20 Ekim 2012 Cumartesi

kafamın içi aksiyon


Hayatımdaki aksiyonları minimuma çektim ama rüyalarım o kadar yorucu o kadar aksiyonlu ki, inanmicaksınız ama gece nefes nefese uyanıyorum, sabahları dayak yemiş gibi kalkıyorum yada kalkamıyorum... Alkollü uyuduğum zamanlar adeta bir bebek gibi oluyorum ama eskisi gibi sık aralıklar ile alkol almayı bıraktığım için, son zamanlarda bol bol net ve ayık kafa ile yatağa giriyorum. Kronikleşen işe geç kalma sendromumu tam atmış değilim, geçenlerde yine sözlü uyarı aldım,biraz düzelttim gidişlerimi. Ancak sorduklarında, uykum çok sağlıksız, büyük problemler yaşıyorum, kafamın içi gereksiz bir sürü şeyle dolu desem de kimsenin anlamayacağını çok iyi biliyorum. Kendi kendime bir çareler bulasıya kadar ben çoktan ikinci yazılı tutanağı yemiş olucam!

Dün gece ki rüyamı üç partta bitirdim. İlk partta; heyecanı ve aksiyonu geçtim, bana yapılan işkencenin acısını etimde hissediyorum, çıkan yangın ateşi yüzüme vuruyor, beni arayan SWAT ekibinin heyecanını ölümüne yaşıyorum. Beni bulamazlarsa hayatım bitti diyorum ve işkencecimin kafama attığı taşların acısını alnımda hissediyorum. Sonra ekip beni buluyor, işkencecimin ailesi ile kanka oluyorum, adam beni öldürecekken hihihi diye salak salak gülüyoruz karşılıklı.

İkinci partta, kendimi birden eski erkek arkadaşımla Korn konserinde buluyorum. O Jonathan Davis'in vahşi sesini, boktan bir kır festivalinde boktan bir ses düzeni ile dinliyorum ve Korn lan olm bu, iyisi kötüsü farkmaz diyorum. Fonda freak on a leash çalıyor, barakaların arasında çimlerde oturuyoruz, bira içiyoruz, hava kararmak üzere, mağrur bir halde konuşuyor benimle, her zaman ki sonu başı belli olmayan cümleler kuruyor bana devrik devrik, ben O'na her zaman ki gibi, bir bokmuş gibi davranıyorum,küçümsüyorum ve tartışmaya başlıyoruz. Vay amına koyum adam benle Korn konserine gelmiş, iyi de,O hardcore metal sevmez ki? Ne işi var lan bu adamın benim yanımda diyorum, terk ediyorum konseri. Bırakıyorum adamı, basıp gidiyorum ahıra benzeyen konser alanından.


Sonra eski evime gidiyorum. O güzel deniz manzarılı, sağlık ocağının bahçesini seyreden Ayvalık'daki evime. Bilmem, belki daha önceden yazmış olabilirim ama Ayvalık'taki evimi rüyalarımda çok görürüm. Yani ayda en az bir iki kez vardır bu görüntü. 2+1 olan evin; salonu ve benim oda, harika bir deniz manzarasına bakardı. Bu görüntünün çok sık rüyama girmesini Annem, "orada çok güzel zamanlar geçirdin,unutmuyorsun. En ufak bir sıkıntıda aklın oradaki huzuru arıyor ve rüyanda oraya geri dönüyorsun." demişti. İş yerimde kafama taktığım bir kaç iş yüzünden de bu eve sığınıyorum, anlarım ama , rüyanın üçüncü partında evimin salonundan denizi seyrederken,birden savaş çıkmasına bir anlam veremiyorum. Güzel bir yaz sabahı kahvaltı ederken, Midilli hizasında görünen hayvani ötesi savaş gemileri ile kahvaltı masası dağılıyor. İşin komik tarafı ölüm korkusunu sadece ben yaşıyorum, diğerleri gayet serin kanlı. Rüya bu ya, gemiler o kadar kısa sürede Ayvalık Körfezini geçiyorlar ki, salondan baktığımda gördüğüm o güzel Ege Lacivert'i, soğuk gri metal kaplı bir havuza dönüşüyor. Denizdeki insanların üstünden geçiyor, onları öldürüyor, feryat figan anneme dönüp, "ama olamaz ya, olamaz ya, insanlar öldü, insanlar boğuldu, ne savaşı anne?" diyorum. Annem gayet sakin bir ton ile, "ölmemiştir onlar, ölmemiştir" diyor. Savaş alarmları çalıyor şehirde. Sonra saatin çaldığını anlıyorum... 


Böylece yorgun bir cumartesi sabahına başlamış oluyorum bugün. Tabi sabah uyanınca, kafamı ayrı tebrik ettim. Neden masum insanlar ölürken, adam Korn konserini benle seyrediyor, orasına çok bozuldum. Denizde boğulup, savaş gemisinin altında kalmak varken?

Kafamın içi adeta bir aksiyon şu aralar. Ben galiba çok az alkol alıyorum.  Kafam gereksiz ayık kalıyor. Gereksiz!

http://www.youtube.com/watch?v=jRGrNDV2mKc

görseller:pinterest users.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder