30 Haziran 2012 Cumartesi

meşgul hat

 
Arayıp da ulaşamazsın. Bir daha denersin. Bir daha. Nafile, hat meşguldür.

Sonunda seni duyan birisi çıkmıştır, ulaşmak konuşmak istediğin için devam edersin son kez. Mutlu olursun.

"- Aradığınız için teşekkür ederiz, hatta kalın lütfen, sizi ait olduğunuz kalbe bağlıyorum."

http://www.youtube.com/watch?v=u-FojZbpcXA



29 Haziran 2012 Cuma

istanbul


İç sesim şuan aptal aptal komik sözler söylemiyor. iç sesim bu son 2-3 gündür öyle bir şey yaptı ki, bugün başıma gelen şeyden hayatın gidişatına ve hayatımda olmasını istediğim insanlara yön verebildiğimi gördüm. Bu sıradan bir durum değil ve beni çok heyecanlandırdı çünkü yıllardır hayatımda olan insanların sınırsız var olabildiğine inandım. Sevdiğim insanların bu iç sesi duyup bana ulaştığına şahit oldum. Olay şöyle oldu; özellikle 2 gündür çok ama çok yoğun şekilde düşündüğüm bir insan bana bugün sms attı. Sadece bir şey yazmak istiyorum sonuç olarak buraya.

Gerçekten çok mutluyum.


http://www.youtube.com/watch?v=tgqeD8rP0E8

güneş şehri

"sen başka şeyler söyle, düşlerim bana kalsın."

Bir şehir düşün.ölümüne sıcak. o sıcağın içinde Aşkın Nur Yengi dinleyip, kırmızı şarap içerdik. Karnımızı yüreğimizi şarapla doyururduk. eskileri konuşurduk, mahallemizin isminin içinde bile Güzel kelimesi vardı. içimiz güzel, başımız döner, o eski şarkıların içinde hayatın çıkışını arar, kimi zamanda kaybederdik birbirimizi.Şarkılar ise hiç susmazdı.O sıcak şehir güneyde kaldı, içimiz ise şimdi buz gibi.

http://www.youtube.com/watch?v=bRU41qyXYU0

28 Haziran 2012 Perşembe

Yalnız Adam


Aklıma az önce sen geldin. Sonra anlattıkların. Bir anda hayatımız gece olmuştu. Havuzlu bahçeden gelen böcek sesleri, fıskiyenin çalışması ve bodrum katının bizi hep karşıladığı o rutubet kokusu aklımda. Arada bir çıkıp evi kontrol ederdin, kapıları hep 2 kez kilitler, mutfaktan baş ucuma su getirirdin. Hararetli konuşmaların arasında annen arardı seni cepten, sakince konuşur, nazikçe kapatırdın telefonu. Sabahları kardeşine görünmeden kaçarcasına bahçeden çıkar, ıslak çimenlerden ayaklarım ıslanır,  arkamıza bakmadan köyü terk ederdik. Sen çok hızlı araba kullanır, bende her seferinde sana çıkışırdım. Ama hep hızlı sürerdin arabayı. Marketten aldığın raf şarabını, bir gece özel diye yutturmuştun bana. Sesimi çıkarmadan içmiştim. Sırf şişesi çok güzel diye öyle düşünmüştün. Sonra ben de iyi bir şarap almıştım. İçemedik. Şarap buz dolabımda kaldı. biraz daha kaldı. Sonra o şarabı içtim. Yan yanayken korkmadan düşlerimizi anlatıyorduk. Düş değildi aslında onlar. Hepsi senin hayalindi ve ben o yalan dünyanın içinde her seferinde anlamsızca, çok huzurlu uyku uyurdum. Sana hiç bir zaman neden? diye soru sormadan kapardım gözlerimi. Gece sık sık uyanır beni seyrettiğini söylerdin, inanmazdım. Şimdi bile inanmıyorum. Beni uyandırır, earl grey çay ve kepekli ekmekten tost yapardın ikimize. Ne de güzel özenir, ne de güzel hazırlardın o tepsiyi. Sonra film seyrederdik sıcak pazar günlerinde. Keşke yine çılgın hayallerini anlatsan bana , kamelyaya düşen yaprakları temizlesek birlikte, beyaz minderlere uzansak, çok uzaktan geçen kamyonların sesi ile dalga geçsen, dostları ağırlasak havuz başında, onlar gittikten sonra dedikodusunu yapsak arkalarından, gülsek, bir Blush açsak gün batımında, yine bana "golf oynayanların topu bazen bizim bahçeye düşüyor" desen, bende ilk defa duymuş gibi gülsem. Bir akşam çıkıp gelsem yine üstümde senin için aldığım papağanlı tshirt ile ve bunu çok sevdiğini söylesen defalarca. O güzel ormanın içinden yürüsek ve kaybolsak. Sabah derse yetişsen, not arasan, hatta sınav çalışacağım diye beni kandırsan, metroda bıraksan beni bir başıma sabahın 7sinde, sonra telefon listemin tümünü silsem bilerek, sen arayınca görmemek için. Arada bir çiçekli sokağın ucunda seni beklesem ve yaz güneşi sırtıma vursa, yüzünü seçemesem sokakta. Sabahları hak etmediğini düşündüğüm iyi dileklerimi sıralasam bir bir yüzüne. Senin söylemeni beklemesem. Ben elimdeki küçük çantaya kokmuş hayallerimizi sığdırdım. İşte bu yalan dünyamızı ve aptal düşlerimizi çok özlüyorum.

25 Haziran 2012 Pazartesi

Efes Pilsen One Love Festival 2012


Bir festivale bir isim ancak bu kadar yakışır. Efes Pilsen bizim canımız kanımız, müzik dinlemeyi, eğlenmeyi ve chitchat yapmayı çok seviyoruz, güzel müzik yanına güzel bir Efes iyi gider diyoruz. Efes Pilsen tek aşk festivali olur sonra bunun ismi. Ben de geçen sene kendimi ve malum bazı insanları protesto etmek için gitmemiştim. Ama bu yıl, geçen seneden çok daha anlamlı. Çünkü, hayat beni yaşamayı hak ediyor. 


Çünkü hayat devam ediyor...


http://www.youtube.com/watch?v=5YXVMCHG-Nk

3 Kişilik Oyun

Oyun 2 kişilik iken birden 3'e çıkmıştı. Neden çıktı anımsamıyorum ama benim bu oyunun içinde olmam başlı başına bir yanlıştı. Bunları dün akşam onunla konuşurken biraz daha günahlardan arındım. Bu günahların hepsi, kendime yaptığım haksızlıklardı. Bana, benim ben olduğumu, kendimden başka hiç bir şeyin değerli olmadığını anımsatan konuşmalar yaptık karşılıklı. Aslıda çok ironikti, zorlu koşullardan çıkıp gelip kafası dolu olan oydu ama akıl alan ise bendim. Neyse ki konuşma iyi bitti çünkü o kadar şey konuşmaya rağmen ben geçmişte yüzüne karşı söylediğim sözcüklerimin bir kısmını hatırlamıyordum bile. 

O oyun 3 kişilik oynanmıştı, oyunu bitirdik ve kaybeden ortadaydı. Kaybedenin arkasından ağıt yakamayacak kadar kısa hayatım olduğunun farkına bir kez daha vardım. O kısa hayat ne güzel, o oyun ne çirkin bir oyundu. Bu oyun onun mutsuz hayatının bir yansımasıydı. O yansımanın içinde birer görüntü olmuştuk. Ortada kalmış, çıkış kapıları kapanmış bir beden bu oyunu kaybetti. 

Kaybeden ortadaydı. 

O, sahte hayatının ortasında oyunu kaybeden bir adamdı.



20 Haziran 2012 Çarşamba

ucuz kombine


Şampiyon olmuşuz, nasıl sevinç nasıl sevinç. Ertesi gün mesaj attı, gecenin bir vakti. Okudum. Düşünmedim. Silecektim. Sonra içimi bir sorumluluk hissi kapladı ve bahsettiği konunun en yakın arkadaşımı ilgilendirdiğini ama bunu sormak için geçmiş ilişkimizi bahane ettiğini fark ettim. sinir küpü oldum. "Bilmem ne olmuşta, bilmem ne bilmem neye ne demiş, ben biliyor muymuşum."  "Onu bilmem ama sen götsün,tabiki biliyorum" diye yazdım, sonra sildim.

Bilmiyorum diye yazdım gönderdim.

Araya başka konularda sıkıştırdı, yazdı da yazdı, kutlama kombinesi göndermiş de, almamışım da. Sadece "Evet" dedim. Delirdi. Olayları öğrenmek için son çaresi bana yazmaktı, "merakımdan çatlarım yazmasan,ben meraklı bir adamım bunu sen benden daha iyi biliyorsun, olan biteni öğrenmem gerek " dedi ucuz dedikoducu Tarlabaşı karıları gibi. Ama büyük bir keyifle tüm bunları cevapsız bıraktım. Bu konu gereksiz bir bahaneydi ama bir şekilde yazacağını biliyordum, bana sike sike yazacaktı. Yalancılığını fark ettiğimi, kendine yedirememişti, gözü döndü, kendi geri zekalılığını benden saklayamadığı için hırs yapmıştı. Aklı sıra beni tongaya düşürecekti. Taraf çekecekti kendine. Gözümün içine baka baka getirdiği, tonlarca terkos numunelerini benim önüme yığarken yüzünden yalancılık akıyordu.  Ben de büyük bir keyifle kıyafetleri karşısında denerken, "ay canım ne gerek vardı, çok incesin, teşekkür ederim" diyerek içten içe eğlendim. Sonra bir gün eline poşeti verip gönderdim, geldiği yere. 


Hayat çok acımasız bazen çünkü bedavadan kukuleta takıp istiklal caddesinde dolaşmak yerine gelip kendilerini bana rezil ediyor bu adamlar. Sonra gecenin bir yarısı deliriyorlar mesaj atmak için. Hemde en yakın arkadaşlarımla olan ilişkilerimi bahane ederek. Benim canımı sıkan noktanın bu olduğunu da iyi biliyorlar. Gerek yok canlarım böyle yapmaya, hele de adresime Arena kombinesi göndererek bu işler olmadı, olmaz.

http://www.youtube.com/watch?v=tYkwziTrv5o

19 Haziran 2012 Salı

Sana Bir Kart Yazdım!

Hayatı yalandan olanlar, sevmek hakkında yazmaya başlamış. Bunlar diyormuş ki, ben seni seviyorsam sende beni seveceksin hatta, seni severken umutsuz olmayı sevdim diyorlarmış. Bu arkadaşları, daha önce yastık altı yaptıkları 3 kağıtları ile birlikte belediyenin aracına bindireceksin. Vereceksin sopayı. Sonra şehrin dışına bırakıp, geri döneceksin. Gerçek sevgiyi aradığımız şu güzel günlerde, daha önce bin bir türlü değişik yalanları başucu şarkısı yapan bünyeler, sevmekten bahsederken midem bulanıyor dostlar.

16 Haziran 2012 Cumartesi

born to die

Don't make me sad, don't make me cry,
Sometimes love is not enough and the road gets tough
I don't know why
Keep making me laugh,
Let's go get high
The road is long, we carry on
Try to have fun in the meantime

http://www.youtube.com/watch?v=Bag1gUxuU0g

15 Haziran 2012 Cuma

sıcak dedik güneş geldi, güneş dedik tatil...

oha olm niye haber vermiyorsunuz lan ?! haziran 15 olmuş? e hadi kalkın tatile gidelim !

http://www.youtube.com/watch?v=JxohJX9ElpE


değişmeyen tek şey değişimdir

Materyalistim diyorum ama nah materyalistim. bağıra çağıra değişmeyen tek şey değişimdir dedim, uygulamaya gelince çuvalladım : )

Geçenlerde - derken aslında 4 ay oldu-  talihsiz bir rahatsızlık geçirmiştim, nedeni biraz stres, sıkıntı ve bağışıklık sistemimin yavaşlamasıydı. Stres , sıkıntı hayatımdan hiç bir zaman gitmedi ama bağışıklı sistemimi iyi yapmak için Solgar kullandım, fast food yemeyi bıraktım, düzenli beslendim, alkolü azalttım, sigarayı bıraktım(!) ki zaten çok içmiyordum, gereksiz alışverişlerimi bıraktım :)))) ama en önemlisi iç huzurumu yakaladım. Eskisi gibi canımın çok sıkıldığı şeyleri kafamda arka plana atmayı hatta hiç tutmamayı başarıyorum. İç kırıklıklarımın  üstesinde gelmeyi öğreniyorum ki ben inatla başarılı olduğumu düşünüyorum. Böyle güzel şeyler olurken aslında reelde de güzel şeyler oluyor hayatımda. Yakın bir zamanda, hayatımdan bir sürü insan çıkarttım. Benim sevgi ve hoşgörü sınırlarımı zorlayıp, kişiliğim üstümde manevi baskı yapan insanlardan çok rahatsız olduğumu fark ettim. Artık bu insanlar ile yollarımı ayırma vakti gelmişti. Bazıları için çok geç kalmış, bazıları için etraflıca düşünmüştüm. Ama sonuca vardığımda elimde tek bir neden kalıyordu; o da "Mutsuzluk." Bu insanların benim mutsuzluğum üstünden prim yapmasına daha fazla izin vermedim.

Şimdi kendime bakıyorum ve daha net, daha yalın düşünebiliyorum. Benim varlığıma ve sevgime değer veren insanların gerçekten hiç bir yere gitmediklerini büyük bir keyifle seyrediyorum. Bu insanların hep var olduğunu ama mutsuz olmam nedeni ile bu çemberi göremediğimi fark ediyorum. Bu ayrıcalığa sahip olmayanların yada bunu hayatlarının sonuna kadar başaramayacak insanların var olmasına artık üzülmüyorum bile çünkü "onlar 30 yaşındadır ve hata yapmaz. Çünkü onlar 30 yaşındadır ve yalan söylemez ve çünkü onlar 30 yaşındadır ve asla pişman olmaz. Çünkü onlar değer vermenin ne olduğunu bilmedikleri gibi sonsuz bir iç kayboluşun peşinde sürüklenirler. " Daha önce, "Kadın Yazıları" nda biraz bahsetmiştim, tekrar aynı şeyleri deklare etmiş olmam "değişmeyen tek şey değişimdir" cümlesini çok destekliyor olacak.

İstanbul insanı bir çok yönden kişiye unutamayacağı dersler veriyor. Bu derslerden nasibini alanlardan bir tanesi de benim ancak bu durum benim çok işime geliyor nedeni de burda güzel yazılar yazmamı sağlıyor. Yarın bir gün İzmir'e dönersem, eminim ki, güzel karşıyaka sahilini, kordon'da içtiğim gün batımı birasını, bostanlı iskelesini, gül sokak gezmelerimi, bornovanın öğrenci sofrasını yada güzelbahçe kahvaltılarını yazacağım ama blogtaki yazıları okuduktan sonra olaysız dağılacaksınız : ))) Düz, temiz, net yazılar olacak ve belki yazarken bile keyif almayacağım. Bu nedenle İstanbul'da dibine kadar yaşamaya devam ediyorum. Büyük bir keyifle ve büyük bir yürekle.

Daha başka güzel haberler de var bende; yakında güzel dostum, kadim İtalyan eşrafından, Ege'nin leziz zeytinyağlı yemeklerine hayır diyemeyen,  bayram tokalaşmasını limonlu dondurma ile yapan ve bu yıl beach club'ların tozunu attıracak Barış Baykal'ın mükemmel manyak tumblr'ında ortak yazılar yazacağız. Şuan yayında olan Tumblr 'dan ziyade başka bir mecra olacak. Bu özellikle onun; kalemine ve diline güvendiği birisi ile birlikte yapma fikri idi. Bende balık.avi gibi atladım ama iyi ki atlamışım. Değişik olayları, karşılıklı boşluk doldurur gibi yazacağız ve onun adreste yayımlayacağız. Ben ufak ufak başladım. Yakında kokusu çıkar.

Şimdilik adresin ismi sürpriz.

Şimdi sizi Drama ile baş başa bırakıyorum. Yabancı hissetmeyeceğiniz bir şarkı çünkü nede olsa herkesin hayatı birer "Drama".


Zamanın ötesinden edit: Barış 30 kilo verdi, bu videodaki barış ile yakından uzaktan alakası yok şuan.

11 Haziran 2012 Pazartesi

iyi ki

iyi ki dönmüşüm yolun başından.

http://www.youtube.com/watch?v=fyOn099CEEo

sıvıların akışkanlığı

misal beynim.
onca düşünce arasında nasıl bir hal alıyor da, sıvı haline dönüyor anlamış değilim. tabi kafada bin bir türlü şey olunca akmaması normal değil. Allah belamı versin dün tek parça çıktım evden. Çok şükür bölündük de toplandık.

Nereden nereye be.

http://www.youtube.com/watch?v=BhsTmiK7Q2M


7 Haziran 2012 Perşembe

reva mı bu allahım?

Akşama Madonna konseri için, sabahın köründe Biletix e koşa koşa gittim. Tribünden biletler varmış. Sonra, biletix.com 'un üç kağıt yaptığını anladık, hepsini açmış satışa ama sayfa hata veriyor ve tabi ki fahiş rakamda kategorilerde biletler varmış. Fahiş dediğime bakmayın, 660 lirayı verdiğinde , Madonna'nın kucağında konser seyrediyormuşsunuz. Sonra başka festivaller geldi aklıma, keyiflendim. E madem yaz geldi, bugün Madonna konserine gidemedim, bari akşama kuaföre gidiyim de, ağda yaptırırım dedim. Kuaföre bir randevu çaktım. Sonuçta Arena yolu çilesi, ağda eziyetine 5 basar.


ps. bu şarkıda bu albümün feno'suydu. Abla fenaaaa



6 Haziran 2012 Çarşamba

kaldırım

ne kadar hüzünlü iki kadının geçmişinde de aynı adamın olması. ve ne kadar hüzünlü bu kadınların her sabah birbirlerinin yüzüne boş boş bakması ve aynı kaldırımda yürümelerine devam etmesi. ama biraz daha dikkatli düşündüğünüzde, kadınların hayatlarının zaman içinde değişmesi ne kadar güzel ancak aynı hayat içinde adamın daima mutsuzluk içinde kalması bir o kadar acı.

http://www.youtube.com/watch?v=xAkg4cwJp1Y

the edge of glory

envai çeşit vitamin hap kullanıp , krem ve boş şişe parfümlerini 3o yıllık aynalı makyaj masasının önünde biriktiren, bayramda kapıyı çalan küçüklere bez mendil ve fıstıklı şeker veren, yemeklerden sonra "ay şekerim kilolarımı veremiyorum, limonlu su iyi geliyor, yağ yakıyorum" diyen, 3 tane kedi besleyen ve bir tanesinin ismi garanti "minnoş" olan, havasız kedi kakası kokan 2 odalı bir evde, sosyal medyadan üniversitenin pilav günlerini kovalayan, gençken yaşadığımız Asmalımescit zamanlarını komşunun kızına anlatan ve butiklerin karton çantalarını biriktiren bir istanbul kadını olmak istemiyorum.

Bu hırstan dolayı geçmişe değil geleceğe her seferinde daha hırsla sarılıyorum . Bunu bilmek güzel.

http://www.youtube.com/watch?v=QeWBS0JBNzQ

5 Haziran 2012 Salı

beni bu havalar bozdu

hayat bazen çok ikinci new balance yaaa.
valla bak.

http://www.youtube.com/watch?v=Mwy-ZxbKoms

kedi esnemesi

Bu sabah gün ışığına doğru yüzüm dönük uyandım. hava güzel ve güneşli olunca odama daha fazla ışık giriyor sabahları. tarçın; sırtı pencereye, yüzü ise bana dönük yastığımın kenarında uyumuş. alarmın ısrarla çalması onu hiç uyandırmış değil. gözlerimi aptal alarm sesine inat yavaşça araladım ve kafamın dibinde uyuyan ve horlayan tüylü ile karşılaştım. gözlerimi açtığımda ve nefes alışım hızlandığında bunu anlayan Tarçın normalde hafifçe gözlerini açar gibi yapar sonra tekrar uykusuna devam ederdi. Bu sefer gerçekten istifini bozmadı ve uyumaya devam etti. Sanırım biraz yorgundu. 1-2 dakika burun buruna yattık ve uyumasını seyrettim.

2 yıldır benim hayatıma ortak olan tek dostum...

Bir gece önce beni o halde gördüğün ve seni mutsuz ettiğim için bu yazı vasıtası ile özür diliyorum.

http://www.youtube.com/watch?v=QFsRzuQY5zA&ob=av2e

4 Haziran 2012 Pazartesi

biz

ben en az senin kadarım,
sen de en az benim kadar,
peki neden hala biz olabilmiş değiliz,
bu gece bunu biraz düşünüyorum,
uyku tutmadı ama seni düşündüğümden değil,
bizi düşünmek istediğimden.
düşünüyorum.

...

http://www.youtube.com/watch?v=ESOVrc4K3CQ

1 Haziran 2012 Cuma

sağlık ocağının bahçesi

"Rüyada ağlamak sevineceğinizin işaretidir. Rüyasında ağladığını gören kimse çok sevinir. Çünkü ağlamak ruhun saflığına işarettir."

Dün gece rüyalarım volüm bilmem kaçtan bir bölüm daha geldi ama bu sefer ki biraz hüzünlüydü sanırım. Belki de geçenlerde yaşadığım bir dialogtan etkilenmiş olabilirim çünkü  özlemle, arsızca ve büyük bir hırs ile gelmesini bekliyordum hiç tanımadığım birisini. Beklediğim yer ise beni eninde sonunda bulacağı ve yine tanımadığım ona ait bir evdi. Labirent gibiydi. Penceresi doğrudan mavi gökyüzünü görüyordu. Hava hafif serin, odada bulunan yatağın üzerinde ona ait eşyalar vardı. Kıyafetler, nemli havlular, bir çanta... Ama kendisi yoktu. Gelmiyordu. Ben, çok sevdiğim Ayvalıktaki eski evimde beklemeye devam ediyordum onu. Pencereden bir bahçe seyreder buldum kendimi. Mesafe çok uzundu. Bir davet ve bir sürü masa. Neredeyse yüz kişilik bir kalabalık. Çok güzel bir kutlama. Hüzünle,kederle seyre daldım. Evet, işte oradaydı, sırtı dönüktü, kalabalıktan bağımsız, elinde tuttuğu kartları insanlardan geri almakla meşgul bir adamı gözetliyordum. Yanında sarı saçları olan bayanı iş yapması için yönlendiriyordu. Kalabalık çok kısa süre sonra dağıldı, hemen yan tarafta bulunan caminin bahçesine yöneldi.  Ben ise kendimi gidenlerin arkasından ağlarken buldum, beni duymaları imkansızdı ama söylediğim şey sadece şuydu " orda olması gereken benim, aynısından bende istiyorum." Uyandığımda saat 3'ü geçmişti ve yatakta doğrulup ağlamaya devam ettim. Sonra uyumuşum. Sabah ise benimle aynı yastıkta uyuyan Tarçın, kocaman yeşil gözleriyle, benim uyanışımı seyrediyordu.

Nedendir bilemem, bu durumu annemle daima paylaşıyorum, o da aynı şeyleri anlatıyor."Oraları çok seviyorsun." Gördüğüm en güzel ve en hüzünlü rüyalar çocukluğumun geçtiği Ayvalık'taki evimde karşılıyor beni. Tarifsiz lacivert ege denizi ile gerdanında sakladığı Cunda Adası manzarası olan evimin bir diğer manzarası ise Sakarya camisi ve sağlık ocağıydı. Şimdi orada sağlık ocağı yok belki. Düşlediklerim ise küçüklük hayallerimi kurduğum anılar...

Ama şuan, gerçek hayatta bile yaşayamadığım hüzünlerimi ve anlam veremediğim soruları, rüyalarıma taşıyorum.
Nedeni var mı? Var.

http://www.youtube.com/watch?v=MVNqXDfcNgk&ob=av2e


ps. seyrettiğim adamı rüyada anımsayamadım ancak uyandıktan sonra kim olduğunun bilincine vardım. Ondan ayrılalı aylar olmasına rağmen, hala uğraşıyorum bu herifle. Gerçekten çok hüzünlü.  Mustafa idi. Yani, beni çok seven ama terk ettiğinin acısını hala çeken adam.

değişim

değişim süregelendir.
bunun olduğunu görebilmek; ayrı bir keyif.
Farkında olmamak ise; Ahmaklık!

http://www.youtube.com/watch?v=foCzlvXKWTA&feature=youtube_gdata_player