29 Aralık 2012 Cumartesi

"Bende bir aşk var!"

"Bende bir aşk var, onu soğuk yataklarda harcadım."

Hem yeni yılınızı kutlamak hem de yeni yıl tatilini İzmir'de geçireceğimi sizlerle paylaşmak için yılın son yazını otelde ofisimden yazıyorum. Son dakikaya bıraktığım planlardan sonra, uçak biletimi geçtiğimiz hafta apar topar aldım. Bunu buraya yazmaya fırsatım da olmadı hali ile. Yıllık izinimden 2 gün kopartınca, yeni yıl tatilini birleştirdim ve annemin yaprak sarmalarını gümletmeye karar verdim. 

Ben yeni yıl akşamı o klüp bu bar gezmek yerine babamla mikrodalgada mısır patlatıyor olacağım. Şaka değil, kırılmaz tabak ile mikroda çok güzel mısır patlıyor ve tuzsuz çok lezzetli oluyor. Tavsiye ederim. 

Ve gelelim güzel dileklere. 

Bu yazı yılın son yazısı, ben bir kaç haftadır bir değerlendirme yazısı yazmayı kafamda planlıyordum ancak bir türlü toparlayamadım, aslına bakarsanız toplamak istemedim. Çünkü az çok takip eden bilir ki,çok parlak bir yıl geçirmedim. O değerlendirme yazısına bir başlasam, çok eminim yine birileri benden, "üstünde -adam değilsin- yazılı kimlik kartı " , "kaşar erkeklerin kadın cinsiyetine geçmek için para topladığı bir dernek", efendime söyleyim, "kalitesini elindeki rakı bardağı ile ıspatlamaya çalışan kişiliksiz İstanbul insanı" gibi etiketler yiyeceği için, hiç girmedim o yazıyı yazmaya. Bu yıl; bana, saçma bir özel rahatsızlığa, Dedem'i kaybetmeme ve niteliksiz olduğuna karar verdiğim bir kaç insana maaloldu. Aç kalmadım, açıkta kalmadım. 2012 yılının ilk günü okuduğum bir e-mail yüzünden kocaman bir yılımı çöpe atacaktım neredeyse ancak çok optimist bir insan olduğu için yine tüm olanları ve aptal insanları unutmayı başardım. Bu 2012 yılından yarasız kurtuldum. Kurtulduğum gibi de aslında mutlu kapatıyorum. 

Sizlerin -sen haric Uzun, çünkü tabi ki bu yılda da bıkmadan senin ölmeni isticem- umarım tüm dilekleriniz gerçekleşir ve 2012 yılının getirdiklerinden daha fazlasını getirir size. Önce sağlık tabi, sonra aşk, sonra da para olsun hayatınızda. Sıkıcı bir yazı yazıp lafı uzatmak istemiyorum. Bitiriyorum, saat 16.30'da Onur Air ile İzmir'e uçacak yolcu kalmasın. Sevgiler,

KOYDUK MU? Derbi Yazısı-2

Sezon açılışını Tuna ile Arena'da yapmıştık hatırlarsanız, Tuna; Şişhane'den Seyrantepe'ye gidilen maç yolculuğunu çok iyi biliyordu ama Derbi'nin her yerde bıraktığı atmosfer farklı oluyor. Metroda, taa Almanya'dan gelen taraftarlar, Ankara'dan, Denizli'den gelen bir çok taraftar grubu ile durağa geldik. Oldukça stresli güvenlik kapıları geçişlerinden sonra abimize ulaştık, bizi UltrAslan grubunun olduğu bölüme alacağını daha önceden söylemişti. K4 kapısında buluştık, enteresan bir polis koridori ile birlikte içeri girdik, üstümüz başımız aranmadı bile, sağ sağlim bizi tribüne bıraktıktan sonra çok teşekkürler ederek bir yer bulup oturduk aşağıda. Batı'nın Korner köşesine yakındık. Tuna, "abla Selçuk korner kullandığı zaman O'na kendimi yakın hissetmek istiyorum" diye başımın etini yedi, çıkmadık yukarı taraflara. Girmedik kalabalığın içine, açıkcası biraz da koreografiyi merak ediyorduk.


Koreografi.

Yine harika diyebileceiğimiz bir çalışma yapmış UltrAslan. Geçen sezonun şampiyonunu deklare eden ve kadıköyü cehenneme çeviren Aslan ile stadı yanan saraçoğlu adamının efsane bir mizanseni yapılmıştı. Biz tabi, Tuna sayesinde biraz aşağıda olduğumuzu için gerideki adamı biraz geç fark ettik ama  bir kaç güzel fotoğraf karesi yakalamayı başardık.

İlk 15 dakika içinde bir gol atmak, oradaki bütün taraftarın arzusuydu ama Bekir'in kendi kalesine kafa golü yollaması ile kısmen havaya girdik diyebilirim. Tabi çok isterdik, Burak güzel bir kafa çaksın, yada Hamit'in direk bacağında patlayan topunun 5 santim daha sağdan gitmesini, ancak olmadı. Tabi bu arada onlar da skoru eşitledi. Derken, dakika İstanbul, Maestro güzel bir faul aldı, akabinde topun başına kendisi geçti. Maç sabahı saat 10 gibi uyandığımıza, kahvaltı için hazırlanırken, Tuna henüz kendine bile gelmiş değildi. Ağzından iki laf çıktı; Uyanır uyanmaz. "Abla, yaz, bu çocuğun bir frikiği var." Faulü aldığımızda Tuna, yumruğunu sıkarak, "Abla iyi izle, gol" dedi. Henüz Selçuk'un attığı top, sol taraftan kale rotasına giderken Tuna, önümüzdeki 8 basamağı çoktan inmişti. Ben, Tuna'nın üstüne atladığımda, Selçuk firikiği vurmuştu.

Sahadan galip ayrıldık. Oyunu beğendik mi, şahsen hayır. Tabi şimdi burda derbi değerlendirmesi yapmayacağım :) Ama Tuna adına konuşmam gerekirse, unutamayacağı bir maç ve unutamayacağı bir İstanbul seyahati gerçekleşti. Tek söz veremediğim şey skordu, o da istediğim gibi olunca, hakikatten büyük bir keyifle döndü İzmir'e. Bu arada hayatında, ilk uçak yolculuğunu da yaptı.

Derbi, günler günler öncesinden bizim gündemimize girmişti. Çok kafa yorduk nasıl yaparız, olur mu olmaz mı diye ama ben bir delilik yapıp uçak biletini alınca Tuna da, ehliyet sınavından bir fedakarlık yaparak, hayatına futbol ile ilgili bir virgül ekledi :)

PS.1-Maça hediye olan dokuma Galatasaray atkısı ile gittim ve o atkı büyük totemin ta kendisiydi. 
PS.2-Fırsatını bulup Tuna ile Çemberlitaş'a nargile içmeye gittik ama kafam bir tirilyon olunca erken kalkmak zorunda kaldık, lanet kavunlu nargileden bu sayede tiksindim.

20 Aralık 2012 Perşembe

KOYDUK MU? Derbi Yazısı-1

Eğlenceli ve tabi ki Tuna'nın gelmesine gerçekten değecek bir haftayı İstanbul'da geride bıraktım. Şimdi kalkıp burda bıdı bıdı December,21 Phenomenon muhabbeti yapmıcam, çünkü gerçekten çok sıkıldım. Aslında, sıkılmaktan öte, medya öyle enteresan bir yere getirdi ki konuyu, ben bir başıma kalınca düşünüyorum, ne olacak diye ve içten içe korkuyorum :)  

Geçen yazıda yılın son derbisi dedim, geberecem dedim, Nevizade dedim... Derken, bir abim vasıtası ile Türk Telekom Arena Pegasus Tribününe davet edildik Tuna ile. Ben sormasam belki aklıma bile gelmeyecekti son dakika, gişelerden geçtikte sonra abimizi aradık, sağolsun uçurdu K4'den bizi. Biletix'e ettiğim küfürlerde yerini bulmuş oldu. 

Maç günü erkenden uyandık, güzel bir kahvaltı yaptık Porta Pera'da. Tuna'nın ısrarı ile İsveç Konsolosluğuna kadar yürüdük, önünde resim çekildik, Johan"thegreat" hakkında sohbet ettik. Galatasaray Müzesini tavaf ettik, hacı olduk bir kez daha. Ordan Vera'ya güzel soğuk derbi biralarını içmeye geçtik. Oturduktan 5 dakika sonra, yan masa tanıdık çıktı ama bu sefer tanımamazlıktan geldim. Tek görebildiğim, yine ikimizin de ayağında totemlerimiz olan Siyah New Balance'larımız vardı. O selam bizde bir kez verilirdi. 

Çıktık 5 gibi Vera'dan. Abbas'da yine bilindik yüzler vardı, orasını da görmemezlikten geldikten sonra, artık maça gitmek için bir engelimiz kalmamıştı. O gün, mahşer günüydü, ateşlerde yakacaktık karşı yakadan bir takımı...

......

Ah şu fallar ...

Bu yazı aslında 2012 yılı hakkında olsun istemiştim ama geriye dönüp baktığımda, çok da kayda değer bir yıl geçirmemişim. Kayda değmediği gibi hakkında da çok detaylı yazasım yok zaten. Ben yaptğım hataları elbette kabul ediyorum ama bu hatalara neden olanları net kınıyorum. Onlar kendilerini bu hayatta çok iyi biliyorlar, hatta bu yazıları su gibi içiyorlar... Günlerden ne zaman hatırlamıyorum ama Lorans güzel bir kahve falı bakmıştı Bakırköy'de bir akşam. Sanırım Ekim ayıydı. İçinde güzel şeyler vardı. Hiç bir zaman hayatımı fallara, büyülere göre yaşamadım, benim böyle bir kafada olmadığımı çevrem az çok bilir. Kaldı ki, sayısaldı, piyangoydu gibi şans oyunlarını hiç oynamam, Piyango biletini de otel verdiğinde alırım, zorla çektirilenleri saymıyorum bile. Fal ... Evet, fal güzel şeyler söylemişti. Şimdi yaşadıklarımı, bu yıl ile kıyasladığımda belki falın çıkmış dersiniz ama... neyse, bunu da yazmıcam:) 

Falım, fallanmış benim.

Ne o? Eline de almış,yazıyor?!

Senin ben o söyleyemediğin R'leri s.kyim Aziz.

13 Aralık 2012 Perşembe

Taraftar Olmak

Bir bayan olduğum için futbolu çok sevmem, çevrem tarafından eleştirilse de, bunun benim tarafımdan umursanması bir o kadar azdır. Kendimi bir Arena yolunda ya da bir Nevizade hazırlığı içinde bulduğumda, aklıma gelen tek şey, ne olacaktı a*mnakoyim, evlendirme programımı seyredeyim oluyor. 

Almanya'dan büyük bir taraftar gurubu, çalıştığım otelde konakladı. İsmi lazım olmayan bir takım ile İstanbul'da yapacağı UEFA grup maçı için gelen Monchengladbach taraftarını resepsiyonda karşıladım. Girişleri esnasında, bazılarının omuzlarında, bu ismi lazım olmayan takımın atkılarını da görünce, takılmadan edemedim. Bazı misafirlerin 87-88 yıllarında Almanya'nın 2. liginde top koşturan abilere benzemesi hoş oldu. Gruba bakıp, "o atkılar ile malesef sizi bu otelde misafir edemeyeceiğim" dediğimde bir gülüşme oldu ve Türkiye'nin en iyi takımı Galatasaray hakkında sohbet etmeye başladık. Giriş yaptıkları aynı gün Galatasaray'ın Braga'da grup maçı vardı ve takımın kaderi hem bu maça hem de İngiltere'de oynanacak Manu-Cluj maçına bağlıydı. Kendi maçlarında grubu garantilemişlerdi , ben de gerçek bir karşılaşma izlemeleri için onlara Nevizade'yi tavsiye ettim. Aynı akşam Cevahir'de burjuvalar gibi yemekli maç yemeğine katılmak zorunda olmasaydım, misafirlerim ile kendimi tereddüt etmeden Beyoğlu'na atardım. Bir kaç tanesi ile, İstanbul turu vs. anlamında samimi olduk ve eğlenceli bir kaç sohbet yaptık. Bir sonraki gün, kendi maçlarını ezici bir üstünlük ile aldılar, attıkları goller güzeldi, karşı takım yedeklerle çıkmış dediğimde ise, "Bizde 9 kişi yoktu ama bu onlar için yeterliydi" dedi. Merakla, internetten, sağ bileğimde gördüğü dövmenin ne olduğunu araştırmış, bulmuş, geldi söyledi, evet Galatasaray'ın kuruluş yılı dedim. Blogdan bahsettim, adresini sordular, bir tanesinin sekreteri Türkmüş, "ben onunla okurum, merak etme" diye cevap verdi :) Kırmadılar, güzel de bir hatıra fotoğrafı çektirdik. Burdan eğlenceli ve futbolsever Monchengladbach taraftarını selamlıyorum, Marcus 'a ve Ingo 'ya  sevgiler.

Geçtiğimiz cumartesi günü, dostlarımızdan Kasımpaşa-Gençlerbirliği maçı için protokole bileti geldi. Sağolsunlar, futbol sevdiğimizi bilenler ulaşıyorlar bir şekilde. İY 0 karşlıklı gol olur dedik ama sonra gittik Paşaya 1 verdik, yattı kupon. Sinema paramız gitti. Eğlendik mi? Çok. Çünkü, bardağımızdaki alkol kalitesi yada gittiğimiz mekanların müzik scalası, mutlu olma kriterimiz değil.

Derbi. 
Evet, bu yazının son konusu. Maç evimizde. Şuan içinde bulunduğum ruh hali, 12 Mayısdan hallice, 12 Ağustos'a kardeş. Yılın son Fener maçı ve benim tahamül seviyemi ölçecek yegane olaylardan bir tanesi. Gerçek bir derbide seyretmek istediğim futbolcuların (Hamit,Umut,Burak) ilk maçı. Süper kupayı saymıyorum. Biletix'in çıktığı biletler 2 saatte tükendi. Yasal karaborsacı Biletix,yine yaptı yapacağını, sosyal medyadan ve kendi çevremden tanıdığım hiç kimse ama hiç kimse bilet alamadı. O biletler nerelere gitti,biz de tahmin ediyoruz az çok. Kardeşim, bu maç için İstanbul'a geldi. Biz büyük ihtimal güzel mekan Vera'da seyredeceğiz. Orayı seviyoruz, Tuna'da hayatında ilk defa Nevizade'de maç seyretmiş olacak. Ben ne olursa olsun, maç havasını soluması için İstanbul'da olmasını çok istemiştim. Öyle de oldu. Bu bizim için şimdilik yeterli. Herşeyde vardır bir hayır.

Belki dostlarımız bizi yine hatırlar ve TT Arena'ya çağırır, protokol olmayacağı kesin ama diyorum ya, belki futbol sevdiğimizi bilen bir dost alır götür bizi Cimbom'un evine. Kim bilir?

"ŞAMPİYON CİMBOMBOMUM NE İSTERSEN İSTE BENDEN!,
İSTERSEN DONATALIM DÖRT BİR YANI BAYRAKLARLA!"


4 Aralık 2012 Salı

Anlaşamadıklarımızdanmısınız? (soru eki bitişik)

Adam ne emmeye ne gömmeye geliyor sonra çıkıp konuşuyor. Ulan ağzına sıçtığım, bari Allah için söyle, sen benim için bu hayatta naaptın?

Aşk; Anasının Amıdır

Benim tahamülsüzlüğüm sevilmemek sanırım. Çünkü huyumdur hak etmeyenlere gereksiz bir sevgi beslerim. Sonra o hak etmeyenler, kadın erkek farketmez en yakınımken birden hayatımın ağzına sıçarlar ve hiç bir şey olmamış gibi siktir olup giderler. Giderlerken, o iğrenç alışkanlıklarını, huylarını bana bırakırlar. Onları üstümden atana kadar beynimi yerim, aptal rüyalar görür, onlara veremediğim cevapları orada vermeye çalışırım. Ama hiç çıkıpta sormazlar kendilerine, "ya bu hatun beni seviyor ama ben onu neden sevmiyorum, neden hayatını hala zindan etmeye devam ediyorum?" diye. İşte aynı soruyu ben onlara soramadığım için yitik birer zaman olurlar çok sonra. Şimdi sesli sorar gibisiniz, "e haketmediklerini bildiğin halde neden hala sevmeye devam ettin" diye? Peki siz hiç sevdiğinizin yalanlarına inanmadınız mı hayatınızda? Yalan olduğunu bildiğiniz halde, biraz da olsa sizi sevsin diye?

http://www.youtube.com/watch?v=DfZgGR9ijgU

(görsel:pinterest/user, başlık monvüğ'den alıntı:)

29 Kasım 2012 Perşembe

aşk mı? dost mu?

İkiside değil.

Çünkü birinin olduğu zaman diğerinin de olduğunu görmüş değilim henüz. En azından şimdilik böyle bir şey benim hayatımda gerçekleşmedi. Aksini kanıtlama derdinde hiç değilim. Zaman benim tek dostum sanırım şu saatten sonra.

28 Kasım 2012 Çarşamba

to Rome with love

Aslında bu yazıyı geçtiğimiz haftalarda yazacaktım çünkü konu başlığı tam da geçtiğimiz günleri nasıl geçirdiğimi çok tatlı bir şekilde anlatıyor. Çok daha önce fragmanını seyrettiğim Roma'ya Sevgilerimle, hiç bir zaman sevmediğim cıvık Amerikan romantik komedi filmlerinden sıyrılıyor ve o muhteşem Roma şehrinin sokaklarında, Woody Allen'nın yaratıcılığını ve hayal gücünü çok başarılı anlatıyor. Filmler için spoiler vermeyi hiç sevmiyorum, bu nedenle bunu okuyan ve popüler kültür nefreti ile ortada dolananlar varsa, zaman kabetmeden dvdsini alsın ve seyretsin. Filmi aslında biraz da Kaan'nın teşfiki ile seyrettim çünkü ben gösterimden ha kalktı ha kalkacak diye söylenirken, hadi kalk Kanyon'a gidelim diye Pazar günü düştük yollara. Filmden önce Kaan'a kahve falı baktım ve falında kocaman bir deniz atı çıktı. Deniz atının anlamına emin olamayarak Lorans'a mesaj atmam ise,günün bombası oldu :) Midpoint'in güzel tramisusunu da yedikten sonra filmi seyrettik.

Bir tiramisuyu yada bir kahve falını paylaşmaktan bile büyük keyif aldığımı biliyorum. Fark ettiniz mi bilmiyorum ama bu aralar rüya da görmüyorum ve yazmıyorum. Bundan dolayı çok mutluyum. Bu mutlu olma durumunu hiç bir zaman beceremeyen ve beceremeyecek insanların hala var olması bile bazen tiramisudan daha fazla mutluluk veriyor bana. İtiraf etmek gerekirse... :)

http://www.youtube.com/watch?v=WIbYqxqtP38

20 Kasım 2012 Salı

başka türlü şeyler

Bu sefer komik rüyalarım yok, ne biliyim, birilerine laf yetiştirmiyorum, maç rehaveti felan canlı yaşıyorum an itibari ile, rüyalarımda bilet felan da kovalamadım bu hafta. Kendimden, aklımdan, içimde olup bitenden nedense çok emin hareket ediyorum. Bugün bir şampiyonlar ligi maçımız var. Ne bu takımdan vaz geçebiliyorum, ne de bu sevdadan...

19 Kasım 2012 Pazartesi

çok mutlu olmak dediğin nedir?


Bir de bakmışım çok mutluymuşum ve bir de bakmışım, geçmiş hiç umrumda değilmiş. Israrla kendimi mutsuz ettiğim için çok üzülüyormuşum ama şimdi onların hiç biri kalmamış hayatımda meğersem. Çok kelimesinin çok üstündeymişim. Şuan üzüldüğüm tek şey,zamanın çok hızlı geçmesiymiş...



14 Kasım 2012 Çarşamba

tek duman


Bazen o güzel kafamı, ilmek gibi ellerimle özenerek sardığım sigaraları çok özlüyorum. Bir tebessümü tek dalın içinde bulup, yaşadığın 3 saati hayatından silmek adına kız gibi masada yatan dallara sarılırdık sonra gece uzun,ver elini... Bir uçurumun kenarında, bizi hak etmeyen adamları hayal eder, kahramanlarımıza aşık olurduk, o kafayla bu adamları arar kaybolurduk kahkahaların içinde. Sonra bir bakmışım kül tablası katmer olmuş, geçmiş yanmış bitmiş. Adamlar bir bir gitmiş hayallerden. Her şey eskisi gibi. Yatak dağınık. Saçlarım tütün kokuyor,rimelim akmış, ağzımda iğrenç bir tat, acı.

http://www.youtube.com/watch?v=Vol3J-rF5wI

istemediklerim

Yolda, işten eve giderken, bir çifti gördükten sonra düşünmeye başladım; hayatımda olmasını istemediğim insanlara, onları istemediğimi daha nasıl gösterebilirim ki ? Çift, kaldırımda yanyana bana doğru yürüyerek geldiler, sol tarafımdan geçip gittiler. Kadın, adama belli ki bir mesafe koymuş, suratından bıkkınlık akıyordu. Bir an önce oradan gitmek istiyor ve elinde emanet tuttuğu sarı çiçekler, alüminyum kağıdın içinde yere bakıyorladı. Oradan uzaklaştığında kadının yapacağı ilk iş, çiçekleri çöpe atmak olacaktı.

Hayatımda istemediklerim beni nasıl üzdülerse, sanırım benim onlara cevabım gelecekte gizli. 

13 Kasım 2012 Salı

james baba,büyüksün

Metallica > sabah alarmı + ayağa kalkmayan fenerli olsun + bomonti + iş yerine gelen çiçek + roma ve barselona tatili + margarita pizza + cumartesi gece eğlencesi + incinin profiterolü + tarçının sabah gürültüsü



ah Silvia ah


Hayat işte. Çok iddaalı konuşmayacaksın, bir bakmışsın kendini Cevahir'de Fenerium mağazası ararken bulursun. Düşersin kendi kendinin diline, ah Silvia, paranı neden Fenerbahçe kazanıyor, ah kafana sıçayım Silvia! diye. Ama işte konu sevdiklerin olunca, almaya gör bir çaput parçasını Fenerium'dan lanet gitsin. Bu seferlik kendimi affediyorum ama bir sonrakine asla(!)



edit: allahım çok güzel sweatler var,hangisi alacam,ölüyorum kararsızlıktan!?!



12 Kasım 2012 Pazartesi

müneccim olamadım anne

Ya sevin ya gidin dediğim zaman, bir arkadaşım yorum yaptı arkadan... "gitmekle kalmak arasında dengesizlik yapana hislerini neden kullandırıyorsun sen de?" İyi de, burda ki sıkıntı benim buyuk bir talihsizlik ile müneccim olamamam değil ki, adamların bizlere yaptığı lavukluk. Gerek yok böyle şeylere. Ama size lavukluk yapmayın demiyoruz. Lavukluk yapın yine, yapın ki biz de eğlenelim arada...

Gerzekler.

http://www.youtube.com/watch?v=QGJuMBdaqIw

8 Kasım 2012 Perşembe

skyfall

Size tanıdık gelecektir belki, güzel bir söz kim akıl ettiyse. 
"Eğer bir sırsa getiren iyiliği, sen bunu benden aldın, yitirdim benliğimi.

James Baba'nın filmi gelmiş seyretmeden olmaz.Biz de,bu yüzden bugün, Skyfall'a gidiyoruz, çok heyecanlıyız lan, onun o çemçük ağzı ile konuştuğu ingiliz aksanının hastasıyız, ben de Manchester doğumlu(!) olduğum için toprağımdan gelen bu harika filmi, vizyondayken seyredelim dedik. Biraz da İstanbul'da çekilen kısımlarını merak ediyorum çünkü; Bond'un "tarihi eserlerin üstünde motorla gezdi " haberlerinden sonra eleştirilen noktayı merak etmedim değil. Filmden önce bir yemek faslımız var ama mekan konusunda kafamda deli sorular. Filme kadar sohbet,muhabbet... Filmi tabikisi ben seçtim. Gözlüklerim : checked. Aksan pratiğim: checked. Heyecan: checked. Merak: checked. 

Özlemek: Double Checked...


özür

Son bir kaç gündür üstümdeki sinirin ve hayal kırıklığının nedenini ben çok iyi biliyorum. Yastığa yalanları ile baş koyanlar beni yine şaşırtmadılar. Çok küfür etmişim yazılarda, fark ettim. Neyse, öyle işte aklıma geldi, kendimden özür diliyorum...

http://www.youtube.com/watch?v=fm0T7_SGee4

7 Kasım 2012 Çarşamba

YAW HE HE

AHAHAHAHA Yalancı orrrospu çocuğu, nasıl lanet rezil biri olduğunun reklamını öyle güzel yapıyorsun ki, bizi gerizekalı sanıyorsun ama hiç de gerizekalı değiliz.

meraba

Meraba Bernie:)))))) Naber canim? x

Rüya

Dün gece tam da istediğim güzel bir saatte uykuya dalmışken çalan telefonumun sesine uyandım, saat bire on vardı. Arayan Meltem'di. Geç biten bir programından sonra genelde bende kalır, yine öyle bir gece sonrası sana geliyorum diye aradı. Geldi, açtım kapıyı, biraz dedikodudan sonra tekrar uyumaya çalıştım. Tarçın'nın bölünen uykusu yüzünden yine enteresan bir gece geçirdim. Uykusuz kaldım. Bu keşmekeşin içinde rüya bile görebildim. Çarşamba günü yani bugün oynanacak Cluj maçının rehaveti gelmiş anlaşılan, eksik kalmasın. Rüyamda, takımın, Mersin'de oynayacağı maça deplasma bileti arıyorum yana yana. Ama nasıl bir aramak. İnsan kalabalığı içinde birileri ile pazarlık yapıyorum. Biletleri uzun uğraşlar sonu alıyorum ama biletin üstünde Galatasaray yazmıyor. Başka takımların ismi ile karşılaşıyorum. Kafayı yiyorum, sizin damarınızı ırzınızı skim diyorum adamlara, basıyorum küfürü... 

Sonra...
Alarm çaldı, işe yine geç kaldık.

http://www.youtube.com/watch?v=agVpq_XXRmU

6 Kasım 2012 Salı

Rüya

Dün gece saat dört civarıydı. Rüyamda, bir grup insandık, kucağımızdaki hasta ve yaralı kedileri, kapısı açık duran ve sadece bir kişinin girebildiği odada öldürmeye zorlanıyorduk. Tarçın rüyadam yoktu. Kucağımda hasta başka bir kedi vardı. Benden önce odaya girmesi için zorlanan diğer kedi sahipleri, sıralarını savuşturmak için bahaneler üretiyordu. Sıra bana geldi...

Kendi hıçkırığımın sesine uyandım. Kendi hıçkırığımın...

O kadar çok üzüldüm ki o sahneye, kalktım yataktan. Benim uyandığımı görünce Tarçın'da kalktı yanıma geldi. Birlikte mutfağa gittik. Kucağıma alıp kokladım, öptüm. Biraz mamasını tazeledim. Tarçın'ı kaybettiğimde büyük bir yıkım beni bekliyor olacak. Kim kedim hakkında ne derse desin hiç umrumda değil, diyenlerin de amına korum.

http://www.youtube.com/watch?v=wNtOB3P4UZU&feature=g-vrec


Komikmiş

Komikmiş.
Hayır komik değil. 

Çünkü artık iş komiklikten çıktı, iş; benim sana kuklalık yapmama gidiyor. Senin de bundan büyük keyif aldığın aşikar. Bunu biliyorsun, çok farkındasın ve hareketlerimi dikizleyerek hayatımda söz sahibi olabileceğini sanıyorsun. Ama bazı şeyleri mantığınla değil kalbinle yaşaman gerektiğini bilmiyorsun. Bilmek istemiyorsun çünkü inadına garanticisin ve ne yapmak istediğini bilmediğim için itici oluyorsun. Öyle değil bu işler adam. Canın istediğinde çekip gidip, canın istediğinde benim süregelen hayatım üzerinden bana yorumlar yapamazsın. Bu yorumların ile, ikili ilişkimizi yönlendiremezsin. Beni hayatındaki imla hataları gibi görüyorsun, düzeltmekten obsesif olmuşsun. Bunu beni seven birisi nasıl yapar diyorum. Sonra zaten sevmediğini anlıyorum. Benim sevdiklerim, bunu bana zaten yapmaz. Hayatımızı oluruna bıraktığım zamanlarda tekrar seni sevmem için bana cesaret veriyorsun, tabiri bu ise bir parmak bal gösteriyorsun, sonra kalkıp 1 kelimeyle beni kendinden soğutuyorsun, formalite davrandığımı söylüyorsun. Formalite olan biri gerçekten varsa, buna büyük bir istikrar ile uyan sensin. Ben hislerimle hareket ediyorum ancak kalbinle hissetmek konusunda sen yetersiz olduğun için malesef bana yetişemiyorsun. Kafanın içinde dönen ne varsa, bunların hepsi senin yüreğini taşa çevirmiş. Bu durum beni her seferinde paramparça ediyor. Seni bunu yapmaman konusunda kaç defa uyardığımı ben hatırlamıyorum. Herşeyden öte, hayatında bir Kadın mı istiyorsun, bir Beden mi ? Bunu bile bilmiyorum. Komik olan tek bir şey var,o da senin ne yapmak istediğini bilmemen. Bana bu şekilde davranmaya devam ettiğin sürece komiklik kontenjanını sen zaten dolduruyorsun. Ben de enteresan tespitlerine gülüp geçiyorum artık. Sen kendinle ilgili ne yapmak istediğini karar verdikten sonra benim hakkımda ne düşündüğünü bilmem daha doğru olacak. Çünkü bana ve hislerime karşı bir duruşun yok. Bu durum bana güvensizlikten başka hiç bir şey vermiyor adam. "Ya sev ya da git" demekten başka bir seçenek bırakmıyor.

Gitmek konusunda üstüne yok, bunu sen çok iyi biliyorsun. 

Sevmek ise..... O yere göğe sığdıramadığın gururunu, egolarını, nefret ettiğim kaprislerini bir kenarda bıraktığın zaman belki kalbimizle bunu başarabiliriz diye düşünüyorum.

http://www.youtube.com/watch?v=FjTB6EG3xGo

5 Kasım 2012 Pazartesi

sev yada git

Gaylerden ziyade bir de ya sev ya git demek istediklerim var ve gay misin diye kullanamayacağım açık sözlüğümü bunlara göstercem yakın zamanda. O zaman belki güneş doğar bu ağzına sıçtığımın şehrine.

http://www.youtube.com/watch?v=lG5aSZBAuPs&feature=related

gay miyim lan ben? yoğ maçoyum

İçimden, "kesin aabi, kesin gay bu,veriyordur" dediğim o kadar çok arkadaşım var ki etrafımda, benim böyle düşündüğümü bilseler sanırım sıçarım.

bitin abi bitin

Tamam ben de fanatiğim ben de seviyorum amına koyayım lanet bir sevgi ile şu takımı ama arkadaş; imkanı olsa futbolcusuna kadar verecekmiş gibi takım seven erkekler bitsin. Bitsin abi.

Komple Sinir

KOMPLE SİNİRLİYİM VE SİNİR RUHUN GIDASIDIR. BUGÜN HEPİNİZİN AĞZINA SIÇICAM!

http://www.youtube.com/watch?v=7Nr33m1zXVE

#bugungunlerdenregl

Evet, o gün bugün ve ben kimden sinirimi çıkartacağımı biliyorum. En güzeli bugün ortalarda olmamanız ve güneşimden kaçmanız. Haklı nedenlerim var ve hiç iyi kalpli olamicam.

müzik primi


Günaydın.

Bu adamın tek kalır yanı, hala paylaştığı güzel track'ler. Gerisini kaldır topla at. Ama öyle napim. Başka bir işe yarasaydı zaten hayatımda olmayı seçerdi. Bugün pazartesi ve ben çok sinirliyim.


Tamam lan,sustum.







3 Kasım 2012 Cumartesi

Rüya

Eveeeettt, yine geleneksel eski sevgili ile gerizekalı rüyalar serisine başlamış bulunmaktayım. Geçen ki savaş gemilerinin altında kalmaması aklıma çok takıldıysa eğer, dün gece de kendisi Vera'da sokakta en sevdiğim masada otururken, yanıma geldi. Gereksiz ve cıvık bir samimiyet içinde bana selam verdi, öptü, sarıldı, şebeklik yaptı, ben sandalyeden kalkmadım. Yanında, yine aynı gereksiz ve sahte samimiyeti gösteren "qanki"si de vardı. Kendi masamda yanımda olan arkadaşlarım daha enteresan adamlardı, oraya hiç girmiycem :) Ama bu, onlardan pek haz etmediği kesindi. Napiyorsun, ne ediyorsun muhabbetini yaparken masadan uzaklaştılar, sokağın köşesine gittiler, sigara yaktılar, ayağa kalktım, dur ben de bir dal sigara alıp geliyim dedim. Geri döndüm, winston slimimden bir dal aldım, odun olduğu için sigaramı yakmadı, şaşırmadım, elindeki çakmağı istedim, sigaram ilk önce yanmadı, sonra yandı. O an fark ettim, o kadar çok kilo almış, o kadar çirkinleşmişti ki, sormaya bile cesaret edemedim neden olduğunu. Tabi yine çenemi tutamadım, "çok şişmanlamıssın" dedim. Hadi kankasını boşver,o zaten ömrü boyunca şişman kalacak ama bu,şişmanlayarak çirkinliğine çirkinlik katmıştı. "Ya sorma, kebaplar, rakılar, koptuk gidiyoruz" dedi. Normal hayatta zaten imkanı olsa bir Rakı kadehi ile yada bir adana kebap ile evlenebilirdi. Ayak üstü başka ne muhabbet yaptık rüyanın o kısmı yok ancak, hoşçakal derken, "son kez beni görüyorsun, İstanbul'dan ayrılıyorum" dedi. Aaa,neden ne alaka diye şaşırarak hem bunun hem kankasının suratına baktım. Kankası, onun yerine cevap verdi. "Erkek kendi işini kuruyor yea, o yüzden Beyaz Rusya'ya gidecek haftaya." Önce burda başlayıp,sonra neden oraya gitmiyor ki, ya yapamazsa dedim. O'nun verdiği cevap daha ironikti, "Hep baba ile mi olacak bu işler, altında iş yap yap nereye kadar, bizim bobinajları Beyaz Rusya'ya götürcem" dedi. (Bobinaj !?! ahaha) "Dikkat et, herşeyde olduğu gibi bunu da eline yüzüne bulaştırma" diye cevap verdim. O kızgınlıkla, yine bir Cuma gecesi rüyasından, yine bir Cumartesi sabahı gerginiği ile uyandım. Aynı geçen hafta olduğu gibi.

http://www.youtube.com/watch?v=dSKKJUE-RBA&feature=related

ps.Bobinajın ne olduğunu, ne işe yaradığını zerre bilmiyorum.

zamanın sonrasında edit. AHAHAHAH allah belamı versin ya, harbiden şişmanlamış.

2 Kasım 2012 Cuma

aptal kız çocuğu



Dedim ki O'na,
"Ben her ne kadar birilerine çok benzesem de, aslında, kimse kimseye benzemez,
yani öyle işte."

O'da Kesinlikle evet dedi.

Kesinlikle benzemiyorum. Kimseye benzeyemiyorum. 
Keşke benzeseydim, böylece hiç bir günahımı kafama bu kadar takmazdım. Sıradan sessizce yaşardım bu kara parçasında. Kaybolur giderdim İstanbul'da.

Bu akşam biraz muhabbet edicez, belki benziyorumdur gerçekten birilerine,
kim bilir.
Aptal bir kız çocuğu gibi,aptalca heyecanlıyım,neden? 
Yani öyle işte.Nereden biliyim?

bu değil, bu hiç değil...

Hiç hoşuma gitmiyor bir parmak bal verip sonra hiç bir şey yokmuş gibi olanları seyretmen. Bu yaptığın inat değil resmen içten pazarlık. Yok öyle değil, bu da değil, böylesi de olmaz, şöyle olsun, böyle olsun. Olmaz olsun ya valla sevdiğim, olmaz olsun!

30 Ekim 2012 Salı

yılın son tatili; İzmir

Geleneksel "İzmir'e en kısa zamanda terkar taşınıyorum kesinlikle!" düşünceleri ile geri döndüm İstanbul'a. Sonradan akıllı bir davranış olduğunu düşündüğüm dönüş biletimin tarihi ise Pazar gecesi idi. Biraz pişmandım o tarihte olmasına çünkü içerde oynanacak Kayserispor maçına denk gelmişti. Maç, cumartesi akşamına alındı (kesinlikle eminim maç pazara yazılmıştı, sonra değişti.) ve dönüş hengamesinde maç seyretmek zorunda kalmadım. Bu arada Tuna ile seyredemeyeceğime üzülüyordum, artık nasıl bir takım sevgisi, nasıl bir kardeş sevgisi varsa içimizde, maçı da birlikte seyredebildik. 

İzmir'e gidiş tarihim, İstanbulluların tatile çıkışından sonra olduğu için yollar boştu ancak nasıl becerdiysem, özellikle 32 numaralı koltuğu internetten satın almama rağmen, yerim orta kapının ve muavin dolabının önüne denk geldi! Benim zaten bu ıvır zıvır konularda inanılmaz şanssız olduğum çokça bilinir. İçeri girdiğimde otobüs havasızlıktan solacaktı, dolabı da koltuğumun içinde görünce sinirlerim daha hareket etmeden gerildi. Allahtan feribot iskelesinde sadece on beş dakika bekledik, yol boştu, verilen saatte İzmir'e ulaştım. Çok rahatsız bir yolculuktan sonra sabahın altısında eve vardım. Sabahın yanan ışıklarında, Manisa'dan İzmir'e inen rampada, o büyülü körfez görüntüsüne tekrar aşık oluyorsunuz. Bu rampayı İzmir'i  tanıyanlar iyi bilirler. Bu görüntüyü seyredince, bütün gerginliğim bitmişti zaten.

Henüz otobüse binmeden öğrenmiştim, Yalova'da yaşayan Teyzem ve eşi bayram süresince birkaç günlüğüne bizimle olacaklardı İzmir'de. Buna biraz tav olup, telefonda cingar çıkardım. Annem buna çok üzülse de, geri vitez yapmak zorunda kaldm. Annem'e 1 yıl sonra ilk defa geldiğim evimde başbaşa olmayı ve onlarla sakin haftasonu kahvaltıları yapmayı hayal ettiğimi söylediğinde, sıkı durun, Annem bana el-clasico "Çok bencilsin, gelen benim kardeşim" diyerek telefonda ağlamaya başladı !?!? Benim ise anlatamadığım "eğer sizinle birlikte olmak istemem bencillik ise, tamam bencilim ama bunun ismi bencillik değil" dedim. Ortalığı karıştırdıktan sonra  nötr kalmayı tercih ettim. Uzun lafın kısası ne kadar süper ötesi anlayışı bir ailem olduğunu hala savunsam da, ailem inatla her konuda beni yaylım ateşi içinde bırakır, düşüncelerimi dış kapının mandalı yapmaya bayılırlar. Bu konuyu telefonda kapattım ancak çok alakasız bir başka konu, benim gitmeme saatler kala gündeme geldi. :) "evlilik ve benim bu konuda beceriksiz olacağım". Bu konuyu aslında ayrı bir başlıkta yazacağım ama bilmediğim tek bir şey var; o da acaba ben bir başka hayatımda evlenip boşandım mı? Yani,o kadar tecrübeli konuşuyor ki annem kesinlikle benim bilmediğim bir zaman dilimi içinde benim evlendiğimi, boşandığımı, ikincisini yapacağımı ve beceriksiz olacağımı savundu durdu. İçinizden anneler zaten olmamış şeyleri olmuş gibi anlatıp yorum yapmaya bayılırlar dediğinizi duyar gibiyim ama sanırım verdiği detaylar bu acı gerçeği doğruluyor :)

Tatil süresince Tuna ile daha çok vakit geçirmeye çalıştım. Kız arkadaşı Sevinç ile tanıştım, Sevinç bana "aynı 90'lı gibisin, Tuna ile aranda 1-2 yaş var gibi görünüyor dedi:) Bomonti Ortaköy'ün tabiki yerine geçemeyecek Karşıyaka Bomonti'de bira içip sohbet ettik. Mekanın ismi Öküz. Orjinal Bomonti Brasserie  bence kesinlikle değil. Yarım ağızla verdikleri masaya carlayınca, tipik İzmir esnafı rahatlığında cevap aldım. Şaşırdım mı? Hayır :) Bu tip durumlar hep mekanist'deki köşeme malzeme çıkartıyor. Sıkıntı yok.

Kümeye oynayan takımlara üç beş gol atınca haklı bir galibiyet sevinci hiç yaşayamıyorum. Bu hep böyleydi. Kayseri maçını görünce, istediğiniz kadar benimle aynı fikirde olun yada olmayın, o güzel golleri, daha iyi takımlara atma beklentisi, içimde büyüdükçe büyüyor. Maçı Tuna'nın fenerbahçeli ve beşiktaşlı iki arkadaşı ile seyrettik, mekandaki tek bayan bendim yine ve çılgın abla formatında bir maç seyrettim, güldük eğlendik maçı aldık. Ha, bu arada götürdüğüm cimbom yağmurluğu o kadar güzel oldu ki Tuna'ya, arada bir böyle enteresan ürünleri kovalayacağım onun için.

Bu tatilin akılda kalan diğer bir kısmı sadece Annemin enteresan işleri değildi :) Bayram'da teyzemlerin istediği ile güzel bir Şirince ve Efes Antik Şehri gezisi yaptık. Geçen sene Annemle Babam bu tarafları detaylı gezmişti, birazcık daha bilgililerdi mekanlar konusunda, bize amatör rehberlik yaptılar. Bu bahane ile  uzun zamandır salladığım yıllık müze kartımı Efes'in girişinde çıkarttım. Tüm bu hengame içinde ve kartımı elime aldıktan sonra aklıma gelen tek kişi O oldu. Her seferinde tatlılıkla "al şu kartını" diye kafamı ütülemesini düşündüm ve şimdi almazsam bir daha hayatta Topkapı'ya gitmem düşüncesi ile 1 saat Efes'in girişinde sıra bakledim, kartı aldım. Gerçi, kartı aldım ama bırak İstanbul klasiklerini, biz yan yana olduğumuzda birbirimizi yiyoruz, İstanbul klasiklerini bana anlatana kadar bir yolunu bulup inşallah yine başının etini yemem ve yıllardır yaptığı rehberlik işinden umarım onu soğutmam :P Bu klasikleri benim detaylı ziyaret etmem artık çok mecburi, bunun için de O'nun yardımına ihtiyacım var. Bu arada konudan konuya geçiyorum ama Tammy bu ay da favorim. Kurban bayramı tebriği beklerken, 29 Ekim kutlaması ile karşılaştım sosyal medyada. Beni çok şaşırttı. Saol Tammy saol, çok düşüncelisin,yine iyi prim yaptın, hll spr dvm knk byl ck ii. Bir sonraki İstanbul ziyaretinde seni Bağcılar'a götürüp, orda bırakmak isterim Tammy.

Şirince; yapısı, tarihteki yeri, bu zamana kadar doğal hali ile günümüze gelmesi iyi, hoş güzel ama vıcık vıcık ticaret kokması, bilmiyorum hoşuma gitmedi pek. Bu sistemin ben de bir parçası oldum ve dayanamayıp güzel bir şişe vişne şarabı aldım. Bir de Melo'ya güzel doğal sabunlardan getirdim. Çok beğendi,ben de mutlu oldum. Efes Antik Kenti'ne yıllar önce gelmiştim ve içini detaylı hatırlamıyordum. Bilgilerimi tazelemek adına iyi bir ziyaret oldu. Üşenmedim, her taşın altına girdim, tırmandım, atladım, zıpladım. Gruplara verilen ingilizce, türkçe rehber anlatımlarının arasına kaynadım. Ufak tefek olduğum için grupların arasında anlaşılmadım. Bir rehber çaktı, gülümesi bana. İngilizce anlatıyorum nasılsa anlamaz diye sallamadı ama yanıldı. Hamamı güzel anlattın abi saol ama yine de bu güzel bilgileri tanıdığım tek aktif rehberden dinlemeyi tercih ederdim...

Bir konuyu iğnelemeden geçmek istemiyorum. Efes'in giriş işlermleri o kadar karmaşık ve görevliler öyle ilgisiz ki, otomatik bilet makinasının başında duran görevli haricinde, ortalıkta düzinelerce dolaşan görevliler lak lak yapmaktan başka bir işe yaramıyorlar. Yazılı - görsel hiç bir yönlendirme yok. Bir kart kuyruğu var ancak onun kart kuyruğunu olduğu belli değil, otomatik bilet gişesindeki görevli makina için size yardımcı oluyor. Olmasa, makinanın ne işe yaradığı bilinmez. Ben kart kuyruğunda beklerken, İspanyol bir çift,ardımda sırada 15-20 dk bekledi, dayanamadım döndüm ve kuyruğun onları ilgilendirmediğini, nakit yada kredi kartı ile otomatik gişeden biletlerini alıp, içeri girebileceklerini söyledim. Gerçekten çok mutlu oldular ve ören yerine girdikten sonra kral yolunda yürüyerek biraz sohbet ettik. İspanyol oldukları için hali ile İspanya'dan gezmeye gelmişler ve dönüş yerleri İstanbulmuş. Kartımı verdim ve otele kahve içmeye davet ettim. Efes Antik Şehrinin bir diğer ismi, Efes Kedi Şehri olmalı, sanırım ziyaretçilerin yakın davranması nedeni ile kediler oldukça bakımlı, besili ve havalı. Sükselerinden yanlarına yaklaşamıyorsun. Elinde yiyecek varsa bakıyor,yoksa dönüp gidiyor, her bir on ziyaretçiye bir kedi düşüyorsa, bana altı kedi düştü. Hepsi ile ayrı ayrı samimi oldum.


Eve vardığım ilk günden otobüse binene kadar dehşet ötesinde yemek yedim, tabir bu ise, mutfaktan çıkmadım, elim o buzdolabının açma yerinden hiç inmedi, dolapları kurcaladım, kahvaltıları ve ara öğünleri hiç kaçırmadım, babamın yaptığı müthiş acılı Antep çiğ köftesini gümlettim, elmalı kurabiyelerin, mezelerin, rakının, yine babamın pişirdiği (bizim evde zor yemekleri babam yapar) biberiyeli ızgara bifteğin dibine dibine vurdum, bu sabah otelde iş başı yapınca, teraziye çıkmaya korktum. Bir kaç gün geçsin, öyle çıkıcam. 

İzmir'den istanbul'a dönüşüm adeta bir kavimler göçü kıvamında idi. Henüz İzmir garajına girmeden, kapısında olan trafik, Alibeyköy'e sabah yedi buçukta varana kadar hiç bitmedi. Yalova Feribot İskelesi, tam bir facia idi, meğersem insanlar Cumartesinden İstanbul'a dönmeye başlamış, ben bir gün erken geldiğim halde, iki saat on beş dakika iskele üstünde feribot sırası bekledim. İnternetten aldığım dönüş biletimin yeri bu sefer diğer obsesif olduğum 12 numaraydı. Neden diye sormayın, inanın bilmiyorum, çok eski zamanlardan kalma bir alışkanlık, 32 ve 12 konusunda açıklamasını yapamadığım bir obsesiflik var. Bu numaralı koltuklarda oturmayı çok seviyorum.Gidişte 12 dolu olduğu için 32 almıştım, dönüşte ise 12 alabilmiştim. Eve, İzmir marşı misali, Tarçın'nın taa kapının öteki tarafından duyduğum miyavlamaları ile dönüş yaptım. Çok şatafatlı bir karşılama gösterdi bana. Kaka kutusu dolmuş, Meltem ablasının doldurduğu mama kabının dibini görmüştü. Yerlere yattı, göbüşünü açtı, ayakkabılarımın içini kokladı. Bu onun özlemini gösterme şekli. Yatağın üstünde biraz debelendikten sonra güzel bir mama ısmarladım, koklaştık, öpüştük, bütün gün koyun koyuna uyuduk. Bütün gün uyuduk diyorum, tam bir ceset gibi döndüm İstanbul'a. Bu sefer grip olmadım ama yolculuk benim bütün enerjimi aldı yine. Sabah eve girer girmez, üstümle başımla öğlene kadar uyumuşum. Sevinç de gelmiş eve, uyandık, Taksim'de bir şeyler yedik. Meltem çalıştığı için ofisine uğradım. Akşam buluşmak için sözleştik.  Eve döndüğümde yine aynı halde uyuya kalmışım, Meltem saat yedide yana yana beni arıyordu, yorgun olduğumu bildiği için görüşmeyi iptal ettik, ben valizleri boşaltıyım, ortalığı toplayım derken saat on bir olmuş. Kendimi tekrar yatakta buldum ve bir tatil dönüşünü ceset gibi bitirmeyi başardım.  Böylece yılın son uzun soluklu tatilini yapmış oldum. Hala 2012 yılından kalma 5 gün alacak iznim var. Bunu acaba yılbaşında tekrar İzmir yapsam mı felan diye düşünmüyor değilim. Yetmedi, yetmiyor. Görmeyi çok istediğim dostlarıma istediğim vakti, zamansızlık nedeni ile ayıramadım. buradan okuyorlarsa, özür dilemek isterim. Zamanı tutamıyorum, zaman İzmir'de öyle çabuk bitiyor ki, İzmirli olmayıp, orda kısa süre kalanlar bile bu fikre katılacaklardır... 

Annem ile yaptığım meşhur tartışma konusuna da gelince, onu başka bir başlıkta yazıcam. Hatun, hakikatten bana boşanmışım ve ikinci kocayı arıyormuşum muamelesi yaptı, çok eğlendim. Her şeyde vardır bir bildikleri, hayat deneyimleri de var diyebilirsiniz ama bir anne, yirmi altı yaşındaki bekar kızına "sen ev hayatını, bu yaşantıyı bilmiyorsun, beceremezsin, sana göre değil artık bu işler, ev kadını olamazsın" diyorsa, annemin çekmecelerini karıştırıp, kimyasal alıp almadığını araştırma zamanım gelmiş demektir. Her buluşmamız; Tarihin Arka Odası kıvamında geçiyor ama ben, artık olmayan bir Pelin Batu  tavrında tartışmalarda sivriliyorum. Aile arasında tavrım nedense bu kadına çok benzetilir,hiç anlamış da değilim...

Anne, buradan sana sesleniyorum, benim ilk kocam kim, biliyorsan söyle, ben hatırlayamadım da !??!

http://www.youtube.com/watch?v=MaAokbRdjDk

cat-gangnam

Tatilde aynen şu haldeydim,

http://pusheen.com/post/30399380187

ps. tatil yazısını da yazıyorum tabiki :)

24 Ekim 2012 Çarşamba

yatağa küs girilmez

Pek blog yazılarında bahsetmem, doğma büyüme Ayvalıklıyımdır ancak ortaokul yedinci sınıftan sonra Karşıyaka İzmir'e taşındık. Böylece Karşıyaka'da ikamet etmeye başladık. Büyük şehire gitme korkusu ile Ayvalık'tan asla ama asla ayrılmak istememiştim ve çok sancılı bir süreçten sonra bunu anca kabullenebildim.  Belalı ergenlik hallerim de, tam o yıllara denk gelmişti! Bu dönemler, internet, cep telefonu, sosyal medya bilmem ne, ilişkileri doğrudan etkileyen araçların hiç biri hayatımızda yoktu. Sokakta gruplar halinde oyun oynayan çocukları ilk defa görmüş, yaşıtım ergenlerin o dönem çok popüler olan rollercoster sürdüğünü imrenerek seyretmiştim. Sanki hayatta başka önemli şeyler yokmuşcasına büyük karın ağrıları çekerek yurtdışından fiyakalı bir rollercoster getirtmiştim Anneme. Ondan hevesimi aldım, piyasaya internet, Google ve icq çıktı... "Büyük şehirde yaşıyorum yea, hayat artık çok modern yea" kafasında olduğumdan aksi aklıma bile gelmezdi. Kimsenin daha internet kafenin ne olduğunu bilmediği günlerde, windows 95 işletim sistemli bir masaüstü bilgisayarım bile vardı. Modemin telefon hattına doğrudan bağlı olduğu ve çevir sesi ile internete bağlantının mümkün olduğu bir dönemdi o dönem. Evi arayanlar saatlerce meşgul çalan telefon ile karşılaşır, kimsenin daha aklı basmadığı için "ay saatlerce bunlar kiminle konuşuyor" derdi. Yediğim azar, eve gelen yüzlerce liralık telefon faturalarının yanında minicik kalırdı. Şimdi telefona ve internete üçyüz lira filan ödediğinizi bir düşünün? Canım Babam ne çok kızardı... Icq, mynet, MTV online, eyvallah bunların hepsi yine kısıtlıydı ve daha çok kitap okuyabiliyordum, daha çok yazı yazabiliyordum. Karşıyaka çarşıda keşfettiğim eski kitapçılara gider, saatlerce kitap araştırır, beğenir, on liraya üç tane kitap alırdım. Kitaplarımı asla kimseye ödünç vermeme huyum ordan kalmıştır. "Herkes kendi kitabını kendi alsın arkadaş!" Kocaman bir kitaplık, kocaman pencereli bir çalışma odası hala hayalimdir. O zamanlardan kalma kitaplarımın hepsi duruyor, iki şehri bir gün birleştirdiğim zaman, o kitapların hepsi tek bir kitaplıkta buluşacak. Şimdi okuduğum ve okumadığım kitaplar mağrur duruyor çakma bir komidinin içinde. Tüm bu değişimleri, popüler kültürün dayattıklarını, bu yeni şehirde yeni hayatta yaşadım. Bazen keşke geç tanışsaydım dediğim oluyor. 

İzmir'e 1998 yazında taşındık. Eşyalar gelmeden önce, evin eksiklerini tamamlamak dışında Karşıyaka'da bulunmuşluğum yoktu. Geldiğimde aşağı sokağını bile bilmezdim. Ekmek almaya bile korka korka gittiğim bir dönemden sonra, on altı yaşımda küçük bir turizmci olup, Ege ve Akdeniz şehirlerini dolaşmak, benim hayatımdaki büyük değişimin kendisidir aslında.

Karşıyaka'daki ilk sabahımda, İzmir'in o yapış yapış, adamı katil olmaya itecek sıcağında uyandım. Hava belki 35, bilemedin 40, bizim ev 5.ci kat olduğu için 45 Derece. Dışarda, bir adam feryat figan bağırıyor. Anlamadım. Uyumaya devam ettim. İkinci sabah, farklı bir ses, aynı tını... Meraktan ölücem. Kalkmadım yerimden, duyduğum ve anladığım tek kelime. “Oyyyyyy” “Danaaaaaaaaa”. Kafamdan bin bir türlü kelime üretiyorum, yok, anlaşılmıyor. Üçüncü gün dayanamadım fırladım kalktım, mutfağın penceresinden sokağı kestim. Arabalı tezgahı olan bir adam. Tamam, bir şeyler sattığı kesin. Aynı gün, kahvaltı sofrasında babama sordum. Gevrek , Boyoz satıyor dedi. Onların ne olduğunu bilmediğim gibi, sözcükler adamların seslediği kelimelere hiç benzemiyor. Babam, görevi nedeni ile biz İzmir'e taşınmadan öncede İzmir'e gidip geliyordu, dolayısı ile "Boyoz muuu?!" diye sorduğumda, "Aaa, bir gün iki tane ye de, şuana kadar neden yemedim diye pişman ol" dedi. Boyoz, çok ince, kat kat hamurdan yapılan, milföy görünümlü, oldukça kalorili ve çok tok tutan atıştırmalıkmış. Hadi anladım Boyoz yerel bir yiyecek, neden Gevrek? İzmir'de günde iki kez pişirilen ve satılan, ilkinin sabah işe, okula, eve alındığı, ikincisinin ise İzmirli kadınların beş çayına ev partilerine aldığı, yanında Ayran içilen gevrek, bizim bildiğimiz simitti. Evet, bizim bildiğimiz çıtır simit. Sonra çekirdeğe çiğdem dendiğini, domatese domat dendiğini de sonraları öğrendim. O yıllardan sonra, gerçek isimlerinin Gevrek, Çiğdem olduğunu düşünecek kadar benim de ağzıma yer edindi. Geçtiğimiz günlerde, sabah evden işe giderken,  Harbiye’de belediyenin seyyar arabasına uğradım, "dayı, bir tane gevrek sarsana" dedim. Dayı döndü, sen İzmirli misin? diye sordu. Ben de, gayri ihtiyari, “evet?!# nerden anladın” diye cevap verdim. "Gevrek deyişinden anladım diye gülümsedi...

Bu akşam kafamda bu güzel anılar ile yola çıkıyorum ve yılın son uzun soluklu tatilini evimde geçireceğim. Yol şarkılarımda Sıla'nın yeni şarkıları olacak. Koca kafam nasıl düşündüyse artık, dönüş biletini tam da Kayseri maçının olduğu güne almışım. Kardeşle bir maç keyfimiz vardı, onu da bitirdim galiba. Ama gönlünü alırım. Store'dan çok beğenerek güzel bir yağmurluk almıştım, onu götüreceğim, tam da İzmir havasına uygun, halı saha maçları yaparken giyebilecek. Dün ki Cluj beraberliği, rezil stad zemini, bize bir sürü kayıplar getirdi.  Kanser olacaksam, bu takım, bu maçlar beni götürecek bu hayattan. Kardeşimle maç değerlendirmesi bile yapamadan dün gece uyumuş kalmışım sinirden.  Ama diyecek hiçbir şeyim yine yok, yine yok. Çünkü yatağa küs giremediğim tek sevdiğimsin be Galatasaray. 

Tek.


görseller : pinterest/fatih maslak,other pinterest users

20 Ekim 2012 Cumartesi

kafamın içi aksiyon


Hayatımdaki aksiyonları minimuma çektim ama rüyalarım o kadar yorucu o kadar aksiyonlu ki, inanmicaksınız ama gece nefes nefese uyanıyorum, sabahları dayak yemiş gibi kalkıyorum yada kalkamıyorum... Alkollü uyuduğum zamanlar adeta bir bebek gibi oluyorum ama eskisi gibi sık aralıklar ile alkol almayı bıraktığım için, son zamanlarda bol bol net ve ayık kafa ile yatağa giriyorum. Kronikleşen işe geç kalma sendromumu tam atmış değilim, geçenlerde yine sözlü uyarı aldım,biraz düzelttim gidişlerimi. Ancak sorduklarında, uykum çok sağlıksız, büyük problemler yaşıyorum, kafamın içi gereksiz bir sürü şeyle dolu desem de kimsenin anlamayacağını çok iyi biliyorum. Kendi kendime bir çareler bulasıya kadar ben çoktan ikinci yazılı tutanağı yemiş olucam!

Dün gece ki rüyamı üç partta bitirdim. İlk partta; heyecanı ve aksiyonu geçtim, bana yapılan işkencenin acısını etimde hissediyorum, çıkan yangın ateşi yüzüme vuruyor, beni arayan SWAT ekibinin heyecanını ölümüne yaşıyorum. Beni bulamazlarsa hayatım bitti diyorum ve işkencecimin kafama attığı taşların acısını alnımda hissediyorum. Sonra ekip beni buluyor, işkencecimin ailesi ile kanka oluyorum, adam beni öldürecekken hihihi diye salak salak gülüyoruz karşılıklı.

İkinci partta, kendimi birden eski erkek arkadaşımla Korn konserinde buluyorum. O Jonathan Davis'in vahşi sesini, boktan bir kır festivalinde boktan bir ses düzeni ile dinliyorum ve Korn lan olm bu, iyisi kötüsü farkmaz diyorum. Fonda freak on a leash çalıyor, barakaların arasında çimlerde oturuyoruz, bira içiyoruz, hava kararmak üzere, mağrur bir halde konuşuyor benimle, her zaman ki sonu başı belli olmayan cümleler kuruyor bana devrik devrik, ben O'na her zaman ki gibi, bir bokmuş gibi davranıyorum,küçümsüyorum ve tartışmaya başlıyoruz. Vay amına koyum adam benle Korn konserine gelmiş, iyi de,O hardcore metal sevmez ki? Ne işi var lan bu adamın benim yanımda diyorum, terk ediyorum konseri. Bırakıyorum adamı, basıp gidiyorum ahıra benzeyen konser alanından.


Sonra eski evime gidiyorum. O güzel deniz manzarılı, sağlık ocağının bahçesini seyreden Ayvalık'daki evime. Bilmem, belki daha önceden yazmış olabilirim ama Ayvalık'taki evimi rüyalarımda çok görürüm. Yani ayda en az bir iki kez vardır bu görüntü. 2+1 olan evin; salonu ve benim oda, harika bir deniz manzarasına bakardı. Bu görüntünün çok sık rüyama girmesini Annem, "orada çok güzel zamanlar geçirdin,unutmuyorsun. En ufak bir sıkıntıda aklın oradaki huzuru arıyor ve rüyanda oraya geri dönüyorsun." demişti. İş yerimde kafama taktığım bir kaç iş yüzünden de bu eve sığınıyorum, anlarım ama , rüyanın üçüncü partında evimin salonundan denizi seyrederken,birden savaş çıkmasına bir anlam veremiyorum. Güzel bir yaz sabahı kahvaltı ederken, Midilli hizasında görünen hayvani ötesi savaş gemileri ile kahvaltı masası dağılıyor. İşin komik tarafı ölüm korkusunu sadece ben yaşıyorum, diğerleri gayet serin kanlı. Rüya bu ya, gemiler o kadar kısa sürede Ayvalık Körfezini geçiyorlar ki, salondan baktığımda gördüğüm o güzel Ege Lacivert'i, soğuk gri metal kaplı bir havuza dönüşüyor. Denizdeki insanların üstünden geçiyor, onları öldürüyor, feryat figan anneme dönüp, "ama olamaz ya, olamaz ya, insanlar öldü, insanlar boğuldu, ne savaşı anne?" diyorum. Annem gayet sakin bir ton ile, "ölmemiştir onlar, ölmemiştir" diyor. Savaş alarmları çalıyor şehirde. Sonra saatin çaldığını anlıyorum... 


Böylece yorgun bir cumartesi sabahına başlamış oluyorum bugün. Tabi sabah uyanınca, kafamı ayrı tebrik ettim. Neden masum insanlar ölürken, adam Korn konserini benle seyrediyor, orasına çok bozuldum. Denizde boğulup, savaş gemisinin altında kalmak varken?

Kafamın içi adeta bir aksiyon şu aralar. Ben galiba çok az alkol alıyorum.  Kafam gereksiz ayık kalıyor. Gereksiz!

http://www.youtube.com/watch?v=jRGrNDV2mKc

görseller:pinterest users.

yarın,bu zamanlar

öyle özledim ki.
hemen yarın olsun...

16 Ekim 2012 Salı

i love my tattoos

Cumartesi günü Meltem ile iş çıkışı Nevizade'de biraz dedikodu yaptık, öğle biralarımızı içtik, günü erken bitirdik. Dönüşte hadi gel şu tattoo olayını soralım, belki yaptırırım diye Atlas Pasajına girdik. "Woa O,sen misin?" diyerek 2-3 kişi sardı etrafımızı. Bundan önce ki dövmemi Resul yaptığı için ne zaman gelir kendisi diye sordum, akşam gelecek ama biz de ne istiyorsan en iyisini yapabiliriz dediler. Çok komplike birşey değil ama beni anlatan 3 kelimeyi yazdırmak istediğimizi söyledim. Yer olarak şimdi burada yazmıyorum çünkü niyetim biraz ortamı germek :))) Bu yazıdan bahsedince, adamlar "ya sen daha karar vermemişsin ki, yazı diyorsun. Bizim için yazı kolay,10 dakikada hallederiz. Biz sana 15x20 kaç binliralık dövmeden bahsediyoruz. Bizce bu hakkını 3 kelime ile bitirme" dediler. Ben, yok acı eşiğim, yok pin-up kızları bidi bidi bidi derken, sen düşün, karar ver öyle gel diye geri gönderdiler beni.

Lan !? 15x20 dövme nedir? Benim cürmüm zaten 15x20. O dövme benim vücudumu komple kaplar. Gerildim yemin ederim.

Tammy

Tammy yeter Tammy, saçını başını yoldurtma gelirsem Tammy, ingilizce aksanına sıçtırtma Tammy, baş belası mı oldun Tammy?

15 Ekim 2012 Pazartesi

jartiyer


Dün gece Penti'de yana yana jartiyer çorabı arıyordum.....

Aldığım çoraba bakarak, bunun boydan çizgili olup da,ten rengi olan yok mu diye soruyorum, sadece siyah var diyor satıcı kız. Kendinin de kullandığını ve çoraptan çok memnun olduğunu söylüyor. Peki diyip en küçük bedeninden alıyorum bir tane. Fiyatı 14 lira. Satıcı kızla kanka oluyorum. Kız, ayağından ameliyet olmuş, çıplak ayakla dükkanın içinde geziyor, geçirdiği operasyonu anlatıyor ,ben de "ah canım,vah canım" diye dinliyorum, "dinlensene evinde" diye akıl veriyorum. Sonra kasaya gidiyorum, çorabı alıp çıkıyorum, İstiklal'e atıyorum kendimi...


NAPTINIZ LAN BANA !? BU NEYİN MANTIĞIDIR ARKADAŞ? KAFAMIN İÇİNDE NELER OLUYOR!? NE JARTİYERİ LAN? SAÇMALIĞA GEL!

12 Ekim 2012 Cuma

Gel,aşk,çık gel,bi gün...


Öyle güzel sevmek istiyorum ki seni, bütün yanlızlıklarımı unutmak istiyorum, bütün nefretimi seninle kırmak istiyorum. Bütün kafamın içindeki yalancı ve düzenbaz insanları öldürmek, seni öyle güzel severken, hepsi ile göğüs göğüse savaşmak istiyorum. Bütün o komik ısrarcı hareketlerini seyrederken, boynuna sarılınca o güzle konunu hatırlamak istiyorum. Seni yeniden, yeniden, yeniden tüm inatlarıma tüm düş kırıklıklarıma rağmen sevmek istiyorum. Dünü, yarını, geçmişi, geleceği, iyiyi, kötüyü, siyahı, beyazı, aklıma gelen ve kafamı karmaşıklaştıran bütün düğümleri unutarak, o an, tam da sen benim karşımdayken, seni sevmek istiyorum. Uyanmamak istiyorum, düş görmemek, gözüm sımsıkı kapalı seni sevmek istiyorum. Öylece hayatın bir köşesinde unutulup kalmak, yapayanlız sadece senin vücudunla dolmak istiyorum.

İstiyorum. 
Sadece bende,sen ol istiyorum.

(*) Sıla'nın yeni albümünden Açık Deniz parçası. Yine, yine harika bir albüm çıkartmış bu hatun. Hükümet misali sesi. Yakında parçanın linki youtube'da olur. Çıktığı zaman eklerim. Şimdilik bu parçanın keyfini orjinal albümden sürüyorum...

edit, linki ekledim :)
görsel.instagram/user/orta çamlık/ayvalık

11 Ekim 2012 Perşembe

aşk,y*!?rak,kürek

Lan!? Pasaportum dün geldi kargo ile iş yerime. Ama bir sıkıntı var.O biyometrik fotoğraf hiç olmamış! Olmamış, yapamamışım. Korktuğum başıma geldi. Ben olsam, kendimi Barselona'ya almam, sokarsam da geri buraya almam. Ortada bir yerde bırakırım amk.

Dün gece çok uzun zamandır görmediğim bir dostumla çok eski zamanları konuştuk,artı yeni tanışıklıklara şahit oldum. Sonra eskileri konuşmakla kalmayıp, aynı ortamda, benim gerçekten yabancısı olduğum sorunları bile tartıştık. İnsanların çeşit çeşit dertleri var arkadaş, ama bak bi bana? Aşk,y*!?rak,kürek bilmem ne dedik sonra üç, beş hatta yedi tane shot attım, hooop çikilop.Geçti. Dene valla. %100 çalışıyor.

http://www.youtube.com/watch?v=Qs0IwzWIExY

10 Ekim 2012 Çarşamba

hala...



Özlemek ne acımasız yokluk.

Hala bir ses bir nefes yok
Düştüm ocağına eyvah
Hala vurgun gözüm kör
Aklım sende hala.

http://www.youtube.com/watch?v=Fwvph0GXltg

8 Ekim 2012 Pazartesi

gizli tamblır


Olum her seferinde unutuyorum lan tamblır'ının adını. Şu muydu bu muydu derken kendimi guugılda arama yaparken buluyorum. Ona rağmen bulamıyorum. Bir yere not almayı denemeliyim artık çünkü o "evlenmek istiyorum ama sevişince geçiyor hemen" temalı yazılarının hastasıyım. Gizli bir tamblır yazmak senin için ne kadar zor ise, benim için de ismini hatırlaması zor. 

Dur bir isim daha deneyecem, o zaman da bulamazsam, sana her zaman ki gibi mesaj atarım. 

Tüüü, hafızama sıçayım.

http://www.youtube.com/watch?v=sxDdEPED0h8

ps. şu resimdeki hatun benim olsun.

kafam hep bir cumartesi

Hayatım hep bir "last saturday night" kıvamında. Bol çatlamalı patlamalı, bol olaylı. Süregelişli aksiyonlar,dağınık Pazarlar..
ne diyodum lan...

Yazacağmı unuttum!?

http://www.youtube.com/watch?v=S2Cti12XBw4

6 Ekim 2012 Cumartesi

bazen olmaz

Hata değil.
Bazen olmaz.
Olamaz.
Bazen çok istersin sadece beş dakika görmeyi,
Bazen göreceğini görürsün,
Sadece,tam da bir gün önce olmak istediğin yerde başkaları vardır yanında,
sanatın tersında.
Başkaları varken hiç biz olamadık zaten.
Başka zamanlara kaldık yine.
Buradan sonra başkalarına.
Hiç olmaya.

5 Ekim 2012 Cuma

barcelona is calling

Çok uzun zamandır aklımdaydı şu pasaportu çıkartma işi. Bu sabah bankaya gidip koşa koşa harçtı ıvırdı zıvırdı ödedim. Bunu ödediysem, çıkartmama gibi bir lüksüm kalmıyor zaten :) Pazartesi sabah için de Beyoğlu Emniyet Müdürlüğünden randevu almıştım, başvurumu yapmış olacağım. Destinasyon konusuna da gelince, benim biraz melankoli yönüm ile maskulen kimliğim karıştığında, aklıma gelen ilk yerin Barselona olmasına şaşırmamak gerekiyor. Hayatımın içinde bolca yer alan güzel yemek, güzel içki (dahası güzel ispanyol şarapları) romantizim, tutku, tarih, futbol, müzik, hepsini bir Avrupa destinasyonunda bulabilirdim, burası da Barselona olabilirdi. Çok düşünmeden pasaport işine girdim. Gidiş tarihi yakın zaman şekillenecek. Ama en güzeli Barcelona'da benimle birlikte olacak.

4 Ekim 2012 Perşembe

yakın zaman

Dedim ki O'na, "Hayat çok kısa. Yerimde oturup, gerim gerim gerilip, İstanbul'un ayağıma gelmesini beklemekten nefret ediyorum. Hayat bana gelip şunu yap,bunu ara demiyor, bana gelmiyor. Ben gidiyorum ona her seferinde." Hayat bana "görüşelim yakın zamanda" diyor ama her seferinde ben onu tutup kollarından çekiyorum kendime. O sırada, tam da orada kafamın içinde kahve bardakları kırılıp dağılıyor, devriliyor mutfak tezgahının üstünden yere.. Sonra bir sessizlik.

3 Ekim 2012 Çarşamba

tatil

Güzel kadın Sıla'nın şarkılarını dinlediğim, kendimi dinlediğim orta şeker bir tatili bitirdim geldim İstanbul'a. Ayaklarımın geri geri gelmesini hiç anlatmayacağım çünkü kim Ayvalık'a gitse isteksiz dönüyor bu şehre. Daha henüz dönüş yolunda otobüsten bile inmeden, yolda grip olmam, geldikten sonra lanetini gösteren şehrin üstüme çöken kanıtı oldu adeta. Dinlenerek geldiğim tatilimden sonra, yatak döşek hasta olarak başladım yeni haftaya. Ohh çekenleri duyuyor gibiyim. Ne kadar mide bulandırıcı bir durum, varın siz tahmin edin.


Tuna ile olaylı bir haftadan sonra üstün körü ve bir o kadar yorucu bir valiz toplama faslı sonrası, ucu ucuna yetiştiğimiz otobüs firması servisi, tabi 1 gün önce kaybettiğim bikinilerim filan derken, daha henüz güneş doğmadan Ayvalık'a varabilmiştik. Hep bu saatlere rast gelir benim gelişlerim. O gün doğumunun heyecan ve hüzünle karışık bıraktığı hisler, hiç şaşmadan bu yıl da benimleydi. Sabahın o saatinde evde bizi karşılayan annemin meraklı bakışları, biz daha evin rampasını çıkarken bizi özlediğini söylüyordu. İçeri girer girmez "hadi hadi biraz uyuyun sonra kahvaltıya kalkarsınız" demesine hiç bu kadar sevinmemiştim. Çünkü sabahları domates kızartması kokusunu hissederek ve patlak balıkçı motorlarının sesi ile uyanarak büyüdüm ben Ayvalık'ta. Her sabah mutlu uyandığın, rüzgar sesinin, araba gürültüleri içinde kaybolmayan bir kasaba orası. Hakiki mavinin, gerçek güneş sarısının ve çam yeşilinin gözle görülebildiği yer.Yine bu sezon da, on gün boyunca bunların içinde tatil yaptım. Şansıma hava mükemmeldi, İstanbul'da 1 gün yağmur yağmıştı, sadece o gün Ayvalık biraz serindi ve bir gün fire ile hiç aksatmadan güzel ince ve sıcak kumlara gömdüm ayaklarımı. Hemen o lacivertin yanında, tam da yanı başımda, yazın pırıltılarını birlikte seyretmek istediğim adama yazdım yazılarımı. O ise bu güzel laciverti benden iyi tanıyordu. Deniz suyunun sıcaklığı Ağustos sonu olması nedeni ile muhteşemdi ve Midilli'nin kıyılarında gibi geçti günlerim. Yine Tuna ile klasik hareketler yaptık ve Ayvalık tostunu yemeden dönmedim. Cunda'ya gitmedim çünkü gitmeye ihtiyacım bile olmadı. Demlediğim çayımı hep balkonumda denizi seyrederek içtim. Yeri geldi Cem Adrian ile kafam güzeldi, yeri geldi Alp yüzünden sardığım lanet Gülşen'i dinledim plajda, kafam adeta bir türkçe top 10 listesi oldu. Tüm tatilim boyunca kafama takılan tek şey "lan acaba şarkıcı olmadan önce Gülşen de manken miydi, değil miydi?"sorusu oldu. Hatırlamak için popüler kültür tarihimizi eşelerken bi baktım tostum ve biram gelmiş,çok üstünde durmadım. Sezonun ilk derbisini yine Ayvalıkta seyrettik. Enteresan bir şekilde Ayvalık'ın çok büyük bir kısmı Beşiktaşlı. Ciddi bir kitle var burada ve Beşiktaşlılarla aynı mekanda kana kan derbi seyretmek çok enteresan oldu. Babamın bir Tuna'ya "otur oğlum", bir bana "otur kızım tamam" demesi ile 90 dakikayı bitirdik. 



Berbat bir yolculuk ile savaş alanı gibi bir eve göndüm tatilin sonunda. Savaş diyorum belki biraz insaflıyım çünkü geldikten sonra ki tüm hafta boyunca evi temizlemeye ve Tarçın'ı mutlu etmeye çalıştım. 9 Saatlik yolu 12 saatte geldim, otobüs körfezi dolaştı. Dönüş akşamında Bursa maçı vardı, seyredemedim ama sosyal medya sağolsun haberleri takip ettim. 10 gün boyunca yaşamadığım stresi, bir giderken serviste, bir gelirken körfezde yaşadım, zaten tatil enerjim evi temizlerken bitti. Tarçın ise,benim artık dönmeyeceğim psikolojisi ile biraz dargındı. Göbeğini öpünce barıştık. 

Döndüm İstanbul'a. Bir baktım, yatağımdayım, Tarçın yanı başımda bana sarılmış uyuyor ve benim burnum akıyor. Soğuk algınlığı ilaçları, kafamın içinde otobüsün klimasına ettiğim küfürler, gelir gelmez işe gidememem, rapor almadığım için izinimden giden bir gün falan, anlayacağınız çok afili ve sümüklü bir dönüş yaptım. 

Sonrasında ise...

sonrasında kısa karmaşalar, bitişler, kavga, ihtiras, zevk, eğlence. Tüm bunlar beni, bir hamlede tek lokmada yutmaya çalışıyor hala.



Nasıl bıraktıysam aynı pislik. Çünkü bu işte bir şehir var.

http://www.youtube.com/watch?v=-jYoDl8m-7w&feature=plcp

ps.bu yazı çok gecikmişti, yayımladım sonunda :) Şemsiyeli resimde görünen karşı dağlar Midilli. Ne kadar yakınız hiç bilmediğimiz insanlara değil mi?

U Dönüşü

Geçmiş karşıma aile meselelerini bahane ediyor. Bana ne lan senin babanın icrasından. Ev de nasıl soğuk o gün. Kombiyi köklemişiz. Eşyalar toplanıyor. Ben yine her zaman olduğu gibi saçma sapan yirmi beş kat kazak,çorap ne bulduysam giymişim. Gözümün içine bile bakamıyor söylediği yalanları sıralarken. Gelmiş bir ortalık sakinleşsin diyor. Çok sinirlendim, yazmıyorum yazı falan...

29 Eylül 2012 Cumartesi

yeni bir dövme daha

Uzun zamandır aklımda olan ikinci dövme fikrini, başka şeylerin öncelikli olmasından dolayı kafamdan kovup kovup duruyordum. Cuma akşamı, birazda otelden geç çıkmamı bahane ederek, sırf Ordu deplasmanından kaçmak için eve gittim. Israrla Atlas Pasajının içinde dövme ve piercing showroomu açan bir arkadaşın daveti ile evden geri çıktım geç bir saatte. Yanımdaki arkadaş eli boş gitmeyelim dedi, mekana girmeden bir şişe şampanya aldık ve sofistike bir giriş yaptık mekana. Gittiğimizde Film Ekimi için gelenler mekanın içkilerini tüketmişti, bizde soğuk birer Tuborg alarak bir köşede, kalabalığı ve dövmeli gençleri seyretmeye koyulduk. İçeri girdiğimizde bizi karşılayan mekan sahibi, gelin bakalım isminizi yazın,çekiliş olacak dedi. İmkansız oldu,şansım döndü velhasıl yüz küsür kişi içinden dövme hakkı kazandım. Dedim ya, ne zamandır beynimi kurcalayan o iğneli sesi, yakın bir zamanda tekrar duyucam ama gel gör ki, her dövme yaptırmak isteyen gibi kafamda deli sorular, nereye yaptırsam mantığında dolaşıyorum son 12 saattir.

28 Eylül 2012 Cuma

Christ loves me


Geçen hafta gecenin ikisinde Taksim'den eve yürüdüm. Harbiye Caddesi biraz alengirlidir, bilen bilir. Travestilere bulaşmadan evin sokağına döndüm. Dolapdere'ye inen merdivenlerde, evin anahtarını çantamda aradım, buldum,çıkardım. Apartman kapısına yöneldim. Sırtımı çevirdim. Seçtiğim anahtar ile tam hamle yapacakken, omzuma bir el dokundu. "ananıskm anahtar ile adam öldürmek suç mu acaba?" derken, yüzümü döndüm. Belki bir Emenike, bilemedin bir Eto belki de Keita gibi bir çocuk, 3 adım geriledi beni ürkütmemek için. Bir saniye sessizlik oldu. Karanlıkta parlayan beyaz dişlerini ölümüne kıskandım. Ardından dedi ki "God said, Jesus Christ loves you so much. Please love him". Ben de salak bir gülümseme ile "Thank you, love him too" dedim. "Goodnight, bless you", thank you, thank you" dedi ve yukarı ellerini açtı, yalvararak gitti. Galiba inancımla ilgili Dolapdere Caddesinden bir mesaj getirdi ama ben anlamamış da olabilirim.



görsel:deviantart

25 Eylül 2012 Salı

ters köşe

Hayatım ters köşe.

Gelenler,gidenler,dışarı gelenler, çıkışa gelenler, gelemeyenler, dışarda kalanlar, kapıyı açamayanlar, anahtarı olmayanlar, evsizler,barksızlar, kafasını kullanmayanlar, ot çekenler, eşcinseller, entellektüel kayıplar, çok yalnızlar, Fenerbahçeliler, çocuk gibi olanlar, denize işeyenler, kalbini sökenler, sigara içenler, asosyaller, müzik dinlemeyenler, kitap okumayanlar, annesini sevmeyenler, kombinesi olmayanlar, mesleğimi bilmeyenler, yazın üşüyenler, rakıyı sek içenler, yüzme bilmeyenler, regl olamayanlar, ayak parmaklarını sevmeyenler, tahrik düşkünü olanlar, saçı dökülenler, gözlük takanlar, güneş alerjisi olanlar, trt radyo sevenler, parası olup yemeyenler, el yazısı güzel olanlar, askere gidenler, google kullanmayanlar, ayfon sevenler, kız kardeşini skenler, kredi kartları patlamış olanlar, marka düşkünü olanlar, iş düşkünü olanlar, Etiler'den çıkmayanlar, uçağı kaçıranlar, dostum diyenler, arkadaş olamayanlar, gerçekten sevişmeyi sevenler, sevip karşılık alamayanlar, evlenemeyenler, çocuk yapanlar, ağzı kokanlar, fırsatçılar, küfür edenler, hayatı henüz tanımayanlar, oral düşkünü olanlar, yeşili katledenler, kimliksizler, canı istediğinde arayanlar, birayı çok sevenler, kafa ütüleyenler, hatun düşkünü olanlar, fanatikler, Nutella sevenler, işleri biraz karşık olanlar, bana ulaşamayanlar, hastalık hastası olanlar, gece uyuyamayanlar, aklımı kaybettirenler, at kafası olanlar, ahmaklar, ne istediğini bilmeyenler, orgazm olamayanlar, göğsünü suratını gerdirenler, facebook bilmeyenler, futbolmenecır bitirenler, müşterisine aşık olanlar, kadını sevenler, aşkı çiçek böcek sananlar, doğru kadını bekleyenler, geçimsizler, kokain çizenler, blog yazanlar, askerden gelmeyenler, İstanbulu sevenler, Harbiye'ye işe çıkanlar, hacı olanlar, yan gidenler, sesi karizmatik olanlar, allahı yalan olanlar, kahvaltı hazırlayanlar,iki birada kusanlar, iş görüşmesine gitmeyenler, vejetaryenler, kentkartı olanlar, Boğaz havası alanlar, erken evlenenler, kendilerini sevenler hatta aşık olanlar, şişkolar, sado-masolar, mevzuya gelenler, olay bitince kaçanlar, telefona çıkmayanlar, kaybedecek bişiyi kalmayanlar,şarap sevmeyenler, İzmirliler, tatile çıkanlar, siyah rengi sevenler, adeta bir Troll olanlar, seksten korkanlar, takım tutamayanlar, yemek yemeyi sevenler, youporn kasanlar, online oyun oynayanlar, Adam Levine sevenler, karısını aldatanlar, elektronik müzik dinleyenler, özünü kaybedenler, hayatı bana ters köşe yapanlar. Ama beni arayanlar ve bir gün bulacak olanlar.

http://www.youtube.com/watch?v=fPVUa29kHu8

19 Eylül 2012 Çarşamba

kolera sokak

Güneş buluttan sıyrılırken, gökkuşağının renkleri koleranin damlarında sevisti.
can sesleri
ezan sesi
hafif esrar kokusuyla karışıp
havayı kapladi.

savrulurken raconun kırmızı pelerini zarif öfkeye;
zaman ki sana hasta oldu.
incelikli haytasın.
nüksederken raksını mahallenin maşallahı eyvallahı;
güzeldik be oglum..

şimdilik ölümüne kadar hayattasın,
şimdilik ölümüne kadar hayattasın..
..

- bir çift kanattınız hüznün rüzgarında,
dağılup gitti melekleriniz beyazın öte dağlarında..
ağlasın ardınızdan bir ağızdan bütün dehşetiyle kolera,
sen harbi hayal et:
sağlam gariban..
ruhuna el fatiha..

http://www.youtube.com/watch?v=l-5Vro76zMw