29 Aralık 2012 Cumartesi

"Bende bir aşk var!"

"Bende bir aşk var, onu soğuk yataklarda harcadım."

Hem yeni yılınızı kutlamak hem de yeni yıl tatilini İzmir'de geçireceğimi sizlerle paylaşmak için yılın son yazını otelde ofisimden yazıyorum. Son dakikaya bıraktığım planlardan sonra, uçak biletimi geçtiğimiz hafta apar topar aldım. Bunu buraya yazmaya fırsatım da olmadı hali ile. Yıllık izinimden 2 gün kopartınca, yeni yıl tatilini birleştirdim ve annemin yaprak sarmalarını gümletmeye karar verdim. 

Ben yeni yıl akşamı o klüp bu bar gezmek yerine babamla mikrodalgada mısır patlatıyor olacağım. Şaka değil, kırılmaz tabak ile mikroda çok güzel mısır patlıyor ve tuzsuz çok lezzetli oluyor. Tavsiye ederim. 

Ve gelelim güzel dileklere. 

Bu yazı yılın son yazısı, ben bir kaç haftadır bir değerlendirme yazısı yazmayı kafamda planlıyordum ancak bir türlü toparlayamadım, aslına bakarsanız toplamak istemedim. Çünkü az çok takip eden bilir ki,çok parlak bir yıl geçirmedim. O değerlendirme yazısına bir başlasam, çok eminim yine birileri benden, "üstünde -adam değilsin- yazılı kimlik kartı " , "kaşar erkeklerin kadın cinsiyetine geçmek için para topladığı bir dernek", efendime söyleyim, "kalitesini elindeki rakı bardağı ile ıspatlamaya çalışan kişiliksiz İstanbul insanı" gibi etiketler yiyeceği için, hiç girmedim o yazıyı yazmaya. Bu yıl; bana, saçma bir özel rahatsızlığa, Dedem'i kaybetmeme ve niteliksiz olduğuna karar verdiğim bir kaç insana maaloldu. Aç kalmadım, açıkta kalmadım. 2012 yılının ilk günü okuduğum bir e-mail yüzünden kocaman bir yılımı çöpe atacaktım neredeyse ancak çok optimist bir insan olduğu için yine tüm olanları ve aptal insanları unutmayı başardım. Bu 2012 yılından yarasız kurtuldum. Kurtulduğum gibi de aslında mutlu kapatıyorum. 

Sizlerin -sen haric Uzun, çünkü tabi ki bu yılda da bıkmadan senin ölmeni isticem- umarım tüm dilekleriniz gerçekleşir ve 2012 yılının getirdiklerinden daha fazlasını getirir size. Önce sağlık tabi, sonra aşk, sonra da para olsun hayatınızda. Sıkıcı bir yazı yazıp lafı uzatmak istemiyorum. Bitiriyorum, saat 16.30'da Onur Air ile İzmir'e uçacak yolcu kalmasın. Sevgiler,

KOYDUK MU? Derbi Yazısı-2

Sezon açılışını Tuna ile Arena'da yapmıştık hatırlarsanız, Tuna; Şişhane'den Seyrantepe'ye gidilen maç yolculuğunu çok iyi biliyordu ama Derbi'nin her yerde bıraktığı atmosfer farklı oluyor. Metroda, taa Almanya'dan gelen taraftarlar, Ankara'dan, Denizli'den gelen bir çok taraftar grubu ile durağa geldik. Oldukça stresli güvenlik kapıları geçişlerinden sonra abimize ulaştık, bizi UltrAslan grubunun olduğu bölüme alacağını daha önceden söylemişti. K4 kapısında buluştık, enteresan bir polis koridori ile birlikte içeri girdik, üstümüz başımız aranmadı bile, sağ sağlim bizi tribüne bıraktıktan sonra çok teşekkürler ederek bir yer bulup oturduk aşağıda. Batı'nın Korner köşesine yakındık. Tuna, "abla Selçuk korner kullandığı zaman O'na kendimi yakın hissetmek istiyorum" diye başımın etini yedi, çıkmadık yukarı taraflara. Girmedik kalabalığın içine, açıkcası biraz da koreografiyi merak ediyorduk.


Koreografi.

Yine harika diyebileceiğimiz bir çalışma yapmış UltrAslan. Geçen sezonun şampiyonunu deklare eden ve kadıköyü cehenneme çeviren Aslan ile stadı yanan saraçoğlu adamının efsane bir mizanseni yapılmıştı. Biz tabi, Tuna sayesinde biraz aşağıda olduğumuzu için gerideki adamı biraz geç fark ettik ama  bir kaç güzel fotoğraf karesi yakalamayı başardık.

İlk 15 dakika içinde bir gol atmak, oradaki bütün taraftarın arzusuydu ama Bekir'in kendi kalesine kafa golü yollaması ile kısmen havaya girdik diyebilirim. Tabi çok isterdik, Burak güzel bir kafa çaksın, yada Hamit'in direk bacağında patlayan topunun 5 santim daha sağdan gitmesini, ancak olmadı. Tabi bu arada onlar da skoru eşitledi. Derken, dakika İstanbul, Maestro güzel bir faul aldı, akabinde topun başına kendisi geçti. Maç sabahı saat 10 gibi uyandığımıza, kahvaltı için hazırlanırken, Tuna henüz kendine bile gelmiş değildi. Ağzından iki laf çıktı; Uyanır uyanmaz. "Abla, yaz, bu çocuğun bir frikiği var." Faulü aldığımızda Tuna, yumruğunu sıkarak, "Abla iyi izle, gol" dedi. Henüz Selçuk'un attığı top, sol taraftan kale rotasına giderken Tuna, önümüzdeki 8 basamağı çoktan inmişti. Ben, Tuna'nın üstüne atladığımda, Selçuk firikiği vurmuştu.

Sahadan galip ayrıldık. Oyunu beğendik mi, şahsen hayır. Tabi şimdi burda derbi değerlendirmesi yapmayacağım :) Ama Tuna adına konuşmam gerekirse, unutamayacağı bir maç ve unutamayacağı bir İstanbul seyahati gerçekleşti. Tek söz veremediğim şey skordu, o da istediğim gibi olunca, hakikatten büyük bir keyifle döndü İzmir'e. Bu arada hayatında, ilk uçak yolculuğunu da yaptı.

Derbi, günler günler öncesinden bizim gündemimize girmişti. Çok kafa yorduk nasıl yaparız, olur mu olmaz mı diye ama ben bir delilik yapıp uçak biletini alınca Tuna da, ehliyet sınavından bir fedakarlık yaparak, hayatına futbol ile ilgili bir virgül ekledi :)

PS.1-Maça hediye olan dokuma Galatasaray atkısı ile gittim ve o atkı büyük totemin ta kendisiydi. 
PS.2-Fırsatını bulup Tuna ile Çemberlitaş'a nargile içmeye gittik ama kafam bir tirilyon olunca erken kalkmak zorunda kaldık, lanet kavunlu nargileden bu sayede tiksindim.

20 Aralık 2012 Perşembe

KOYDUK MU? Derbi Yazısı-1

Eğlenceli ve tabi ki Tuna'nın gelmesine gerçekten değecek bir haftayı İstanbul'da geride bıraktım. Şimdi kalkıp burda bıdı bıdı December,21 Phenomenon muhabbeti yapmıcam, çünkü gerçekten çok sıkıldım. Aslında, sıkılmaktan öte, medya öyle enteresan bir yere getirdi ki konuyu, ben bir başıma kalınca düşünüyorum, ne olacak diye ve içten içe korkuyorum :)  

Geçen yazıda yılın son derbisi dedim, geberecem dedim, Nevizade dedim... Derken, bir abim vasıtası ile Türk Telekom Arena Pegasus Tribününe davet edildik Tuna ile. Ben sormasam belki aklıma bile gelmeyecekti son dakika, gişelerden geçtikte sonra abimizi aradık, sağolsun uçurdu K4'den bizi. Biletix'e ettiğim küfürlerde yerini bulmuş oldu. 

Maç günü erkenden uyandık, güzel bir kahvaltı yaptık Porta Pera'da. Tuna'nın ısrarı ile İsveç Konsolosluğuna kadar yürüdük, önünde resim çekildik, Johan"thegreat" hakkında sohbet ettik. Galatasaray Müzesini tavaf ettik, hacı olduk bir kez daha. Ordan Vera'ya güzel soğuk derbi biralarını içmeye geçtik. Oturduktan 5 dakika sonra, yan masa tanıdık çıktı ama bu sefer tanımamazlıktan geldim. Tek görebildiğim, yine ikimizin de ayağında totemlerimiz olan Siyah New Balance'larımız vardı. O selam bizde bir kez verilirdi. 

Çıktık 5 gibi Vera'dan. Abbas'da yine bilindik yüzler vardı, orasını da görmemezlikten geldikten sonra, artık maça gitmek için bir engelimiz kalmamıştı. O gün, mahşer günüydü, ateşlerde yakacaktık karşı yakadan bir takımı...

......

Ah şu fallar ...

Bu yazı aslında 2012 yılı hakkında olsun istemiştim ama geriye dönüp baktığımda, çok da kayda değer bir yıl geçirmemişim. Kayda değmediği gibi hakkında da çok detaylı yazasım yok zaten. Ben yaptğım hataları elbette kabul ediyorum ama bu hatalara neden olanları net kınıyorum. Onlar kendilerini bu hayatta çok iyi biliyorlar, hatta bu yazıları su gibi içiyorlar... Günlerden ne zaman hatırlamıyorum ama Lorans güzel bir kahve falı bakmıştı Bakırköy'de bir akşam. Sanırım Ekim ayıydı. İçinde güzel şeyler vardı. Hiç bir zaman hayatımı fallara, büyülere göre yaşamadım, benim böyle bir kafada olmadığımı çevrem az çok bilir. Kaldı ki, sayısaldı, piyangoydu gibi şans oyunlarını hiç oynamam, Piyango biletini de otel verdiğinde alırım, zorla çektirilenleri saymıyorum bile. Fal ... Evet, fal güzel şeyler söylemişti. Şimdi yaşadıklarımı, bu yıl ile kıyasladığımda belki falın çıkmış dersiniz ama... neyse, bunu da yazmıcam:) 

Falım, fallanmış benim.

Ne o? Eline de almış,yazıyor?!

Senin ben o söyleyemediğin R'leri s.kyim Aziz.

13 Aralık 2012 Perşembe

Taraftar Olmak

Bir bayan olduğum için futbolu çok sevmem, çevrem tarafından eleştirilse de, bunun benim tarafımdan umursanması bir o kadar azdır. Kendimi bir Arena yolunda ya da bir Nevizade hazırlığı içinde bulduğumda, aklıma gelen tek şey, ne olacaktı a*mnakoyim, evlendirme programımı seyredeyim oluyor. 

Almanya'dan büyük bir taraftar gurubu, çalıştığım otelde konakladı. İsmi lazım olmayan bir takım ile İstanbul'da yapacağı UEFA grup maçı için gelen Monchengladbach taraftarını resepsiyonda karşıladım. Girişleri esnasında, bazılarının omuzlarında, bu ismi lazım olmayan takımın atkılarını da görünce, takılmadan edemedim. Bazı misafirlerin 87-88 yıllarında Almanya'nın 2. liginde top koşturan abilere benzemesi hoş oldu. Gruba bakıp, "o atkılar ile malesef sizi bu otelde misafir edemeyeceiğim" dediğimde bir gülüşme oldu ve Türkiye'nin en iyi takımı Galatasaray hakkında sohbet etmeye başladık. Giriş yaptıkları aynı gün Galatasaray'ın Braga'da grup maçı vardı ve takımın kaderi hem bu maça hem de İngiltere'de oynanacak Manu-Cluj maçına bağlıydı. Kendi maçlarında grubu garantilemişlerdi , ben de gerçek bir karşılaşma izlemeleri için onlara Nevizade'yi tavsiye ettim. Aynı akşam Cevahir'de burjuvalar gibi yemekli maç yemeğine katılmak zorunda olmasaydım, misafirlerim ile kendimi tereddüt etmeden Beyoğlu'na atardım. Bir kaç tanesi ile, İstanbul turu vs. anlamında samimi olduk ve eğlenceli bir kaç sohbet yaptık. Bir sonraki gün, kendi maçlarını ezici bir üstünlük ile aldılar, attıkları goller güzeldi, karşı takım yedeklerle çıkmış dediğimde ise, "Bizde 9 kişi yoktu ama bu onlar için yeterliydi" dedi. Merakla, internetten, sağ bileğimde gördüğü dövmenin ne olduğunu araştırmış, bulmuş, geldi söyledi, evet Galatasaray'ın kuruluş yılı dedim. Blogdan bahsettim, adresini sordular, bir tanesinin sekreteri Türkmüş, "ben onunla okurum, merak etme" diye cevap verdi :) Kırmadılar, güzel de bir hatıra fotoğrafı çektirdik. Burdan eğlenceli ve futbolsever Monchengladbach taraftarını selamlıyorum, Marcus 'a ve Ingo 'ya  sevgiler.

Geçtiğimiz cumartesi günü, dostlarımızdan Kasımpaşa-Gençlerbirliği maçı için protokole bileti geldi. Sağolsunlar, futbol sevdiğimizi bilenler ulaşıyorlar bir şekilde. İY 0 karşlıklı gol olur dedik ama sonra gittik Paşaya 1 verdik, yattı kupon. Sinema paramız gitti. Eğlendik mi? Çok. Çünkü, bardağımızdaki alkol kalitesi yada gittiğimiz mekanların müzik scalası, mutlu olma kriterimiz değil.

Derbi. 
Evet, bu yazının son konusu. Maç evimizde. Şuan içinde bulunduğum ruh hali, 12 Mayısdan hallice, 12 Ağustos'a kardeş. Yılın son Fener maçı ve benim tahamül seviyemi ölçecek yegane olaylardan bir tanesi. Gerçek bir derbide seyretmek istediğim futbolcuların (Hamit,Umut,Burak) ilk maçı. Süper kupayı saymıyorum. Biletix'in çıktığı biletler 2 saatte tükendi. Yasal karaborsacı Biletix,yine yaptı yapacağını, sosyal medyadan ve kendi çevremden tanıdığım hiç kimse ama hiç kimse bilet alamadı. O biletler nerelere gitti,biz de tahmin ediyoruz az çok. Kardeşim, bu maç için İstanbul'a geldi. Biz büyük ihtimal güzel mekan Vera'da seyredeceğiz. Orayı seviyoruz, Tuna'da hayatında ilk defa Nevizade'de maç seyretmiş olacak. Ben ne olursa olsun, maç havasını soluması için İstanbul'da olmasını çok istemiştim. Öyle de oldu. Bu bizim için şimdilik yeterli. Herşeyde vardır bir hayır.

Belki dostlarımız bizi yine hatırlar ve TT Arena'ya çağırır, protokol olmayacağı kesin ama diyorum ya, belki futbol sevdiğimizi bilen bir dost alır götür bizi Cimbom'un evine. Kim bilir?

"ŞAMPİYON CİMBOMBOMUM NE İSTERSEN İSTE BENDEN!,
İSTERSEN DONATALIM DÖRT BİR YANI BAYRAKLARLA!"


4 Aralık 2012 Salı

Anlaşamadıklarımızdanmısınız? (soru eki bitişik)

Adam ne emmeye ne gömmeye geliyor sonra çıkıp konuşuyor. Ulan ağzına sıçtığım, bari Allah için söyle, sen benim için bu hayatta naaptın?

Aşk; Anasının Amıdır

Benim tahamülsüzlüğüm sevilmemek sanırım. Çünkü huyumdur hak etmeyenlere gereksiz bir sevgi beslerim. Sonra o hak etmeyenler, kadın erkek farketmez en yakınımken birden hayatımın ağzına sıçarlar ve hiç bir şey olmamış gibi siktir olup giderler. Giderlerken, o iğrenç alışkanlıklarını, huylarını bana bırakırlar. Onları üstümden atana kadar beynimi yerim, aptal rüyalar görür, onlara veremediğim cevapları orada vermeye çalışırım. Ama hiç çıkıpta sormazlar kendilerine, "ya bu hatun beni seviyor ama ben onu neden sevmiyorum, neden hayatını hala zindan etmeye devam ediyorum?" diye. İşte aynı soruyu ben onlara soramadığım için yitik birer zaman olurlar çok sonra. Şimdi sesli sorar gibisiniz, "e haketmediklerini bildiğin halde neden hala sevmeye devam ettin" diye? Peki siz hiç sevdiğinizin yalanlarına inanmadınız mı hayatınızda? Yalan olduğunu bildiğiniz halde, biraz da olsa sizi sevsin diye?

http://www.youtube.com/watch?v=DfZgGR9ijgU

(görsel:pinterest/user, başlık monvüğ'den alıntı:)