paylaşmayı gerektirir(!). Aklımda kalan diğer güzel bir şey de, uzun ve keyifli yaz tatilim. 

Şu son haftaya kadar... 

Hafta içi tam eve yeni girmişken rakıya çağırıldım. Çukur Meyhane’ye. Güzeldi, yeni insanlar tanıdım. Yanımda, yıllardır tanıdığım tek insan vardı. Onun tabiri ile biz; “annelerimizden sonra tanıdığımız en eski insanlar.” Hoş hala birbirimizi yiyoruz anlaşmak konusunda. Umarım yeni yılda, o akşam karşılıklı verdiğimiz kararlar bize uzaklık değil tutku getirir. Tek dileğim aramızdaki çekişmenin ve sürekli birbirimizden bir şeyler beklemenin son bulması. Gerçekten bu dileği; bir fikre, bir düşünceye duyacağınız aşk gibi bir bağlılıkla istiyorum. Tek dileğim bu. Çok içimden gelerek dün akşam ufak bi hediye aldım ona. Eğlenceli bir şey. Bu akşam sanırım görüşemiycez. Bana Phi Phi adasından getirdiği magnete aşık olmuştum. Son haftamı bu şekilde güzel bitirdim.




Yılın son günlerini ise yine müzik ile geçirdim. Geçen hafta yine bir deephouse adamı Claptone'nun canlı performansına ve ardından Cuma günü, Sofa Hotel Nişantaşı'nda düzenlenen “Future is now” partisine katıldım. Ekip bizim Tayfa. Çocuklara teşekkür ederim, “nerde parti orda biz” teması ile bir haftayı daha dostlar ile bitirdik. İkisi de, özellikle Claptone müthişti. Çok uzun bir aradan sonra, kemik tayfa ile bu kadar eylendiğimi hatırlamıyorum. Bizim kafaları çözmek zor. Geceyi, Claptone'dan ve dönüşte after için uğradığımız Kasette'den Semih'in sıcak selamını alarak bitirdim. Can’a, FG’ye ve Propaganda’nın 2.katı The Room’da hızlı(!) bir gece geçirdiğim dostlara teşekkürler. Fermina'dan gelen yeni yıl kartına da ekstra teşekkür etmek istiyorum. Son zamanlarda kendimi iyi hissetmemi sağlayacak en güzel dilekler bir kartta toplanmış ve bu Ankara'dan beni hiç tanımayan birinden geldi. Çok duygulandım, gerçekten.
Bütün hafta sonunu yatakta bitirdim. İnsan cidden kendine daha çok nankör. İlaçlar etkisini gösterdi, kendimi iyi hissettim, hemen hoop dışarı. Turkcell’den aldığım sinema biletini değerlendireyim dedim. 47 Ronin’e gittim. Geçen sene her Pazar günü şaşmadan yaptığım “Sıngle In The City” – tek kişilik sinema aktiviteme başladım. Ben bu efsaneli uzak doğunun kahramanlıklı hikayelerine bir ergen gibi hayranım. Başrolda genç kızların sevgilisi Kenue Reeves. Beğendin mi diye sormayın, yerlerde bayılana kadar beğendim,siz bakmayın bana gidin izleyin. Gerçek bi hikaye imiş.





Şimdi şuan dışarda, şıkır şıkır partiye hazırlanan, yüksek topuklar üzerinden ortalama 8 saat duracak, gecenin sonunda hindi iç pilav ile votka kusacak, Filli Boya sponsorlu kadınlarla dolu ve "ööff bu geceye partner bulamadım, cnm Taksim'e yakın ev felan, var mı yanındakinin bir kankisi?” diye hayıflanan erkeklerle dolu bir İstiklal Caddesi var.

Bu akşam ben ise ...Bu akşama insanların zorla anlam yüklemesi, bilmiyorum ya, ben ufak meraklı bir kedi gibi saatin akşam olmasını ve marketten alacağım eski peynirlerin hayalini kuruyorum sizi bilmem ama. İzmir'den arkadaşlarım eve çağırdı. I-ıh. Bizim ekip kemer country ev partisine çağırdı ı-ıh. Açıkcası grip olduğum ve ilaç kullandığım için bu durum bahane oldu. Timeout’ın hediye ettiği güzel bir kırmızı şarabım var. Yıllardır yapmak istediğimi yapıyorum bu akşam.  Belki fonda biraz Yaşar çalar, bir fişek de sigaram ayırmıştım. Kareli battaniyem ve kedimi unutmayın. Koskocaman bir şehirde tek başıma 4. yılımdan gün alıyorum. 


 

Enteresan bir yıldı cidden ya, umarım kayıplarımın yerine daha iyilerinin doldurduğu bir yıl olur. Yazıyı dün filmde geçen bir sözle bitiriyorum. Bin dünya ve on bin yaşam boyunca bulana dek seni arayacağım, hepsinde seni bekleyeceğim.

Siz de aramaktan vazgeçmeyin ve küs uyumayın. Mutlu yıllar.

30 Aralık 2013 Pazartesi

Biraz Huzur ve Battaniye

Çok bencilce olacak biliyorum ama şuan tek istediğim; geçen hafta hediye gelen kırmızı şarabı, yarın akşam bu hasta halimizle, battaniyenin altında seninle içmek ve patiklere sarılmak. Belki bir de, o çok sevdiğim kalorifer peteği önündeki koltuğunda, birlikte tv zaplarız. Seni yıllardır özlediğim için bunun 5 dakikasınını bile hak ediyorum ben.


24 Aralık 2013 Salı

Korkunçlu Rüya

Ayık kafa ile de yüksek kafa ile de düşündüm, bir sonuç bulamadım. Kukulardan ve pipilerden çok korkan bir kabinemiz var.

http://www.youtube.com/watch?v=AHWLVxg8MxA

23 Aralık 2013 Pazartesi

Şans Dilenmek


Şu zamana kadar hiç şans dilenmedim ama geçen yazdığım 2014 hayallerimin arasında ipad vardı hatırlarsınız. Her yıl olduğu gibi, otelin 2 gün sonra yapacağı personel yılbaşı partisinde çekiliş olucak. Şimdi blog takipçilerim ile bir sinerji yaratıyoruz ve bu çekilişte çıkacak Samsung tabletlerden 1 tanesini benim için diliyoruz. 3 tablet var, 57 isim var, şansım % 5 - OOOOOMMMMMM


Bir İhtimal Daha Var, O Da Yerlerde Ayılıp Bayılmak Mı Dersin?

Sizce bugün;

ofis işlerimi bitirmeye,
İstiklal Caddesine çıkıp otelin yılbaşı çekilişinde bana çıkan arkadaşa hediye almaya,
tekrar Harbiye'ye geri eve varıp, evi süpürmeye,
duş almaya,
çamaşır atıp çıkanları asmaya,
Bunlar bittikten sonra bir sigara sarıp, çay yapmaya,

vaktim olur mu? Ya da bir ihtimal daha var, o da yerlerde ayılana kadar bayılmak mı dersiniz?...

Ya ben enteresan bir haftasonu yaşadım. Onları yazmadan önce şu pazartesi yoğunluğunu atlatıp, kendimi bi eve atmam gerek. Yeni yıl telaşlarından da nefret ediyorum. Zaten yeterince yoğunum bir de bu hafta arası güne, çatlamalı patlamalı program sokuşturmaları ile gelmiyor mu bu insanlar, ayar oluyorum. Neyse, şimdi işe dönüyorum ve siz yukarda sorduğum soruyu düşünürken ben de işlerimi bitiriyorum otelde. Hadi bakalım...

http://www.youtube.com/watch?v=vb31Po5QJvw

19 Aralık 2013 Perşembe

2014 Acil İhtiyaçlar Listesi - Ama Çok da Acil Olmayabilir Yani

Evet, biz kadınların ihtiyaçları hiç bitmiyor ama hemen şimdi şuanda hayatımda olmasını istediğim şeyler var. Bunları 2014 hedefi olarak önüme koyabilirim. İhtiyacım varmış gibi gözükmüyorlar ama varlar aslında yaa :( Var var, değil mi? Bence kesin ihtiyacım var :(

1-Timberland Tarçın Rengi.
Bu aralar nedensizce aşık olduğum, modası hiç geçmeyen ve neden özellikle elit kesim tarafından tercih edildiğini anlamadığım bir ürün. Fiyatı 400,TL. Bir ayakkabı için bu para verilir mi verilmez mi bunun münakaşasını yapacak bir mantığa şuan sahip değilim çünkü buna şuan aşık olmakla meşgulum, gözüm bişi görmüyor. Deriden 'i takiplemem gerek. 35 yok, 36 için şansımı denerim. Bugün markofoni'de satışa girmiş ama süet yoktu. Üstelik 299,TL 'ye inmiş. Süet olsa alacaktım.

2-Horrizon Sun Glasses.
Türkiye'de yok, Amerika'dan bir kargo ücreti ile getirtebiliyorsunuz. Gözlüğün kendisi çok tarz ve sadece 14,-$ Toplamda 60-70,-TL'ye felama denk geliyor. Çerçevesi siyah, camları sarı-kırmızı olan klasik bir model alacam. Hemen şimdi şu zamanlarda aklımı kurcalayan yanarlı dönerli bir güneş gözlüğü. Belki yaza doğru. Evet, yaza doğru. 

3-Mango'daki sarı-kahve leopar desenli mont.
Ay çocuk gibi gidiyorum geliyorum seviyorum. Ofisteki kızlar vazgeçirdiler, çok iddalı ve pek herşeyle uyumu olmaz felan diye ama ben sanırım hazır indirime gitmişken alacam. Fiyatı 59,-TL Omuzlarında bir sıkıntı var gibi, normalde XS giyorum ama bunun XS 'i bana gitmedi, kararsız kaldım. Almıcam sanırım. Bilemedim.

4-2014 Planlarım arasında blog'umu .com 'a yada .net'e çevirmek istiyorum.
Bunun için alan araştırması ve web sitesi tasarımı yapmam gerek. Bunun için de zaman ve para gerek. Alan parası çok bişi değil de zaman maalesef para ile satın alınmıyor. Kafamda deli sorular.

5-Mancini ceketi.
Evet bildiğin güzel ve sarı renkli Mancini'nin nike montundan istiyorum. Bunu aslında Gs store'dan alacaktım. Hem XS hem de fiyatı 139,-TL 'de sabitlemişlerdi. Ama tembellik yaptım, salladım, önceliklerim değişti felan derken. Satıştan kaldırmışlar. Sanırım kendimi bıçaklıycam.

6-Mini ipad.
Gördüm geçen, çok şeker. Aşık oldum. Hatta en şeker apple ürünü diyebilirim. Ama iphone varsa buna hiç gerek yok dediler. Biraz karıştırdım kullandım. Biraz keyfi oldu sanırım. Kendisi 16 GB 399,-$

7-Banyo lavabosu kırık aylardır.
Bunu inanmıcaksınız ama Tarçın kırdı. Yani çok enteresan bir durum. Aynanın önündeki vazoyu lavaboya düşürdü ve vazo kırılmadı, siz düşünün. Araştırdım en uygun Koç-taş'da var, taşıma ve montaj ile 150,-TL 'ye geliyor. Müge'ye sürekli yaptırcam diyorum, bilmiyorum daha bi öncelik mi versem. Daha ucuz bir çözüm varsa, önerinizi alabilirim.

8-Duş perdelerimi değiştirip, banyo tavanımın biraz boya gereksinimi var.
Tavan yapılmıştı geçen aylarda. Geçen aylarda dediğim Şubat ayında :)))) bu Ocak'ta eve gidicem, annem "biraz tavan boyası var, onu kavanozda götürürsün" dedi. Duş perdesi için Müge ile bi kaç yere baktım, bulamadım. Bunun için yine Cevahir'e gitmem gerek. Ortalama 20-30 lira olması gerek. Bu banyo olayını kış bitmeden çözmeliyim.

9-İş yerimde giyinmek için düzgün, şık bi siyah ayakkabı almak istiyorum.
Basit bişi olmamalı, bütün gün koşturuyorum. Kışlık baktım, aslında çok da indirim var, Nine West 'den hala devam ediyorum almaya, yine yakaladım bir indirim, 69,-TL olmuş ama istediğim modelde değil. Yine düz bir çizme istiyorum. Onu da ordan beğendim 135-,TL ama son saniye vazgeçtim. Ben yürümeyi seviyorum, hali ile dayanmıyor ayakkabılar bana. Evimin İstiklal'e, Taksime'e, iş yerim olan otele 13 dakika yürüme mesafesinde olması çok da faydalı bir durum değil aslına bakarsanız. :)

10-Penti'den daha geçen hafta 30 liralık alışveriş yaptım, yine 2 tane çorabı çöpe attım.
Gidip çorap almam gerek. Ben zaten çok seviyorum çorap almayı ordan :) Makyaj temizleme solüsyonum bitti. The body shop'a da bir 50 liralık bütçe ayırmam gerek! Şu papatya özlü olan ve pamukta köpüren olaya hayranım. El - ayak oldu yıllardır bana.

11- 31 Aralık'tan önce gidip ikametimi şişliye aldırcam. Sonrasında da pasaport çıkartmam gerek.
Bunu yıllardır yapmadım, çaktırmadan halletmem gerekiyor. Halletmek için iş yerimden 1 saat izin alsam yeter. Pasaport ücreti 2 yıllık; 293,- TL

12-Biletler!
Bu gidişle Cansu beni satacak gibi. Kızdan ses soluk yok. Bunu yapabileceiğim başka adam da yok dışardan baktığımda. Yani Cansu Hanım'a güvenip iş yapacağız, du bakalım... Satmazsa İtalya biletlerini alacağı. Uçak bileti gidiş dönüş 450,-TL Interrail 700,-TL Neyse ki bunun için çoktan planlanmış bir hesabım var.

(Yeni) Mim Yaptım Gibi Bişi Oldu -3

AHAHAHAAHA Daha ben mimlediklerimden cevap alamadan, ben yenisini hazırladım. Hadi bakalım mim severler, blogunuz olmasa bile yazıp gönderin bana yaaaa, bu mim olayı yitip bitmesin. Çok tatlı okuması da yazması da. Mimliyorum ben de; Minoshka (zaten dünden bekliyordu :)))) Hello Radio, Zihnin Arka Sokakları, My Empire of ShitMia WallaceEvanası Dragonlance (biliyorum çok yoğunsun ama mimlendiğin zaman kaçamazsın bu nedenle senin Mim sayın 2 oldu, ikisini birleştirip de cevapla lütfen :) Panik Butonu'nu da henüz mim'i görmedi ama belki yapmak ister...

Herkese güzel okumalar, ben işe dönüyorum, size de büyük bir Yaşar fanından akustik bir parça bırakıyorum; http://www.youtube.com/watch?v=ZVlzUEZLuG0

1-Hayatında seni deliler gibi mutlu olmana sebep olan bir an var mı ?
Çok çok fazla an var elbette. Ama özellikle son yıllarda her sene yıllık izine çıktığımda sabaha karşı Ayvalık’a vardığımda o tan vaktinde kendimi inanılmaz mutlu hissediyorum. Bunu resimlemek de çok hoşum gidiyor.

tan vakti - Ayvalık

2-Şimdi oralarda olmak vardı dediğin bir yer? Bir mekan ? Bir şehir?
Şuan, denize sadece 1-2 adım mesafede bir yerde kahve içmek isterim, mesela Cunda.

3-Bugünlerde en çok dinlediğin şarkı ?
Nilüfer – Esmer Günler. Foals – Out of the woods.

4-Giymekten keyif aldığın ayakkabı hangisi, ne tür ? Peki ayakkabı numaran kaç ? ^^
Supergalarım. Benim ayağım yok, kedi patilerim var, 35 numara. Bir de vazgeçemediğim siyah new balancelarım.

5-Bana giyim tarzını anlatır mısın?
Yazın Jean short/tshirt  Kışın, tayt/tshirt ya da Jean/uzun kazak ve hoodie. Havaya göre kısa çizme ya da lastik ayakkabı.

6-Uğurlu bir eşyan var mı?
Yok.

7-Tahamül bile edemediğin yemek ya da lezzet?
Kapuska, karnıyarık ve kuru fasulye. Dünyanın en gereksiz 3 yemeği. Onlarsız bir dünya düşlüyorum.

8-En çok sevdiğin film sahnesi?
AHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAH Pulp Fiction. “Ölü Zenci Deposu” sahnesi. Sanırım bu film, absürt Amerikan komedi tarihinin ve Tarantino aşıklarının (benim gibi) en iyi sahnesidir;

-Sana bişey sorucam,  lanet olası evin önünde ölü zenci deposu diye bir tabela gördün mü?  
-Jimmy, şey.. bak,.. burda…
-Başlatma Jimmy’ne! Lanet olası evin önünde ölü zenci deposu diye bir tabela gördün mü?  
-Hayır görmedim.
-Neden görmedin biliyor musun?
-Hayır...
-Çünkü burası lanet bir ölü zenci deposu değil de ondan!

 

9-Şiir, öykü vs. içinde geçen en sevdiğin kitap cümlesi
Bu kitabı 2 kez okudum ve 2’sinde de ağladım. Sanırım hayatımda okuduğum en hüzünlü ve en vurucu cümleydi; "Paulo Coelho, Zahir : Sy 89. “Bütün bildiğim onsuz yaşayabildiğim halde, hala onu yeniden görmek, birlikteyken hiç söylemediğim şeyleri söylemek istediğim : seni kendimden bile daha çok seviyorum. Bunu söyleyebilirsem o zaman kendimle barış içinde yaşamayı sürdürebilirim çünkü bu aşk beni rehin aldı.”

10-Türkçe haricinde hangi dile ilgi duyuyorsun ya da hangisini konuşmak isterdin ?
Fransızca. Müthiş seksi bi dil.

11-Gözlük ya da lens kullanıyor musun ?
Gözlüklerim var.

12-Alışverişini yapmaktan en çok hoşlandığın şey nedir ?
Ayakkabı! Parti elbisesi! Penti Çorapları!

13-İnternet hiç yokken, hayatımda  ………….. vardı.
MTV çok izlerdim, ingilizceme inanılmaz çok katkısı oldu.

14-Şans mı ? Tesadüf mü? Kader mi?^
Üçünü de biz yaratıyoruz. Dolayısı ile hepsi bizim elimizde, istediğimiz zaman istediğimi şeyi gerçekleştirebiliriz. Önemli olan plan yapmak, hedef koymak, gerçeklemesini sağlamak için zaman yaratmak.

15-Ekşi mi? Tatlı mı? Acı mı? Sade mi? Şuanki hayatını tamlayacak en yakın lezzet hangisi? Acı.

16- İkinci bir şansın olsaydı kim olarak dünyaya gelmek isterdin ?
Pelin Batu. Bu kadının tarzına inanılmaz özeniyorum. Tipi çok hoşuma gidiyor. Bakışları felan, garip bi kadın. Ses tonuna da hayranım.

17-Başka bir mesleği seçecek olsaydın bu ne olurdu?
Arkeolog. (Babam izin vermedi... Mazimde bir yara.)

18-Bir gün mutlaka bu duyguyu tatmalıyım dediğin bir olay var mı?
Küba gezisi.

19-Hayatın boyunca en nefret ettiğin insan özelliği?
Yalancılık elbette.

20-Rüyaların gerçekliğine inanır mısın ? Rüyalarını dikkate alır, hatırlar mısın ?
Kesinlikle hatırlarım ve yazarak not alırım. Hayatım boyunca beni etkileyen her şey rüyama konuk olmuştur. Özellikle “günlük zamanlama sorunlarımı” rüyalarımda çok görüyorum. Özellikle bir şeyleri yakalama, yetişmeye çalışma ve kaçırma gibi. Gerçekte de böyle sorunlarım çokca var.

18 Aralık 2013 Çarşamba

Hazır mıyız?

Çok efsane bir Mim yazıyorum.  İlk defa yazmış olucam. Yarın ya da ondan sonraki gün yayında. Her an mimlenebilirsiniz. :) Bir gece. Ansızın. Hazır mısınız ?

Minoshka'dan Kart Var Ay Ayol

Haftanın olayını unuttum, nasıl eklemem bunu blogaaa!!!! Bu gördüğünüz kartı Minoshka'dan aldım ve sanırım şu aralar ciddili mutluluk sebebim. Üstündeki kediye aşık oldum. Ay evin her yerinde dombili patatesleeerrrrr. Kalp kalp kalp. Biraz gecikmeli de olsa O'nun kartıda yola çıktı. Ek olarak bir de bir şarkı hediye edeyim aşağıda. Geceleri iyi olsun. Çiçekli yastık mu az zam. BAHAHAHA

http://www.youtube.com/watch?v=jniQfwJHKEM



Kimin Var Böyle Şanlı Hayatı

Yaaa çok birikti yazacaklarım ama burayı böyle bi günlük gibi kullanıp kafanızı da ütülemek istemiyorum, ne biliyim yazmazsam da kendimi eksik hissediyorum, bari son 2 haftada ne kadar saçmalamışım, siz de okuyun gülün, ben de rahatlayım geçsin bitsin :))


Passivecore'un daveti üzerine Üsküdar Devlet Tiyatrosu'nda "Sessizlik" isimli güzel bir oyun izlemiştim. Bunu yazmıştım son yazıda. Kendisine burdan yine teşekkür ederim. Akabinde ertesi gün de Probaganda 'da birlikte Kraak & Smaak performansını izledik. Tayfa Truffle'da buluştu. Sakin bir haftasonundan sonra Kasım ayını bitirmiş oldum. 

Yaşar konseri ile sözünü aldığım rakı sofrasını Aralık ile açtık. Sofranın davetlisi olarak burdan Dorukhan ve Ozi'ye teşekkür ederim. Dördümüz yine güzel bir hafta ortası buluşması yaptık. Yakup 2'den Asude'ye geçtik. 


Annem Almanya'dan döndü. Kendini toplamış. İyi görünüyordu. Morali eh şöyle böyle. Alanda karşıladım 6'sında. İzmir uçağına bindirdim alandan geri. Çikolataları ve kahveleri paylaşmaktan sohbete zaman kalmadı. Klasik Almancı valizleri işte. Zaten ben Ocak ortasına İzmir bileti almıştım, o sohbet açığını orda kapatıcaz. İzmir'e gittiğimde zaten ciddili bir kuaför felan da yapmam gerek. Saçlarım iyrenç derecede uzadı, baş edemiyorum. Beyoğlundaki kuaförler adamı kezomançi yapıyor.

Bu hafta içlerinde maç felan oluyor acayip iyi geliyor. Evden kış günlerinde dışarı çıkmayı pek sevmiyorum ama maç olunca mecbur gidiyorum, hareket oluyor hoşuma gidiyor. Bunlardan biri de Elazığ maçıydı. Tuna'nın gelişinden 1 gün önce lig maçını yaptım döndüm. 



Veee 7 Aralık'ta Tuna Bey'ler teşrif etti. Bayaa güzel zaman geçirdik ve yine çocuklarımıza anlatacağımız anılarımız birikti. İlk akşam, ayarlasam uğraşsam denk gelemicek buluşma oldu. Gelir gelmez yemek yedik, saat de erken olunca Asude'ye gidelim zaman geçsin, Tayfa'nın İstiklal'e inmesini bekleriz dedik. Daha bira siparişlerini verdiğimiz sırada içeri Dorukhan girdi. Yolu düşmüş uğramış. Bizi de görünce 2 saat muhabbet ettik. Biz ordan ayrılıp gece Truffle'a geçtik. Günü erken bitirdik. Sonrasında klasik abla + kardeş haftasonusu oldu. Uyuduk yedik gezdik. O'nu Balkon Sefası'na götürdüm.


Pazartesi Galatasaray- Fener basket maçı vardı. İpekçideydik. Tuna için güzel bir anı oldu. İlk İpekçi deneyimi idi. Maç sonucu da istediğimiz gibi olunca keyfimize deymeyin. Ertesi günü ise geliş amacı olan Juventus maçı geldi çattı. Benim hiç aklımda yoktu gitmek. Son dakika bir dostumun (Kaancım teşekkürler) kombinesi boşa çıkınca, dayanamadım aldım ve Tuna ile gittik. Öncesinde Ali Sami Yen Sokak felan. Basında ve eminim ŞL tarihinde genişce yer bulan bir olay yaşandı. Maç kar nedeni ile tatil edildi. Müthiş zor şartlarda geri evlere döndük. Ne yaptım ne ettim ertesi güne izin aldım ve saat 15.00 'de oynanan maça tekrar gittik. Efsane bir durum. Acayip bir anı oldu bizim için. Peş peşe 2 tane ŞL maçı izlemiş nesile dahil olduk  :) Skora gelince... 85.dakikada sadece 1 gol ile turu geçtik. Tüylerim hala diken diken oluyor aklıma geldikçe. Videoları izledikçe gözlerimiz doluyor. Daha da fazla anlatamıcam... Maçın karesi aşağıda.


Galibiyet rakısı, evet onu unutmadık. İkimiz başbaşa biraz ayak üstü de olsa Yakup'da rakı içtik. Güzel galibiyetleri konuştuk. Eve erken döndük. Cuma günü ise, İpekçi'ye yine gittik. CL maçımız vardı. Haftada 4 maç ile hayat rekorumuzu kırmış olduk. Bu çocuk İstanbul'a gelince şehir dışı deplasmanlarını da artık organize edeceğiim. Pazar gününe alınan Ankara deplasmanına çok niyetim vardı ama Tuna'nın gidişinden sonra kendimi çok yorgun hissedeceğimi tahmin ettiim. Uçak saati de gün ortası olunca, İtalya bütçemin ağzına sıçmayım dedim, vazgeçtim. Ankara aklımda var, başta Doğa'yı ziyaret edicem Bir de Eskişehir. Barış'ı görmem gerek. Özledim,yeter da. Geleceği yok zaten daha. 


Tuna dönmeden önce küçük bi Kadıköy ziyareti yaptık. Cansu, Tuna ve ben Kadı Nimet'te balık kalamar yedik. Vagon'da çay içtik. Muhabbet ettik. Ertesi gün Tuna'yı yolcu ettim. Geri de kalan ben oluyorum bu şehirde. Ve bir baktım Pazar'da bitmiş. Saçlarım nemli, kombi açık, güzel bir uykuya dalmışım.

Toparlamak gerikirse, bana hafta içleri arka arkaya dışarlarda koşturmak yaramıyor. Sanırım yaşlanıyorum. Yürüyen merdiveni çatır çutur çıkan Tuna, "sikseler orayı çıkmam" diyen Ben. İşte aramızda fark artık buna kadar düştü arkadaşlar. Gelişi iyi geldi. Kendimi yine de 1 haftalık bir tatilde gibi hissettim. Hayallerimizi ve planlarımızı konuştuk. Biraz ablalık biraz kankeytoluk yaptım. Çabucak bitti gitti :( Şimdi kim bilir bir daha ne zaman gelir buraya... Bu hafta accayip bi hafta. İşten başımı kaldıramıyorum. Habire bir yerlere e-mail yazıyorum, revize yazıyorum, iş onaylıyorum, gelecek yıl işlerini toparlıyorum, olmuyor bir daha bir daha, yanlış olmuş Silvia, yapılmadı mı Silvia, bitmedi mi Silvia? Yaaa ben sizin amınıza koyayım ya?!?!

Millet şimdiden yeni yıl telaşına girmiş ama hafta içine denk geldiği için bir sik olcakmış gibi durmuyor. Bana standart bir arkadaş toplaşması ve ertesi günü güzel bir uykudan başka bir şey ifade etmiyor. Özel bir partiye davetiye almazsam ne ala. Bilmiyorum. Ancak gözümde çok büyüyor. Elbise bak, makyaj yap, yok ayakkabı bilmem ne, ööfff içim bayıldı düşünürken bile. Keşke Electronica Fest'te yaptığımız güzel bir roadtrip ile alıp başımızı gitsek Selimpaşa'ya, efsane olur. Neyse, daha var...

Bu sıralar Dorukhan'ın yüzünden yine çocukluk şarkılarıma sardım. Açtı geçen akşam Asude'de Nülüfer, kitledi bizi 90'lara. Ben hayırdır ya? Yine aklım kayıp gidiyor bir yerlere. Kimin var böyle şanlı, şıkır şıkır hayatı. Şuna baksana. Dağılıyorum. İmdat.

Sen beni bırakıp böyle gitmezdin hiç, yapmazdın.
Aylar geçti, ayrılık, sen delisin.
Yapma, yapma.

17 Aralık 2013 Salı

Mim Yaptım Gibi Bişi Oldu - 2

Minoshka saolsun, bana da bulaştırdı bunu, 1 tane geçmişte ondan alıp yapmıştım. Hoşuma gitti. Her neyse, cevaplar aşağıda. Güzel okumalar. Bu arada 2 haftalık blog yazısı birikti, bunun üzerine daha kafamda gerçekleştirmek istediğim bir projenin sorularını hazırlamam gerek. DÜNYA kadar ofis işim var, tüm bunların üstüne salak ve komik platonik aşklar yaşıyorum, tüm bunları ne zaman toparlıycam zerre fikrim yok. Sırf aylaklık yapıp böyle işlerle uğraşıyorum işte. ALIN BENİ BURDAAANNNN ALLAŞKINA!

Sonradan edit: Benim mimleyeceğim isimler zaten mimlenmişler ve cevaplamışlar, Mesela Minoshka, mesela Enjoy the Ride. Çok okuyanım yok sanırım, yani ben öyle biliyorum ama bildiklerim arasında Dragonlance, Panik Putonu ve Cihan SLX 'i mimliyorum. Haydi cevaplayın da okuyalım bir an önce :) 

1. En sevdiğin renk?
Modada Siyah. Klasik kadın tribi işte. "HERŞEYLE UYUMU VAR CINIM YYAĞĞĞ". İşin aşk kısmında ise, Sarı-Kırmızı.

2. En sevdiğin çiçek? 
Gül reelde sevmem ama ikonik olarak seviyorum. Retroluğu ve sosyal hayatımdaki anlamı hoşuma gidiyor. Gül dövmem de var. Hatta 2 tane! Hikayesini blogta yazmıştım. Gül’ü sevmeyip dövmesini yaptırmış olmak da ayrı bir cinslik işte.

3. En sevdiğin yemek / sebze / içecek?
Zeytinyağlı fasulye. Etsiz her sebzeyi yerim. Ama Patates, evet her şekline bayılıyorum. Şaraplara ise özel ilgim var. Doğal meyve suları ile yapılan votkalı karışımları seviyorum. Çay ile evlenirim.

4. En sevdiğin yerli  / yabancı şarkı?
Sıla'dan Korkma. Yabancı; The Doors Love Me Two Times. 

5. En sevdiğin komedyen?
Jay Leno!

6. En sevdiğin kız / erkek ismi? 
Hanzaade. Kesinlikle çok asil bi kadın ismi.

7. En sevdiğin kitap?
Ooo.. Bu soru. Binlerce kitap okumuşumdur ama cevap için başa dönmem gerek. Jules Verne'nin Kaptan Grant'ın Çocukları. Yaş 10 felan. Hayatımda, kitaplara olan bakış açımı değiştirdi. 

8. En sevdiğin yerli / yabancı oyuncu?
Ekranda Penelope Cruz. Sahada Selçuk İnan. Evde Tarçın kedisi.

9. En sevdiğin yerli / yabancı film?
Pulp Fiction. 

10. En sevdiğin yerli / yabancı dizi?
Californication ve Dexter. Show ve programlara ilgisiz olmamın nedeni evimde televizyonun olmaması sanırım. 

11. En sevdiğin yerli / yabancı şehir?
Ayvalık. Yabancı da ise İtalya'nın Kuzeyi. Ama henüz gitmedim. Bu yaz kısmetse, ay hadi inşallah!

12. En sevdiğin gazete / gazeteci?
Gazete okumuyorum. Gazeteci de takip etmiyorum. Online olarak SolHaber takip ediyorum. Yeterli oluyor.

13. En sevdiğin mevsim / gün / ay?
Bahar doğumlu olsam da vıcık vıcık yazı seven biriyim. Haziran-Eylül arası.

14. En sevdiğin kıyafet / kıyafet tamamlayıcısı / takı?
Blue Jean. Şal. Renkli iplik bileklikler. Onlarca var, yazın takıyorum. Galata’dan alıyorum. Anısı var.

15. En sevdiğin makyaj malzemesi / bakım ürünü?
Nivea BB Krem. Body Shop'un zeytinyağlı şampuanı. Nivea Bronz 4 faktör yağ.

16. En sevdiğin çizgi karakter?
Ersin Karabulut ve kendisi.

17. En sevdiğin anı?
Ayvalık'ta, müthiş manzarasıyla eski evimin balkonun yaptığım yaz kahvaltıları. Yaş 4-5.

18. En sevdiğin özelliğin? 
Yaratıcılığım ve keşfetmeyi çok seviyor oluşum.

19. En sevdiğin his?
Keşif duygum. Bunu ilk ben yaptım hissi! Bu his Koç burcunun kaderi.

20. En sevdiğin canlı?
AHAHAHAHAHAHAAH KEDİ.
Neden güldüm, çünkü canlı demek çok sıradan geldi. Kedi sıradan bir canlı değilmiş. Mısır Mitolojisinde Uzay’dan gelen ve insan türünün korunması, denetlenmesi üzerine evrene gönderilmiş yıldızlar arası elçiler olarak anlatılıyor. Bunu dikkate alıp, evde bir tane elçi olduğunu düşünüce gülesim geldi. Patates gibi dombili, mutluyken poposunu attıra attıra koşan, kuyruklu bıyıklı, yaş mamayı kaçırınca ağzı kokan elçi mi olur ya? AHAHAHAHAHAHA

Neyse, herkese iyi haftalar, mutlu mimler ^^

3 Aralık 2013 Salı

Lacivert Şarap


Hala keyfim yok o yüzden keyifsiz yazı yazmak istemiyorum. Onun yerine şu resimi şuraya bırakıp gidesim var. Bunu görünce, İtalya tatiline gitmesem de, yine Ayvalık'taki evime mi gitsem acaba diye düşündüm...

Ben bi şişe şarap alayım bu akşam en iyisi mi. 

2 Aralık 2013 Pazartesi

Bence Gidin

Mutsuzlukların mutsuzluğunu yaşıyorum. Zirvedeyim. Bence gidin ve gelmeyin. Çünkü ben bu şehirde zaten yalnızım, mesafeleriniz ve yapmacık hareketleriniz yanlızlığımı doyurmuyor.

http://www.youtube.com/watch?v=hoVXvh52EXQ

28 Kasım 2013 Perşembe

Yapma Volkan! Çökme Hakkımız Dolduuoooo

Evet, çökme hakkım bu sefer dolduuuooo, çünkü biriken işler, saçma sapan yoğunluk, 2014 işleri, aylık periyodik ruh halim derken çöktüm. Yorgunluk, moral bozukluğu, etrafımdaki insanlara yoğunlaşamamak vs. eklendi, çökme hakkımı bitirdim ve yılın son ayına artık çok iyi girmekle yükümlüyüm.

Bunca sinirliliğin, bunca işin arasında son 2 haftada sadece 1 tane tiyatro oyunu izleyebildim. 1 sayfa bile kitap okumadım. Günlerdir Pinterest'te yatak odası ve salon dizaynları, christmas DIY's ve güzel kıyafet kombinleri Like'lıyorum. Bunların arasında sadece tiyatro oyununu ve Üsküdar Tekel Sahnesin'den Kemal'in bana ayırdığı değerli zamanı kayda değer. Sessizlik'i izledim. Oyun cidden çok iyidi. Geriye halan haftamı ve günlerimi kaldır çöpe at. Belki eserse yarın Propaganda'daki etkinliğe giderim. 7'sinde Tuna tatile geliyor. Moralimi düzelticek kısmen. O da bu hafta Galatasaray Sözlük'te çaylak oldu. Çok sevindim, umarım kısa sürede yazar olur. Kardeş yazarlar statüsüne biz de geldik. Hayırlısı olsun.


Geçen Cumartesi Dorukhan, Ozi ve kız arkadaşı Merve, dördümüz önce Sivas maçını izledik akabinde Asude'den Yaşar konserine geçtik. Yaşar'dan vazgeçemiyoruz. Yeni de albüm çıkardı, eski şarkılarından da söyledi. 

Filateli.gov.tr'den 18 Kasım'da sipariş verdiğim pullar hala gelmedi. Web sitelerinden bulduğum telefona cevap vermiyorlar, adrese e-mail attım. 2.sinden sonra cevap verdiler, bugün henüz postaya verilmiş. Atmasam sallamıcaklar belki.


Hava buralarda çok soğudu. Geçen hafta sonu henüz yağmur başlamamışken, konser sonrası geç uyanıp Balkon Sefası'na gittim. Nilşah'ı ziyaret ettim. Alışveriş festivalinin tarihini uzatmış. Bana da bahane oldu, ayırdıklarımı götürdüm ve teslim ettim. Ben de kendime çok tatlı bir bluz ve kendisinin özel olarak sattığı şu çizgili maskulen pijama altlarından 1 tane aldım. Zeytin yeşili, gri gibi. Aşık oldum rahatlığına. Gittiğimde güzel kahvaltısından tattım ve çay içerek asma katta çok güzel bir Pazar geçirdik. Ablası ile tanıştım, ikisine de buradan sevgiler, daha sık ziyaret edeceğim onları bu kış.


Mutsuzum. Nedeni iş miş diye buna bağlıyorum ama aslında değil, nedensiz, bilmiyorum. Sadece çay içip, Chelsea Wolfe dinlemek istiyorum. Beni biraz rahat bırakın.

14 Kasım 2013 Perşembe

Yeni Yılın İlk İzmir'i


Sanırım Dünya'nın en tatlış hislerinden biri İzmir'e uçak bileti almak... 

1-2 gündür başka işlerle ilgilenirken arada kaynadı, fırsatım olmadı. Uçak biletimi 10-12 Ocak'a aldım en sonunda. Kardeşim Aralık 7-15 arası İstanbul'da benimle tatil yapacak. Sonra da ben gideyim İzmir'e dedim. Kışın güzel olur oralar. Biraz da Karşıyaka'da fotoğraf çekerim belki. Çok özledim.

https://youtu.be/Uvec96wI6GI

13 Kasım 2013 Çarşamba

Tophane'nin Balkon Sefası

Tophane ve Karaköy ziyaretlerine geçtiğimiz hafta devam ettim ve yine müthiş güzel bir mekanımız daha var artık burada.

Balkon Sefası, Kumbaracı Yokuşu'nun sonunda, sokağın esnafı ile iç içe bir kafe&ofis. Şu sıralar yaptığımız Karaköy gezilerisi sırasında, önünden geçerken keşfettik. Ben durup bir baktım. Penceresinde peyjaz ve düzenleme sloganları görünce önce iş yeri gibi algıladım ama yanılmışım. Çünkü bu özel mekan önce çok şık bir kafe ardından sizlerin bahçelerini,teraslarını ve balkonlarını özenli tasarlayan Nilşah Hanım'ın işlettiği sıcak iş ortamı. Aynı gün Balkon Sefası'nda bulunma imkanım olmadı ama geçen hafta Timeout İstanbul Kasım sayısında tesadüfen rastlayınca, ziyaretin artık güzel fikir olacağıını düşünerek, Cumartesi soluğu burada aldım.


Kapalı, bulutlu İstanbul'u çok soğuk olmamak şartı ile seviyorum :) Haftasonu bu bohemian havaları böyle orjinal mekanlarda geçirmek çok keyif verici. Gittiğimde Nilşah Hanım'ın sıcak karşılamasıyla hemen pencere kenarındaki güzel koltuklara yayıldım. Henüz açılalı 4-5 ay olmuş. Menüsünde, kahvelerinden ve organik ürünlerle hazırlanan kahvaltısından tutta, el yapımı sandviç ve salata çeşitlerine kadar görebilirsiniz. Evet, en çok ön plana çıkan organik kahvaltısı. Günün her hangi bir saati uğrayıp, demleme çayınızı içip, Tophane sakinlerinin günlük sokak koşturmasını izleyebilirsiniz. Yakın zaman önce, mekan; müzisyen Fettahcan'nın bir çekimi için kullanılmış. Henüz web sitesi yapım aşamasında ve menülerine Twitter, Facebook ve Instagram adreslerini koymayı unutmamış. Günümüzde web siteleri, işletmelerin aynası ama markalar artık kurumsal sitelerin önüne geçti ve sosyal medya adresleri, kişisel gezi - deneyim bloglarında aratılıyor. Bu nedenle Balkon Sefası'nın sosyal medyada yayımladıkları haberler, bilgiler oldukça güncel. Web sitelerini aratmıyor.


Balkon Sefası'nın bir diğer güzel özelliği ise Denizlili olan Nilşah Hanım'ın bu bölgeden getirdiği organik tekstil ürünleri. Bunları kurulan stadlarından satın da alabiliyorsunuz. Özellikle "masa örtülerinin" açılıştan bu zamana çok talep gördüğünü anlattı. Şık kurumsal logosu, ufak kartvizitlerle ürünlere iliştirilmiş ve çok hoş bir sunum yakalanmış. Fiyatlar çok makul. Bu detay da gözümden kaçmadı. Dekor konusunda mesleğini adeta. Peyzaj planlama ve iç mimari işleri ile uğraştığı için hiç zorlanılmamış ve cidden çok tatlı bir maken ortaya çıkmış. Cihangir'in antikacılarından ve işletme sahibinin evinden getirdiği çeşitli raf, masa, sandalye, koltuklar seçilmiş, süslenmiş. Bana Ayvalık'ta Rum'lardan kalma eşyalarla hala yaşanların olduğu ve çocukluğumda bu evlere gittiğim misafirlikleri anımsattı. Mesela fotoğrafladığım bu soda bardağına ben bayıldım :) Mekanın kapasitesi aşağı yukarı 18-20 kişi. Benim şahsen en çok dikkat ettiğim konular sunum ve misafir iletişimi. Dekor da bunu destekliyor. Hepsinden çok memnun kaldım... Akşam saatlerinde gittiğim için aklım organik kahvaltısında kaldı, en kısa zamanda bir Pazar'ımı sadece bu kahvaltıya ayırmak için tekrar ziyarete gideceğim.

Henüz iç kısımda yer alan asma katını gittiğimde açmamışlardı. Bu hafta yayınladıkları flyer ile 2. katlarını artık hareketlendireceklerini gördüm, çok sevindim. 15-16-17 Kasım tarihlerinde alışveriş günleri yapacaklarmış. Ben de zaman bulabilirsem 1-2 orjinal eşya ile destek vermek istiyorum. Flyer burada :


Oradan ayrılmadan önce Nilşah Hanım ile ayak üstü kısa bir sohbet imkanı buldum. Bu sohbet sırasında, burayı Nilşah Hanım'ın birlikte arkadaşı ile işlettiğini öğrenince çok şaşırdım. Genç yaşta, bu kadar hoş bir mekanı yaratması inanılmaz hoşuma gitti. Bu sayede, hem mesleğini devam ettiriyor hem de yiyecek içecek sektörüne atılmış olmaları ayrı güzel bir deneyim. Seçilen mahalle, içi, dışı, yaklaşımları, sanki çok sevdiğiniz dostunuzun evinin oturma odası gibi. Çok eminim, ilerleyen günlerde Karaköy'ün ve Tophane'nin gelişen yüzünün ilk örneklerinden olacak. Ben Balkon Sefası'ndan çok güzel elektrik aldım ve aklımdan boş zamanlarımda buraya gelip Nilşah Hanım'a yardım etmek bile geçti. Sizi içine çekerken, samimi havayı aynı anda yaşıyorsunuz. Bunu verebilmek bile, doğru yolda olduğunu gösteriyor.

Alışveriş Günleri'ni dört gözle bekliyorum. Bu akşam eve gidince, neler götürebileceğime bakacağım. Kendisine başarılar dilerim. Temennim bol bol misafirleri olur. Orjinal fikirleri ve başarılı projeleri ile Tophane'nin daimi yaşayan bir markası olarak kalır.

Adres: Kumbaracı yokuşu No.6 Beyoğlu  İstanbul T + F : @bakon_sefasi  instagram/balkon_sefasi

12 Kasım 2013 Salı

Yarım Paket Sigara

"...İşim gücüm olmasa emin ol yapardım bir çılgınlık, yazardım hatuna üç beş satır, derdim böyle böyle güvenme şu hayatındaki adama, boşuna başının etini yiyorsun, kuşkulanmaların yeridir. Hem bunlara deymez O, bak bir sürü pisliğini biliyorum. Ama yapmıyorum. Yani sonuca bakıldığında, bana ne adamın jartiyer sevdiğinden, Konya'lı olduğundan, parlak üniversite hayatını bok ettiğinden felan... Bu saatten sonra kimse kimseyi ilgilendirmiyor. İyisi mi ben hiç sesimi çıkartmayım. Bu çocuk kızın hayatını s*kmeye devam etsin, kız da bunun kafasını. Nasılsa bir gün her şey bitecek. Hatun bu orantısız aşk hayatından aldığı maşallah kütük gibi bir ders ile Egeli köyüne geri dönecek. "

...
Şu penguenli iç çamaşırlarını anlattığım kısa öyküyü bu blogta yayımladıktan sonra bir heves gelmişti, başlamıştım yeni bir öykü yazmaya ama yarım kaldı... Yukarıda, yarım kalan öyküden kısa bir bölüm paylaştım sizinle. Yarım kalan mevzuları da en az bitmişleri kadar seviyorum! Cesaret veriyorlar bana. Bilmiyorum ya böyle entrikalı yazıları okur seviyor, devam etsem mi bilemedim. O yüzden bunu şöyle buraya bırakıyorum...

9 Kasım 2013 Cumartesi

Son Kış Güneşi & Tarçınlı Çay

Dün Anneciğimi karşılayıp Taksim'de güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra İstanbul'un son kış güneşinde İstiklal'de keyifli bir yürüyüş yaptık. Aktarmalı yolculuk öncesi bu kahvaltı ve yürüyüş bize çok iyi geldi. O'nu biraz daha iyi gördüm, iyi görmek beni de iyi yaptı. Umutlu ve metanetli konuşmalar yaptık, havadan sudan bile konuşma fırsatımız oldu. Bir ara Özgür'ün bebekliğinden konu açtı ve gözleri doldu. Çünkü annem büyüttü Almanya'da O'nu. Çocuğu gibiydi. Kaybetmek çok zor, anlatamam. Bugün mezarını ziyaret edecek. Düşünmesi bile aklımı oynatmama neden olabilir. Pasaport kapısına kadar annemle birlikteydim. Bişiler yedik ve vedalaştık. Giderken videosunu bile çektim. Ocak ayında İzmir'e gitmeyi düşünüyorum. 1-2 aydan önce görüşemeyeceğiz belki. Gece whatsapp'tan (bu whatsapp gerçekten hayat kurtaran bişi) dayıcım ve teyzelerim annemin resmini de attılar, evde hep birlikte duygusal anlar ve çay - muhabbet varmış. Bunu görünce zaten o stres bitti, uyuyakalmışım.


Bu sabah ofise geldiğimde masamda bu güzel postcrossing kartlarını buldum, öyle mutlu oldum ki anlatamam. Bir gün önceden kalan yorgunluğum gitti adeta. Hemen kayıtladım sisteme. Bir tanesi Belarus diğeri Çek. Bugün Cansu ile Kadıköy'de buluşacağız. Benim de atmam gereken bir Almanya ve bir de Hollanda var. Bu işler beni acayip dinlendiriyor ve mutlu ediyor. En büyük hayalim bir gün Küba'dan kart almak.


Kadıköy'e 2 haftadır gitmiyordum. King'te Çorak Topraklar yani serinin 3 numarasına geçtim. Hikaye çok hızlandı ve müthiş dialoglar var içerde. King'in gerçekten hayal gücünü yaşıyorsunuz. Vapuru özledim, binip denize yakın bir kenar seçeceğim kendime öğle sonrası.


Dün markette tarçınlı & erikli çay buldum. Lipton'nun böyle bir çayı olduğunu bilmiyordum. Bana Yasin'i ve Dem Karaköy'de geçirdiğimiz günü anımsattı. O gün çektiğimiz fotoğraflar cidden çok iyi çıkmış. Arada açıp bakıyorum ofiste. Markette bulduğum çayın resmi burda. :) Çok manidar bu çayı bulmuş olmam, mutlu oldum. Ocak ayına bilet bakıyorum, yılbaşından sonra bir İzmir gerekiyor.


Yarın fenerle maç var benim kafam öyle dalgın ki, @farukken ile izleyeceğimiz mekanın rezervasyonunu asla unutmamam gerek, yarın lütfen güzel ve sakin bir gün olsun!

Hadi gidin siz de güzel bi çay demleyn, Cumartesi'nin sonra da Pazar'ın tadını çıkartın. İstanbul'da son kış güneşinin tadını çıkartıcam ben de, herkese iyi hafta sonları.

http://www.youtube.com/watch?v=34MEoGEaQM0 

7 Kasım 2013 Perşembe

3,5 Kilo Ağlamak

Bir süre yazmamıştım geçen hafta. Ortalıkta yoktum. Geldim. Pek hoş gelmedim. Kuzenimi kaybettim. Almanya'da yaşayanlardan bir tanesi. Aramızda ne kadar da mesafe olsa aile bağlarımızın çok kuvvetli olmasından dolayı o acıyı yaşadım. Annem'in üzülmesine de çok üzüldüm. Yarın sabah çok erkenden Annem İstanbul'a geliyor. Akşam üstü de uçağı var. Vizesi geç çıktığı için cenazesine yetişemedi, perişan bir halde Almanya'ya yolcu edeceğim O'nu. Bugün yaklaşık 4 saat Swiss Airways ile uğraşıp aktarmalı felan bilet aldım. Becerdim ama. Yarın tüm gün ofis dışında olucam. Annem için buna değer. Ben ofisten izin almayı seven birisi deyilim pek. İzinci tayfa olamadım... Beni düşündüren Annem'in görmeye yüreğimin kaldıramayacağı üzüntülü hali ve evdeki 850 yıldır bekleyen bulaşıklar. Şuan hala ofisteyim. Biraz mesai yapayım dedim. Kafa dağılsın. Yarının işlerini toparlarım. Sonra blogta buldum kendimi. Otursam 3,5 kilo ağlarım. Çok gerildim. Bütün gün Annemle olacağım için biraz olsa mutluyum ama  sanırım onu bir cenaze için kardeşlerinin yanına yolcu edecek olmak bana çok koydu. Tahamül edemiyorum bu hayatın bu kadar ucuz oluşuna.

6 Kasım 2013 Çarşamba

Aşk Vs. Ölüm

Aşk ile ölümü aynı anda yaşadığınız bir süreciniz hiç oldu mu? Birini kaybederken bir başkasını aynı zaman da hayatınıza aldınız mı? Ben bunu yapmaya çalışıyorum şu sıralar ve elime yüzüme bulaştırdım. Bana alkış tutun, hadi...

5 Kasım 2013 Salı

1 Fincan Karaköy, Dem'li Olsun Lütfen

Bir süredir Karaköy taraflarını keşfetme telaşı içindeyim. Tamircilerin yanı başında, ithal kahveciye rastlamınız artık çok mümkün. Arka sokakların bohem havasını modern mekanlarda yaşayabiliryorsunuz. The Guide İstanbul Kasım - Aralık sayısında keşfettiğim Dem de bunlardan. Geçen hafta ziyaret ettik. Hizmet fikri en az kendisi kadar hoş bir mekan: bu güzel İstanbul'da her yerde kahve dükkanları varken, neden çaycı yok? İşte bu yüzden çok sevdik burayı. 


Dem çok samimi bir isim. Sıcak içilen ve çok iyi demlenmesi gereken çay kadar lezzetli bir mekan. Özenli bir servisi var. Dünya'da belki de ismini hiç duymadığınız bir toprak parçası üstünde yetişen çayın içeriğini okuyup, siparişini verebiliyorsunuz. Dilerseniz çay çekmecesinden örneklerine bakıp, öyle de karar verebiliyorunuz. Beyaz çaydan, yeşil çay çeşitlerine, İngiliz çaylarından , kırmızı çaya, Uzak Doğu'nun daha hiç bilmediğimiz duymadığımız çaylarına kadar, sahiplerinin çay uzmanları ile görüşerek hazırladığı çok çeşitli bir menüsü var. Çayların yanına geleneksel cookies, pasta ve diğer lezzetli ikramların eklenmesi unutulmamış.


Bu fikir, harika iç mimari ile birleşince özel bir yere dönüşmüş. Ahşap, mermer, seramik, masalarda canlı çiçekler ve etrafta renkli linenlerle hazırlanan minderler sizi içine çekiyor. En çok hoşumuza giden detay ise duvarlarında, Dünya ünlülerinin, çay ile bir deneyimlerinin olduğu fotoğrafların duvarları renklendirmiş olması. Tutkunu olduğum müzisyenlerin hiç görmediğim yanlarını, bir fincan çay ile de görmüş oldum :) 


Kültürümüzde hatrı sayılır yere sahip çayın, böyle dikkat çekici bir mekan ile işlenmiş olması çok hoşumuza gitti. Biz siyah çay ve tarçınlı çay denedik. Yanında Sufle. Çayınızı dilerseniz fincanda dilerseniz demlikle sipariş verebiliyorsunuz. Salonun tam ortasına yerleştirilmiş romantik bir mermer masada oturup sohbet ettik. Ayrılmadan önce de ziyaretçilerin bıraktığı notlara biz de deneyimlerimizi yazdık.


Siz de bir Pazar öğle sonranızı mutlaka Karaköy'e ayırın ve kendinize Dem'li bir çay söyleyin. Bu deneyimi es geçmeyin. Ve umuyoruz ki bu keyif uzun soluklu olur ve biz çayseverler Dem'in mevsimlerce keyfini çıkartırız...

http://www.youtube.com/watch?v=A3adFWKE9JE

28 Ekim 2013 Pazartesi

Kapalııııı, Sakin!

Sonunda birilerini buldu bu arabesk çocuk ve sonsuza kadar kurtulucam bana attığı jiletli mesajlardan, fonda çalan demet akalın'lı hakan altun'lu şarkılardan. Zaten en yakın arkadaşının bana dediği oldu; "ne zaman birini bulur o zaman senle uğraşmaktan vazgeçer, sen bu yazdıklarının hiç birine cevap verme, boşver yazsın." Demesine gerek yoktu zaten ben regl olmuş mesajlarının hiç birine cevap vermedim ama sizce de bir erkeğin aylarca ağlak ağlak "sms" mesajı atması çok varoşça değil mi? Oh çok şükür manita yapan bir ex'e bu kadar sevineceğim hiç aklıma gelmezdi.

İyi oldu iyi, kapalııııı sakin!

Yazardan 1 Mesaj Var

Bugün doğum günü olanların doğum günü kutlu olsun, bugün doğum günü olmayanların da kutlu olmasın.

26 Ekim 2013 Cumartesi

Rüya Değil

Sabah ofiste pc yi açıaçmaz schalke maçının özetini seyrettim, nerden aklıma geldiyse. Geçen sene oynanan.

Öyle mutluyum ki...

24 Ekim 2013 Perşembe

MAÇ MI VAR ?

Buraya bir sürü şey yazmak istiyorum. Bir sürü bir sürü aklımda kelimeler dolanıyor ama çok lafı uzatmıcam. Dün akşam sözlük grubu ile buluştuk, aynı tribünde izleme şansımız oldu maçı bir kısmı ile. Öncesinde sokakta buluşuldu, biralar içildi, sonra Kophenag ‘ı yendik felan. Bunlar güzel şeyler ve bu güzel insanlarla aşık olduğun takımı izlemek daha da güzel. İyi ya, böyle iyi gidiyor, devam helal, seviyom hepinizi lan. 

Akşam sıra baskette. 

OLYMPIAKOSUN ÇOCUKLARIIIIIIIIIII