3 Ekim 2012 Çarşamba

tatil

Güzel kadın Sıla'nın şarkılarını dinlediğim, kendimi dinlediğim orta şeker bir tatili bitirdim geldim İstanbul'a. Ayaklarımın geri geri gelmesini hiç anlatmayacağım çünkü kim Ayvalık'a gitse isteksiz dönüyor bu şehre. Daha henüz dönüş yolunda otobüsten bile inmeden, yolda grip olmam, geldikten sonra lanetini gösteren şehrin üstüme çöken kanıtı oldu adeta. Dinlenerek geldiğim tatilimden sonra, yatak döşek hasta olarak başladım yeni haftaya. Ohh çekenleri duyuyor gibiyim. Ne kadar mide bulandırıcı bir durum, varın siz tahmin edin.


Tuna ile olaylı bir haftadan sonra üstün körü ve bir o kadar yorucu bir valiz toplama faslı sonrası, ucu ucuna yetiştiğimiz otobüs firması servisi, tabi 1 gün önce kaybettiğim bikinilerim filan derken, daha henüz güneş doğmadan Ayvalık'a varabilmiştik. Hep bu saatlere rast gelir benim gelişlerim. O gün doğumunun heyecan ve hüzünle karışık bıraktığı hisler, hiç şaşmadan bu yıl da benimleydi. Sabahın o saatinde evde bizi karşılayan annemin meraklı bakışları, biz daha evin rampasını çıkarken bizi özlediğini söylüyordu. İçeri girer girmez "hadi hadi biraz uyuyun sonra kahvaltıya kalkarsınız" demesine hiç bu kadar sevinmemiştim. Çünkü sabahları domates kızartması kokusunu hissederek ve patlak balıkçı motorlarının sesi ile uyanarak büyüdüm ben Ayvalık'ta. Her sabah mutlu uyandığın, rüzgar sesinin, araba gürültüleri içinde kaybolmayan bir kasaba orası. Hakiki mavinin, gerçek güneş sarısının ve çam yeşilinin gözle görülebildiği yer.Yine bu sezon da, on gün boyunca bunların içinde tatil yaptım. Şansıma hava mükemmeldi, İstanbul'da 1 gün yağmur yağmıştı, sadece o gün Ayvalık biraz serindi ve bir gün fire ile hiç aksatmadan güzel ince ve sıcak kumlara gömdüm ayaklarımı. Hemen o lacivertin yanında, tam da yanı başımda, yazın pırıltılarını birlikte seyretmek istediğim adama yazdım yazılarımı. O ise bu güzel laciverti benden iyi tanıyordu. Deniz suyunun sıcaklığı Ağustos sonu olması nedeni ile muhteşemdi ve Midilli'nin kıyılarında gibi geçti günlerim. Yine Tuna ile klasik hareketler yaptık ve Ayvalık tostunu yemeden dönmedim. Cunda'ya gitmedim çünkü gitmeye ihtiyacım bile olmadı. Demlediğim çayımı hep balkonumda denizi seyrederek içtim. Yeri geldi Cem Adrian ile kafam güzeldi, yeri geldi Alp yüzünden sardığım lanet Gülşen'i dinledim plajda, kafam adeta bir türkçe top 10 listesi oldu. Tüm tatilim boyunca kafama takılan tek şey "lan acaba şarkıcı olmadan önce Gülşen de manken miydi, değil miydi?"sorusu oldu. Hatırlamak için popüler kültür tarihimizi eşelerken bi baktım tostum ve biram gelmiş,çok üstünde durmadım. Sezonun ilk derbisini yine Ayvalıkta seyrettik. Enteresan bir şekilde Ayvalık'ın çok büyük bir kısmı Beşiktaşlı. Ciddi bir kitle var burada ve Beşiktaşlılarla aynı mekanda kana kan derbi seyretmek çok enteresan oldu. Babamın bir Tuna'ya "otur oğlum", bir bana "otur kızım tamam" demesi ile 90 dakikayı bitirdik. 



Berbat bir yolculuk ile savaş alanı gibi bir eve göndüm tatilin sonunda. Savaş diyorum belki biraz insaflıyım çünkü geldikten sonra ki tüm hafta boyunca evi temizlemeye ve Tarçın'ı mutlu etmeye çalıştım. 9 Saatlik yolu 12 saatte geldim, otobüs körfezi dolaştı. Dönüş akşamında Bursa maçı vardı, seyredemedim ama sosyal medya sağolsun haberleri takip ettim. 10 gün boyunca yaşamadığım stresi, bir giderken serviste, bir gelirken körfezde yaşadım, zaten tatil enerjim evi temizlerken bitti. Tarçın ise,benim artık dönmeyeceğim psikolojisi ile biraz dargındı. Göbeğini öpünce barıştık. 

Döndüm İstanbul'a. Bir baktım, yatağımdayım, Tarçın yanı başımda bana sarılmış uyuyor ve benim burnum akıyor. Soğuk algınlığı ilaçları, kafamın içinde otobüsün klimasına ettiğim küfürler, gelir gelmez işe gidememem, rapor almadığım için izinimden giden bir gün falan, anlayacağınız çok afili ve sümüklü bir dönüş yaptım. 

Sonrasında ise...

sonrasında kısa karmaşalar, bitişler, kavga, ihtiras, zevk, eğlence. Tüm bunlar beni, bir hamlede tek lokmada yutmaya çalışıyor hala.



Nasıl bıraktıysam aynı pislik. Çünkü bu işte bir şehir var.

http://www.youtube.com/watch?v=-jYoDl8m-7w&feature=plcp

ps.bu yazı çok gecikmişti, yayımladım sonunda :) Şemsiyeli resimde görünen karşı dağlar Midilli. Ne kadar yakınız hiç bilmediğimiz insanlara değil mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder