29 Ağustos 2010 Pazar

cebimde Ayvalık


hani sabahlara hasret gibi uyanırsın ya, camdan dışarı göz ucuyla bakarsın deniz çarşaf gibidir lale adasına doğru ve cunda'nın yosun kokusu gelir burnunun ucuna. vardır ya hani dal kıpırdamaz, ağustos böcekleri sana eşlik eder, tatlı bir telaş yüreğinde, ayvalık sevdasımı yar sevdası mı ayıramazsın, Ege'nin zeytin kokuları içinde ince belli bir bardak çay koyarsın ikinize , gönlünü karşına almışsın. var böyle zamanlar sende ve bende. ve gün sayar, takvimden yaprakları yırtarız. tek tek ... elini uzattığın anda parlak mavinin içinden hırçın bir istavrit sana göz kırpar , 2 tekne sesi, pancar motorlar. bir kedi salınır arnavut kadırımda, miskin. güneş yakar alnını, bir gölge bulma telaşında eski sokaklarda gezinirsin. sonra güneş batmaya karar verir,senle dertleşir bir süre, hafif kızar söylenirsin, ama gece günün devamıdır, ona gizlersin ya hani günahlarını, geceyi üstüne çeker uyursun ya kimi zamanlar, vardır bu anlar sende ve bende. güneş'in dertleri , ay'ın hüznü bitmez, birbirlerini kovalarlar, hiç karşılaşmamış olmaları ne kadar kederli. gecenin siyahını yastık altı yaparsın ve içinde heyecanların, elini yar beline dolarsın saçlarını koklarsın ince ince, kulağına tanıdığın bir ses gelir, ege'ye en yakın olduğun andır, küçük çelimsiz dalgalar yosunlu siyah taşları yalar geçer. gözlerin dalar arada uzaklara, eksik olanları düşünürsün, beni düşünürsün, iyot seni çarpmıştır. yüreğin çarpar hızla nedensiz, ayvalıktanmı yardan mı bilinmez ama güneşi yakalamak için bir kez daha geceye kendini bırakırsın. rüyanda belki hırçın bir istavrit ...