1 Temmuz 2010 Perşembe

Yazılar Harman...


Özgür çocuk,
Yazılar harman olmuş yazmayalı. Şimdi sen belki ellerden aldığın bilmem kaçıncı mektupların satırlarını okurken ben bunları sana yazıyorum ve içimden neler ediyorum, hayatıma çelme çakan nedenlere neler sallıyorum bir bilsen. Evet karşındayım, İstanbul'dayım, senin şehrindeyim, benim hayatımın devam etmesini istediğim şehirdeyim. Zor olmadı, sadece zorladı. Ama beni, bizi zorlayan şeyleri şuraya sıralasam eminim ikimizde İzmir gevreği gibi karışlıklı gülerdik. İstanbul, bunların yanında gerçekten etkisiz kalıyormuş ,bunu gördüm ve görmeye devam ediyorum. Sen şimdi bunları okurken kim bilir hangi hisler içinde olacaksın, belki mutlu belki sitem içinde, bunda haklısın, sana uzun süredir yazamadım. Ama sana her şey üstüne yemin ederim ki sana yazmam gerektiğini hiç unutmadım. Bu süreç, hayatımı yoluna sokma çabası içinde geçti dersem eminim ki Özgür Çocuk yine o muzip gülümsemesini yapacak ve bana Sayın Silvia, affettim seni diycek.

Özgür Çocuk, İstanbul hayallerimdeki İstanbul, istiklal, galata, taksim, şişhane, tünel,asmalımescid, nevizade, şişli mecidiyeköy, kabataş, karaköy,beşiktaş çarşı, ortaköy,bebek, bakırköy, sultanahmet, beyazıt, galata köprüsü, eminönü, unkapanı,sarıyer,istinye buraları yaşamak benim hayallerimdi. Hepsini yapıyorum...
Sen eksiksik.
Henüz hiç Anadolu’ya geçmedim.
Düşünmüyorum da...
Oraya senin için gelirim.

Ben İstanbul’u yaşıyorum Özgür ve istanbul’a yazıyorum artık. Ege’nin o çok sevdiğim lacivertine uzak kalıyorum, sabahları denizin üzerindeki belli belirsiz çarşaf çizgilerini göremiyorum ama hayallarimi kovaladığım bir şehirde hayatıma devam ediyorum.
Bazen, bu kadını tanıyamadığım zamanlarda şaşırırdım.
Şaşırmanın ardına gizlenir bir çözüm üretmezdim Özgür.
Ama hayatımın etrafını gerçekler sarmaladıkça ben anladım ki, bu kadın yoluna devam etmeli.

25 haziran...
İstanbul güzel. Arada bir yaz yağmurları yağıyor, günahlarımızı yıkıyor. İstanbul’da sen ve ben hala varız, gitmemiş gibi hissediyorum, buralardasın gibi İstanbul. hemen karşımdasın gibi. Öylece bana aynadan yansıyan yüzünle, rutubet kokulu bir odadan bakıyor gibisin. Yeşil bir kapısı var, bordo halısı, ve üstüne “dümdüz” yayılıp kolumu bacağımı gere gere “aaabi bu yatak çok rahat şerefsizim, bu yorgan çok yumuşak beee” diye salak salak, gerizekalı bakışlarla söylendiğim gibi İstanbul, aynı buna benziyor. 

Sana herhangi bir İstanbul sokağında sarılıp hoş geldin demek için can atıyorum.

Gel hadi.

SK 25.06.2010,istanbul

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder