30 Temmuz 2011 Cumartesi

nokta

anlatarak azaltıyorum seni.
ve içtikçe bitiriyorum seni kadehten.

İstanbul-11-06

27 Temmuz 2011 Çarşamba

gece, güzeldir.

kafam çıkmazlarda, beni soracaksan 2 kez düşün derim. hani geçenlerde yapmıştım, hatırlamazsın,bütün telefon listemi silmiştim. saniyelik gidişler yaşamadan çat diye basmıştım o tuşa. sonra ararlar, sorarlar bakmam telefona. saplantılıyım bilmediğim numarayı açmam. biliyorsun işte. şimdi sıcakta beynim pelte, etrafımdaki yapmacık gülüşleri, vücut avcılarını (avcılarını diyerek onlara ağır hakaretler sallıyorum içimden) hatta yavşamış asfalta serilmiş ter kokan düşlerimi ve hatta o allah kahretsin dediğim saniyeleri, bir merdiven arayan gözlerimi, hepsini hepsini lavabonun o sikimsonik deliğinden içeri itip, suyu basacağım. birazdan yapacağım. bu iddayı buraya sallarken aklıma düştün. geçmişi biraz kurcaladım, o bazen sevdiğim bazen sevmediğim beynimi geriye sardım, sen; geçmişten gelen'sin. bazen yokmuşsun, bazen silik bazen unutmuş ve unutturmuşsun. sonra acımadan, bana hiç acımadan dönüp sormuşsun; "Sen?". Ben mi? Ben, benim. Aptal çelişkilerden bazen büyük kıyametler kopartan ben, sana neden ve nasıl cevap vereceğimi bile bazen bilmiyorum. Geçmişte; geçmişin dahi olmadığı bir hayat yaşarken, ben sana kalkıp, yaşadıklarımı anlatıyorum. İki yüzlülük değil bu sadece vücut avcısı o heriflerin gözlerimde aradığı tutkuyu saklama telaşında köşe bucak kaçıyorum. Yaz güneşi o çiçekli sokakta sırtıma vururken aslında bundan kaçamadığımı anlamıştım. Bir sokak düşün, boş. sadece çiçekler var, belki elimde küçük bir çanta. çantanın içinde kokmuş rüyalarım. bir tanesi en kötüsü. en kötüsü en korktuğum, benim delirdiğimi anlatan, en kötüsü işte. İki adım ötede yürüdüğünü hayal ediyorum, belkide varsın. Tam karşımda, güneşi keserek ve o sabah haketmediğimi düşündüğün iyi dileklerini benden kaçırarak yürüyorsun. Yürümüyor da olabilirsin, çünkü rüyalarım gerçekten çok ağır kokuyor. Onların arasında olamazsın. Hayal görüyorum, sıralayamadığım o tüm güzel kelimeleri senin dudaklarında arıyorum, işte korktuğum bu. En korktuğum, en kötüsü, karşıma çıkan hüsranın daniskası bu işte. Sen, sırtıma vuran güneşi kesiyorsun, yüzünü seçmeye çalışıyorum. Çok ışık var. İnan bana, bu ışığa alışık değilim. yüzüme bir ten değiyor. tanıyamıyorum, sokak boş. çiçekler var. Tek hissettiğim ellerime dokunan eski bir Rüzgar.


http://www.youtube.com/watch?v=44RrGa_JxQ0

25 Temmuz 2011 Pazartesi

isyan

anlatmak istediğimiz, isyandır.

gönlün çıpınışına verdiğimiz özgürlüktür.

gülümsemelerin altında yatan geçmişin huzurudur.

yüzümüze vuran güneş, kalbimizin içi gibi sıcaktır.

usul usul gitsende, sırtını hiç çevirmezsin o bakışa.

bakmasan da görürsün o yüzü.

orada bir yerde o ışığın altına saklarsın yaşadıklarını.

o ışık hiç ama hiç sönmez.

bu yazıyı, kardeşim T.K için 28-09-10-beyoğlu

günlük alıntıları-3

Sen. Hayatın, bir hayattan olmadığını kafama vura vura anlatan insan. Sende öyle bir ilahi aşk yaşanır ki,bunu yapıp yapmama konusunda önsezilerim beni düşünceye götürüyor. Bu sevgiyi sana ölesiye yakıştırıyorum ama ne sana nede kendime güveniyorum. İşlediğim tüm günahlar yanıma kalacak ve hayatımın en mükemmel ve en boş terkedilmişliğini yaşayacağım. (istanbul-12.07.10)

17 Temmuz 2011 Pazar

istanbul

‎"İstanbul, sevgiliye hasret olmak gibidir, koynuna sakladığın ve hep sakındığın kokudur o. Sevdanın gözbebeğinde görmek istediğin pırıltılardır. Sessiz kaldığın anlardaki içine sığdıramadığın heyecandır İstanbul, o genç yüreğini parçalar geçer." SK-27-9-10