28 Ağustos 2012 Salı

buyrun benim?

Kardan kadın gibi soğuk duruyorsun herkese sen
Biliyorum ısıtırım, eritirim eğer istesen
Bir tenhada bir özelde yakalarsam inan durmam
Fena mı yaralarını öpe öpe aşkla sarsam

http://www.youtube.com/watch?v=KLXRiLTwvJ4

23 Ağustos 2012 Perşembe

nazar

hay aazına sıcayım ya, bikinilerimi kaybettim evin içinde. işim gücüm yok bugün iş çıkışı istiklal'e gidip bikini alıcam kendime. gece saat 2'ye kadar evi alt üst ettim yok yok yok. esaretini skym. Kim istemiyor benim tatile gitmemi? Kim ?!?!

http://www.youtube.com/watch?v=nVjsGKrE6E8

Uçurtma Bayramları

O sözlerin ile, kaybetmeye devam edeceksin beni. Böyle kal tamam mı? Sonra... sonrasını biliyoruz zaten. Hep aynı hikaye, hep aynı uçurtma bayramları...

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Bize her sevdadan geriye kalan...


Çantama sadece 34 beden bikinilerimi ve 6 faktör güneş yağı aldığım, hüznümü ve hayal kırıklıklarımı ise geride bıraktığım bir tatil beni bekliyor. Kafam adeta lacivert bir deniz, ince taneli kum ve tiril tiril giysiler kıvamında. Telefonumun playlistine, Sezen Aksu , Sıla, Athena, MFÖ ve benzeri güzel şarkılar ekleyip, Perşembe gecesi bir süreliğine İstanbul'dan ayrılıyorum. Bu yıl, kafamı herşeyden soyutlayabildiğim baba evine gidiyorum. Geçen sene kaçamak yaptığım bir Ayvalık tatili gibi olmayacak bu tatil, biraz daha öze dönmüş ve sakin bir tatil olacak. Her seferinde sarıldığım Ayvalık'ın dinginliğine bu sefer farklı sığınacağım. Çok klişe olacak belki ama ben yaşlandığımı hisseder oldum, belki o yüzdendi. Bilmiyorum, kafamı buna takmayacağım. Şuan kafama takmam gereken, bugün yaptırmam gereken sir ağda ve akşam hazırlamam gereken zıkkım valiz olmalı.


Tuna geldi en sonunda. Güzel bir kaç akşam gezmesi ve Beyoğlu'nun su karıştırılmamış Efes Pilsen'lerinden sonra kendini o büyülü Ali Sami Yen Spor Kompleksi içinde buldu Pazartesi günü. Abla olmak nasıl bir şey bilmiyorum ama O'na Ali Sami Yen'de eşlik ettim. Çok süper ötesi bir oyun olmasa da, Kasımpaşa ile oynanan karşılaşmayı, izleme fırsatımız oldu. Tuna'da güzel atmosferden sezonun açılışını yaparak nasibini aldı. Öncesinde içinde bulunduğumuz Nevizade ortamı, aynı ortamda benim görmeyip, O'nun nasıl olduysa görebildiği, lüzumsuz insanlar ve gecenin sonunda yediğimiz Kızılkayalar Islak Hamburger,  tam olarak bir maç gününün tamamlayıcı detaylarıydı. Tüm bunlar gerçekleşirken; Tuna, benim İstanbul'daki hayatıma şahit oluyor ve yaşadığım komik olayların bolca dalgasını geçiyordu.


Vera'da güzel soğuk biralarımızı içerken, masamıza teşrif edenler de oldu. Bizde Allah'ın selamı geri dönmez. Selamımızı verdik. Efendice "ben yukarı geliyim yanına o zaman" diyene "buyur gel" dedik. Geldi. Sarıldı. Öptü. Hatrımı sordu. Masamıza davet ettik. Sakince çekti sandalyeyi ve oturdu. Bir şey içer misin diye sordum, "yok benim nevaleler aşağıda :)" dedi. Maç ve kadro hakkında konuştuk. Atmosfer hakkında konuştuk, yine efendice Tuna'nın bölümünü sordu. Ben de sağlığını sordum, çünkü bir gün önce kendisini pek iyi hissetmiyordu. Kaçta Vera'dan çıkmamız gerektiğini danıştım, sakince cevapladı. Totemlerim olan Siyah New Balance'larımı giydiğimi ve bu maçı alacağımızı konuştuk. Biraz durdu... 1 sn sessiz kaldı. Hafif bir kafa hamlesi ile başını eğdi, ayakkabılarıma baktı. Gülümsedi. O da Siyah New Balance'larını giyinmişti. Aşağıdaki tezahuratlara aklı gidiyordu ki, "başladılar ben aşağıya kaçayım o halde :)" dedi. Elini sıktım, kendine çekti ve öptü. Birbirimizi çok ama çok uzun zamandan sonra ikinci kez görmüştük. Gecenin sonunda ise, stadtan çıkıp çıkamadığımızı merak ettiği için aradı. Kızılkayalara uğradığımızı söyledim. Eve varınca haber ver dedi. Haber verdim.

Ancak masamıza gelenler arasında, öyle biri vardı ki, bu arkadaşın masaya oturma hevesi kursağında kaldı, arkamdan da "meymenetsiz surat" diye laf etmiş. Lakin, doğru bir tespitte bulunmuş. Meltem'in arkasında masaya doğru yaklaşan ve biraz daha zorlasalardı, sadece geniş omuzlu biri olarak doğacak arkadaşı görünce ben şaşırdım, Tuna tanımadı, Meltem ise korktu. Altı üstü bu kadar etki bırakan arkadaşa, geldiğinde "meymenetsiz" selamımı verdim, biramı içmeye devam ettim. Maça gidiyor musunuz diye sordu, sadece düz bir cevap ile ses çıkarmadan kafa salladım. Büyük bir heves ile masaya oturmak istedi ancak istediği tepkiyi alamadığı için, iyi eğlenceler dilekleri ile gerisin geri ortamımızdan ayrıldı. Elimde bir Terkos poşeti olsaydı, heveslerinin hepsini poşete koyardım. Zira bir sonra ki gün bir arkadaşın davetine, "Grup yapacak 2 tane hatun varken, benim üstüme ihaleye girmen şanssızlık olmuş" diye mesaj attı. E, biz de böyle bir adamı Vera'da masamıza almayacaktık da ne yapacaktık ? Allah bana iyi sabir vermiş.
 

Aşağı inerken bu iki kişi aynı masada oturuyorlardı. Masaya yöneldim, yarı samimi bir selam bıraktım. Böyle bir ortamda bulunmak bana çok keyif verdi mi, hayır. Ancak ne demişlerdi; "Bize her sevdadan geriye kalan sadece Galatasaray."


Görseller; Corbis, Devianart by Territory

Maç skoru : Galatasaray 2 - Kasımpaşa 1, Goller Umut Bulut

14 Ağustos 2012 Salı

uslu kız çocuğu

bugün sanırım yalvarmak için doğru bir gün. O yüzden;

ALLAAMMM LÜÜTTTFEENNN DİLEKLERİMİ YERİNE GETİR, SÖZ USLU BİR KIZ OLUCAM, HEM DE ÇOK USLU....

Kardeş


"alemin kralı geliyoooooor geliyooooor geliyooooor ooooo!!!"


Tuna, bu haftasonu 1 haftalığına İstanbul'a tatile geliyor.

Kardeşim ile çok uzun zamandır başbaşa bir şeyler yapmamıştık. Geçen sene gelememişti ders programı ve sıkıcı tatil kararları nedeni ile. Benim de programım biraz karışıktı(!) bu nedenle bu yıla sarkıttık bu İstanbul ziyaretini. "Geçen sene yazın biraz az gezseydin,yine gelirdim" dediğinde içime dert olmuştu. Geçtiğimiz kış döneminde staj yaptı, özel derse gitti,hem de okula devam etti, ek olarak dershaneye gitti. Çok yoruldu. Yani en azından ben yorulduğunu düşünüyorum. Sonuçta su ile çalışmıyor bu bünye. Her ne kadar Teyzem uyuz uyuz "ay ne yorulması be, siz eğitim hayatı görmemişsiniz, aman ne yoruldu" diye konuşsada, onun yaşadığı tempoyu uzakta olsam da ben biliyorum, bu nedenle onu iştahla buraya davet ettim. Gelmeden önce özellikle Nevizade'ye gitmek istediğini sipariş etti. Bir de onun çok sevdiği Ortaköy Deniz Cafe. midpoint istiklal kahvaltısı ise el clasico. Terkos tshirtlerini ise birlikte seçeceğiz.

Kardeşimle aramızda 8 yaş olmasına rağmen çoğu konuda frekansımız tutuyor. Her kardeş gibi biz de zamanında çok kavgalar ettik ama tamamiyle çocukluğumuz yüzündendi. Şimdi o konulara gülüp geçiyoruz, çoğu aklımıza gelmiyor. Ama benim onun sevdiğim en güzel yanı konuşcak şeylerimizin hiç bitmemesi. Günümüzün gençleri, kültürsüzlüğün dibine dibine vurmaya devam ettikçe, Tuna'nın bir çok konuda bana söz yetiştirir olması ve düşünce yapısının bu anlamda geliştiğini görmek beni onure ediyor. Henüz daha üniversiteye başlamadan, oturduğumuzda Siyaset,Spor,Bilim,Eğitim ve Yazı-Çizi işlerinden sohbet edebiliyorsam, bu çocuğu iyi yapmışlar diyorum. Biraz abla cümlesi olacak ama temennim bunun körelmemesi ve üniversitede dahi vermeyeceklerine emin olduğum birey olma vizyonunu kendi kendine geliştirmesi. Neyse ki, bana şu yönden benzemedi , Balıkesir gibi koyundan ve karpuzdan oluşan bir şehirde üniversite okumayacak. İzmir'de önlisans yapacak. Öğrenci evi efsanelerini benden dinlemeye devam edecek ama iyi şartlarda okula gidecek. Sosyal hayatın zorluklarını öğrenebilmesi için şehir dışında bir okula gitmesini gerçekten çok isterdim ama olmadı. Bunun için kendisi otursun dua etsin. Yine de aklına birşeyler takıldığına bana işi düşeceğini bal gibi biliyorum :)

Bu gelişinin biz de ayrı bir anlamı var. Bir önce gelişi tatsız tuzsuz bir ziyaret oldu, çok gezememiştik, şimdi olmayan ama o zaman var olan birkaç gereksiz insanla zorla vakit geçirmek zorunda kalmıştık. Tek güzel anısı eski Ali Sami Yen'e gitmiş olması ile kaldı. Şimdi, sanki farklı bir Tuna geliyor. Bir çok şeyin birlikte hayalini kurduğumuz ve "abla gelirken Cunda'dan sakızlı kurabiye getircem sana, kahve ile yeriz değil mi?" diyen bir kardeş, "Abla, güzel bir rakı içebileceğimiz bir yere gidelim, sen ayarlarsın" diyen bir arkadaş, konuşcak çok şey var ama böyle mesajda yaz yaz olmuyor, yüzyüze görüşelim bunları " diyen bir dost geliyor. "Maçı nerde seyredicez olmm?" diye soran, "rakı ile maç olmaz, rakıyı ayrı bir zamanda içelim" diyen ve bu keyfi maç heyecanından ayıran bir kafa geliyor yanıma.

Bu çocuk ne zaman adam oldu? Haberi olan var mı?

10 Ağustos 2012 Cuma

eski

çok emin olmakla birlikte eski ve çok emin olmakla birlikte seviyorum.  yıllardır elimden gelen sadece bu.

http://www.youtube.com/watch?v=D0hSSGLngFo

düz adam

Ne zaman bir askere gidecek olan dostumun, neresi çıkacak acaba heycanını yaşarken, geçmiş zamana az küfür etmiyor değilim. Neyse,hayırlısı olsun Caner adına. İyi dileklerimizi hep birikte eksik etmeyeceğiz. Hatta izmir olursa, söz lan kordon da bira içicez dedim. İzmir çıkmasını istediğimi söyledim, içimden aslında istemiyorum. Çünkü oraya gönderdiklerim geri dönmemeli, işin raconu bu. İzmir'e gittiğin zaman geri dönmeyeceksin, orada bir yerde kaybolacaksın. Geleceksen bile ruhunu kaybedip geleceksin. Sonuçta Caner'in geri dönmesini istiyoruz biz, değil mi?

Bugün çok severek gittiğim bir mekana (ismi lazım değil) bir şikayet e-maili döşedim. Çünkü böyle güzel konumlu mekanların ağzına sıçıyorlar aptal işletmecilik anlayışları ile. Bir kez daha bilinçli,deneyimli ama küstah müşteri profilinin içini doldurdum gönül rahatlığı ile. Küstah demek zorundayım çünkü birilerinin orada bunu kaale almasını istiyorum ısrarla.


Bugün bizde konaklamayan ama nasıl olduysa içeri girip, masama yolu düşen İspanyol 2 misafir, İstiklal caddesini arıyordu ve çeşitli klüplerin ve restaurantların olduğunu anlatarak, yön bulmaya çalışıyorlardı. Kötü ingilizcelerine rağmen yön tarifi konusunda anlaşmakla kalmayıp, Gay ve Lezbiyen Club arayışı içinde olduklarını anladım. Canlarım benim, doğru adrese geldiniz dedim. Bir kaç güvenli ve popüler mekan hakkında samimi bir sohbet ettik ayaküstü, kartımı da verdim ve uğurladım. Müessesemizden bir tane de Timeout İstanbul İngilizce Ağustos baskısı verdim ellerine, alın bunu okuya okuya gidin, sizi başka yerlere davet eden yabancılar ile muhatap olmayın dedim. Gay-friendly bir misafir ilişkileri yetkilisi olmaktan hep gurur duydum. Sonuçta cinsellik evrensel bir kavram. Bir de adamları seviyorum abi, zor beğenen ve kaliteyi seven adamlar. Nereye gitseler aynı. Çünkü , günümüzde düz adam olamayanlar erkeklikten bahseder oldular. Ama beceremiyorlar bu işi.


zamanın ilerisinden edit : Caner, Tokat'a gitti.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

kum

Berrak bir denizde yüzerken, güneşin pırıltıları arasında, ayaklarının altında uzanıp giden beyaz kumlara heyecanla dokunmak istiyorum. İşte öyle bir şey bu his. Islak ve dalgalı saçlarımın denizde dağılmalarını seyrediyorum. Suyun içinde bir siyahlık gibi...

http://www.youtube.com/watch?v=KZ7WzpfO8ec

7 Ağustos 2012 Salı

Dar Alanda Kısa Sevişmeler

Saat 19.00
Kendimi dolabın karşısında kıyafet seçerken buldum. Saat 20.00 demiştik. Geç kalacaktım ve bahanem yine kıyafet seçememek olacaktı ama işin aslını sorarsanız, uzun bir süredir bir erkekle baş başa yemek yememiştim ve daha da garibi sonrasının ne olacağını bilmiyordum. Sıradan bir Cuma günü işten 6da çıktım ve eve gittim. Birkaç parça kıyafet kombinesi yaparken düşüncelere daldım. Makyajıma çok zaman ayırmamaya karar verdim. Teknolojinin nimetlerinden faydalanarak saçlarımı maşa ile düzleştirdim. İşte hepsi bu kadardı. Tam bunlar içinde debelenirken telefonumdan “sms” sesi geldi. Bunca işin arasında çalan telefonlardan nefret ettiğim gibi yine de orta halli bir heyecanla telefona sarıldım, ekrana baktım. Reklam mesajıydı. Gençlik tarifeleri içinde kaybolan operatör servislerinin garanti bir kapsamı alanı vardı ve bu alan, Türk gençlerinin küfür zenginliğine zenginlik katıyordu. Okkalı bir küfür savurdum ve dişlerimi fırçalamaya gittim Asıl sorun ayakkabı olarak ne giyeceğimdi. Tabi ki iki tane olan New Balance’ımdan birini seçecektim. Durdum, baktım. Siyah olanı seçtim. Her zaman onu daha çok sevmiştim. Dişlerimi fırçalarken aynada kendime baktım ve “ Bu adam kim ya, neden ben?” diye içimden söyledim. 

19.30
Hoş bir bluz ve iyi bir jean ile tamamladım giyeceklerimi. Bunları seçerken aklıma o kötü yıl geldi… Uzun zamandır kimse ile baş başa yemek yememiştim, hadi onu da geçtim, akşam bulacağım kişi, çok da samimi olduğum birisi değildi. Hayatımda uzun süredir zaten birisi yoktu. En son ayrıldığım herifin çok iyi bir crossdresser olduğunu anlamıştım. Harika geçen bir cumartesi gecesini noktalayıp evimize döndüğümüzde, alkol bünyelerimizde tavan yapmıştı. Tam yatmaya hazırlanıyor iken, bir anda karşıma, çekmecemden arakladığı siyah iç çamaşırlarım ile çıkmıştı. Sessizce karşısında ayrılıp, yan odaya gitmiştim. Kapıyı kapattım ve hiçbir şey olmamış gibi uyumuştum. Sabah uyandığımda O gitmişti… Etrafımızda bizi tanıyan onca insana türlü yalanlar uydurarak ayrıldığımızı anlatmaya çalıştım. Sektörüm içindeki ilişkilerin temeli kaygan bir zemin üstündeydi ve hakkında iyi düşündüğün insanlar bir anda karşına bambaşka kimlikler ile çıkıyordu.



Bu akşamki buluşma diğerlerinden biraz daha farklıydı. Cuma günlerim yoğun olmazdı ama birazda gecenin nasıl biteceğini bilmediğim için buluşmanın bilerek Cuma günü olmasını istedim. Cumartesi günümü böyle bir belirsizlik için harcayamazdım. Bir arkadaş vasıtası ile tanışmıştık. Bir süredir eğlenceli ama kısa, ayaküstü sohbetler ediyorduk. Belki benim iş tempom belki de biraz rahat mizacım nedeni ile bu yemek sık sık ertelendi. Ama bu aralar baharın gelmesi, Beyoğlu’nun hareketlenmesi, bar-bahçelerin açılması ile etrafımdakilere vakit ayırmam, kötü fikir değildi sanırım. Yemek teklifini artık geri çeviremezdim çünkü her karşılaşmamızda mutlaka çok gülüyor ve mutlaka konuşacak bir şeyler buluyorduk.  TV kanalında çalışıyor oluşum ve dizlerin tatile girmesi, iş tempomu yavaşlattı. Böylece yemek teklifini kabul ettim.



20.20
Evet, yine geç kalmıştım, eminim beni bekletmemek için ve belki de centilmenlik yaparak 5 dk. erken gelecekti. Zira bekletmiş olsam bile, “yo 5dk bekledim" diyerek tatlılık yapacaktı aklı sıra. Hızla evden çıkım ve yürüme mesafesinde olan buluşma noktasına yöneldim. Bu yürüme mesafesinde, akşamın nasıl geçebileceği üstünde birkaç fikir geldi aklıma ama dediğim gibi çok da samimi olmadığım için bu düşüncelerin hepsi şuan boşlukta sallanan kelimelerdi. Belki biraz sohbetten ve birkaç kadehten sonra nasıl birisi olduğunu anlayabilirdim. Çünkü çevremde gerçekten çok fazla insan vardı ancak niyetler 1-2 kadehten sonra çok kolay açığa çıkıyordu. Onunla ayaküstü sohbetlerinizde gerçekten çok eğlendiğim aşikârdı ama yine de temkinli davranacaktım. İstanbul’da bahar akşamları hala içimi üşütüyordu. Ürperdim…


Kaldırımın karşısına geçtim ve sokağı döndüm. Yanılmadım. Orada bekliyordu, el salladım. Yanına gittiğimde “çok beklettim mi “diye sordum. Tabiki çok beklememişti(!)Güneş çoktan batmıştı ve bluzumun bu akşam için ince bir seçim olduğunu düşünerek içimden söylendim. Neyse ki mekan yarı kışlık bir mekandı ve yemekten sonra kapalı bir kulübe dönüşüyordu. Mekanların aptal polar şallarını kullanmak zorunda kalmayacaktım. Rüzgardan kendimi biraz korumak için kollarımı bağdaş yaptım. Mekana yürüyene kadar havadan sudan şeylerden konuşuyorduk. Ama her zaman ki adamdan ziyade, biraz daha gergindi, böyle olması sanırım beni de germiş olacaktı. Mekana vardık.

20:50
Evet, 2.ci kadehe geçmiştim ve biraz fazla konuştuğumun farkına vardım. Parfümünün kokusunu daha iyi hissediyordum. Oldum olası güzel kokmasını becerebilen erkekleri hep sevmiştim. Bazı sorular soruyordu ve bende gönül rahatlığı  ile cevaplıyordum. Dedim ya, tedbiri elden bırakmak istemiyordum, çok samimi gelen sorulardan bazılarına da bilerek soğuk cevap verdim. Sanırım o da beni anladı. Yemek süresince kısa konuşmalar yaparak aramızdaki o anlamsız gerginliği attık. Yeni bir dizi projesinden ve kaşar başrol oyuncusunun kanala yaptığı kaprisleri anlatırken çok eğlendiğimizi fark ettim. Konu daha sonra dönüp dolaşıp kadın – erkek ilişkisine geldi. Adem ile Havva’dan bu yana bu iki cins gerçekten birbirini anlamamıştı, Adem akıllı olsaydı o elmayı almaz, mevzu da buralara gelmezdi. Konu olaysız kapanırdı. Elmayı yedi, üstüne bir de cennetten atıldı. Sonra zor toparladı işte bu zamana kadar. Ama yine elma yesin yani hobi olarak, çünkü bir kadın; bazen sevmesini bile beklemez bir erkeğin, en azından onun için bir şeyler yapabileceğini göstermesi bile yeterlidir o kadına. Ama Adem, Elma’yı Havva'nın elinden aldığından beri, Erkeg'ler sevgiyi hazır çorba sanmıştır. Dök, kaynat ve iç. İşte hepsi bu kadar. Kadın sevginin kök sayısını hesaplarken, erkek artık başka elmalar peşinde koşuyordur.

23.08
Biz, Dünya'nın en eski sorununu tartışırken, mekan gece klübüne dönüştü ve güzel müzikler çalmaya başladı. Ancak karşımdakinin sesini dahi duyamayacağım mekanları oldum olası çok sevmemiştim. Zaten gece bitmek üzereydi, evim yakındı, belki bir kahve içmeye davet edebilirdim... Yani deneyebilirdim belki. O şapşal gerginliğimiz gitmiş yerini yüksek volüm müzik almıştı. Evet, bu gecenin böyle bitmesini nedense artık bende istemiyordum :)


23.26
Kendimi yorgun hissettiğimi ve kalabalığı bahane ederek, kalkalım mı diye sordum. Bunu demem gerekmiyordu belki ama bir 5 dk. daha, bir 5 dk. daha diye ertelersem gecenin bütünlüğü kaybolacaktı. Alkol etkisini yitiriyordu ve ben uçurumda bir dala tutunuyormuşum gibi ısrarla hayatın saatlerine uzatma dakikalar koymak istiyordum. Hesabı istedi. Mekandan ayrıldık. Beyoğlu’nu sevmemin nedeni evimin buraya yakın olması ve güzel havalarda yanımdaki arkadaşım ile evime kadar yürümektir. Gece nasıl biterse bitsin, o aptal kalabalıktan sıyrılıp, caddenin sağından ağaçların altında yürüyerek evime varmam, güven hissimi tazeliyor. Bu gece ağaçların altında yürürken, ikimizin de elince birer sıcak çikolata vardı. Üşümem biraz dinmiş, çikolataları aldıktan sonra beni eve bırakmaya davet etmişti. Bu daveti yapacağını bildiğim için mutlu oldum ve olabilir dedim. Çikolata gerçekten iyi gelmişti.

23.50
Evin sokağına girdikten sonra ikimiz arasında yine bir gerginlik oluştu. Bu gerginliğin ismi “Vedalaşma” idi. Kendi açımdan baktığımda gergin olmam için bir sebep yoktu, sıradan bir yemeğin, sıradan bir vedalaşması olacaktı. Ancak ne gece sıradandı, nede birbirimize olan tavırlarımız sıradandı. Bu keşmekeş içinde geceyi değerlendirdim ve nasıl hoş çakal demem gerektiğini düşündüm. Çok laubali sarılırsam ve öpersem benim basit olduğumu düşünecekti. Eğer, sadece tokalaşıp bu gece için teşekkür edersem; ne kadar dengesiz ve kaprisli birisi olduğumu düşünecekti. Ama ben doğal olmayı seçmeliydim. Çünkü her ne olursa olsun, erkekler kendilerini güldüren ve doğal bayanlardan hoşlanırdı. Bu gece için, 1-2 çok samimi soru haricinde ben doğallığımı kaybetmemiştim ve geceyi apartman kapısında bitirmek  istemeyecek kadar iyi hissediyordum kendimi. “Çok güzel bir akşamdı… gerçekten “ dedim. Hala bir şeyler açıklama telaşındaydım. Sanki o an neyi açıklayacaksam artık. “Yemek da, restaraunt da iyiydi, güzel seçim! “ dedim.


Tam sözümü bitirmişten beni öpmek için talihsiz bir hamle yaptı. Yaklaştım. Niyeti, beni gerçekten dudaklarımdan öpmekti ancak ben onun yanağına komik bir hamle yaptım. Bu ufak karmaşadan sonra birbirimize baktık. Güldük. 


Ancak; bu karmaşıklığın arasında ben büyük bir hayal kırıklığı ile karşı karşıya kaldım?!?......



Aman allahım?!?! bu akşam penguenli iç çamaşırı giyinmiştim!!!! Bu çok komik olmuştu. Bu haldeyken bu gecenin harika bitmesi imkânsızdı. O, bu gerçekten bir haberdi. Neden böyle bir dengesizlik yaptığımın farkında bile değildi. Bu güzel geceyi yanlış iç çamaşırı seçimim yüzünden mafetmiştim kendimce !!!!!!

Bunun pişmanlığını yaşamak istemiyordum. Saçlarım rüzgardan dağılmıştı, biraz düzelttim. Kafamı dağıtmaya çalıştım. Omzuna dokundum ve yanağından öptüm. Kendi kendime içimden binbir türlü laflar ederek apartmanın kapısını açtım. Bu gece asla böyle bitemezdi. Dikkatsizce giyindiğim kıyafetlerim yetmiyormuş gibi, iç çamaşırım da sıradan penguenli bir şeydi işteee! 

Hırsımı alamadım, apartmanın kapısına geri gittim. Çok kısa süre içinden gözden kaybolmuştu. Köşe başındaki taksiye yöneldiğini gördüm. Adımlarımı hızlandırdım ve ona yetiştim. Seslendim. Döndü arkasını ve beni gördü. Hızlı ve güzel bir öpücük verdim ona. Arkamı döndüm ve apartmana doğru koşmaya başladım. O an güldüğümü göremezdi... Çünkü adım gibi emindim, Havva’nın da penguenli bir iç çamaşırı hiçbir zaman olmamıştı...



*Görseller:Pinterest, Love Dance Point Offical Web Site, Leblon 11 Offical WebSite, Swedish House Mafia Offical WebSite

Bu öyküde, sadece kişiler kurgudur :)

5 Ağustos 2012 Pazar

nevizade

Akşam güneşinin alnında dolaşıyorum ve o hiç bilmediğim yüreğini Nevizade 'nin arka sokaklarında arıyorum. Rastladığım tek şey, iki samimi dost. Birisi kadeh,diğeri de su. Kıramıyorum onları ve bir sofra açıyoruz ,senden konuşuyoruz. İstanbul masamıza uğruyor. Zaman zaman yan masalara dalıyor gözlerim, eşlik ediyor geçmişimiz ve yalanlar. Hikayelerimiz  hiç bitmiyor, sebeplerimiz, ortak dostlar, kaçışlarımız, sofradan eksik kalmıyor. Sen varsın gibi bitmiyor sözcükler. Umut ise masamda baş köşe. Bardaklar bitiyor gecenin sonunda. Bense yine boş bir geceye sığınıyorum.

http://www.youtube.com/watch?v=5PtC4-ELAJ4

3 Ağustos 2012 Cuma

free love

Yemin ederim beni sevgiden soğutuyorsunuz. Hayır, anlamadığım başka şeyler de var ama ya sev, ya git.

http://www.youtube.com/watch?v=2SH0pVVBmN0

1 Ağustos 2012 Çarşamba

bekle biraz


Yine kaldım orada.
senin bazen baktığın, benim bazen sevdiğim.
en çok da, su gibi ılık, renksiz zaman zaman,
bilmediğim bir sesin içinde,
belki de bir pişmanlık yankısı,
2 güne sıkışmış yalnızlığa.
hiç duymadığım bir şarkı bu,
tenim kuru, gözlerim ağır,
samimi bir dokunuş ararken kelimelerinde,
gece serin şimdi,
ellerin henüz gelmedi,
belki gelir,
uyandırır beni bir sabah,
serbest bırakıyorum içimde kalbimi,
evet,yine gördüm seni, o aydınlığın içinde,
biraz bekle.
http://www.youtube.com/watch?v=Dg6gi34mqcI

sen.


Sen benim eksik kalan yerimsin. Kapattıgım pencereler. Güneşlere çektiğim o perdelerim. Sen benim hiç sevmediğim sessizliğimsin. Kaybettiğim yolum korktuğum karanlık. Hiç tutamadığım o yeminlerim. Sen benim terk ettigim şehirlerimsin. Düştüğüm çukur uzanan ellerim. Hiç tutunamadığım o gidenlerim. Sen benim kovulduğum cennetimsin. Eğdiğim yüzüm sövdüğüm aydınlığa. Hiç açamadığım o gözlerim. 

Cem Adrian