20 Eylül 2014 Cumartesi

Rakı, Dost ve Kitap Meydan Okuması - 4,5,6

Size geri döneceğimi söylemiştim, çellınc'a devam. Efendim başlıkları ve kısa açıklamalarını şuraya şöyle bırakıp, cumartesi çalışanı olarak işlerimi toparlamaya gidiyorum. Sonrasında Balkon Sefası'na giderim belki, kim bilir?

Dün uzun zamandır ihmal ettiğim Rakı sofrasına Cansu ile oturdum ve bayaa eğlendik. Yakup 2 iyi bir adres, Asmalımescit'te harika teraslı bu mekanı, Rakı keyfiniz için yaz-kış seçebilirsiniz. Ben burayı Doruk ve Ozi sayesinde keşfetmiştim. Haftaya Cansu ile İstanbul Modern'e gidiyoruz. Çok Sesli sergisine, bize katılan?


Doruk deyince aklıma geldi, İzmir'de askerliğine devam edecekmiş. Foça'ya dağıtımı olmuş. KESİN İZMİRLİ KESİN GAHAHABAHAHAHAHA.

Dün Rakı olmasaydı niyetim Pera Müzesi idi ama erteledim, o da haftaya kaldı.

8. Beyoğlu Sahaf Festivali başladı. Stephen King koleksiyonu yapan Silvia'ya duyrulur. Tabi ki de kaçırmayacağım. İstanbul'da festivalsiz Silvia düşünülemez.


Cevaplar şurada efendim, herkese iyi haftasonları ^^

4. gün: En sevdiğin serinin en sevdiğin kitabı : Stephen King : Kara Kule, 1 kitap, çünkü Roland ile tanıştım.

5. gün: Seni mutlu eden bir kitap : Şöyle bir düşündüm de, son zamanlarda o kadar çok Sabahattin Ali okudum ki, tüm yaz tatilimi İbrahim Tatlıses gibi geçirdim, bi yıkılmalar, bi gereksiz ağlaklık, mutlu eden kitap için yakın geçmişi düşündüm ve aklıma hemen Buse Cinayeti geldi, Mehmet Murat Somer yazarı. Fermina d.günüme göndermişti, yaz tatilime kısmet oldu, çok janjanlı bir öykü, sonunu "Mehe Mehe Mehe" diye sırıtarak gözlerimde kalpler ile bitirmiştim, bunun haricinde son zamanlarda zaten genel bir mutsuzluğum var, kitaplar üstesinden gelemiyor.

6. gün: Seni hüzünlendiren bir kitap : Tabi ki Sabahattin Ali : Madonna. Aşkını, sükünetine satan orospu çocuğu Raif! Nefret ediyorum bu tipten. Zeytin bahçelerinde geberip gitmedi, süründü bütün kitap boyunca. Sümüklü herif.

19 Eylül 2014 Cuma

She Is Amazing! (*) -2

Efendim, kısa bir isyandan sonra mutsuzluklarımı törpüleyen, Dünya'nın öteki ucundan gelip benim için bişiler karalayan "chok guezaaall" insanlarımın yazıları ile haftayı kapatıyorum. Book challenge için geri dönücem. Biliyorsunuz ara ara sizlerle bunları paylaşıyorum, siz de işini iyi yapan insanları yorumlayın ve onların sizler için var olduklarını unutmayın. 

İşim; sizin tatillerinizi kolaylaştırmak değil, seyahatlerinizi en iyisi yapmak. İyi ki varsınız, sizi çok seviyorum. Herkese mutlu haftasonları!

The staff was super friendly and very helpful. The guest relations Silviaa guided us well on the Bosphorous Cruise and City Map. Everything about Midtown was fantastic! - I. QUETTAWALA - Katar

Silvia is amazing and incredibly helpful!!! -SARA FO. -USA

It was my first visit to Istanbul in more than 20 years and the staff could hardly have been more helpful. Silvia on the guest relations desk even found me opera tickets when I could not obtain them myself! -WILLIAM L. -USA

Good morning, Silvia. I would like to thank you for your hospitality during my time in Midtown Hotel. Overall I am very pleased with the service and hotel itself. I will recommend your hotel to all my friends and colleagues. Thank you very much  again. Yours faithfully. - DILYARA E. -BAKU

The Staff went above and beyond for us, especially Silvia , fantastic customer service! We would recommend staying here. - ROSE P. -USA

Ms. Silvia in the customer service is simply Super!!! - NOWEIR M. -Mısır

The staff were extremely helpful, especially Guest Relations manager Silvia! -Jasmine G. -Fransa

Thanks a lot to Mrs. Silvia for helping and advice. - AHMED A. -Bahreyn

Herşey mükemmeldi Silvia, yardımların ve tavsiyelerin için teşekkür ederim. Çok kısa kaldığımızı düşünüyorum İstanbul'da bir sonraki gelişimizde zamanımızın olmadığı yerleri ziyaret edip alışveriş yapacağız. Geldiğimiz de tekrar Midtown'da kalacağız. - BAHAR G. İzmir

(*) O harika.

17 Eylül 2014 Çarşamba

NE NEDEN NE

BENDEN NE İSTİYORSUNUZ?!

Book Challenge 3. Gün

3. gün: En sevdiğin kitap serisi : King'in Kara Kule serisi.

Roland sen ne güzel bir adamsın.

16 Eylül 2014 Salı

Book Challenge 2. Gün

2. gün: Üç kere ya da daha çok okuduğun kitap

Komikçe belki bilmiyorum ne derseniz deyin, kitap kitaptır, benim çocukluğumda başladı kitaplarla sevdam. Babam hergün Sabah gazetesi alır, eve Ayşegül'ler getirirdi. Hepsini yüzlerce kez okumuşumdur. Sonra 101 Dalmaçyalı vardı, Ayvalık Halk Kütüphanesi'nden gider alırdım yılda 1 kez. Tabi çocukluk yıllarından sonra bu tekrar tekrar okumalar bitti. Benim hiç unutamadıklarım bunlar kaldı aklımda. Sadece olgunluk dönemimde Paulo Coelho'nun Zahir'ini 2 kez okumuştum, o da salya sümük yapıyor. Eğer hassas bir dönemde iseniz asla okumayın. Şu sözlere hala ağlarım, bakın işte yaaaa, yine gözlerimden şıp şıp akıyor bişiler ... 

"Bütün bildiğim, onsuz yaşayabildiğim halde, hala onu yeniden görmek, birlikteyken hiç söylemediğim şeyleri söylemek istediğim; "Seni kendimden bile daha çok seviyorum. Bunu söyleyebilirsem o zaman kendimle barış içinde yaşamayı sürdürebilirim çünkü bu aşk beni rehin aldı." Sf : 89

Gününüz güzel geçtin. Ben çabalıyorum, benim umudum var, ben sevdiklerime sarılıyorum, ben sevdiklerime sahip çıkıyorum. Lütfen sevdiğinize sahip çıkın. Kalp kırmayın, sakinlikle konuşun, güneşe göz kırpın, umutlarınızı kaybetmeyin, içinizi tüketmeyin. Sahte insanlardan uzak durun ve en önemlisi, mücadele edin.

Bugün çok mühim bir görüşmem var. Ardından ise gece Galatasaray'ın avrupa maçlarının start'ı. Heyecanım 100'e katlandı. Herşeyin bugüne denk gelmesi bence hayatın beni sınama şekli. Mutluluğu bu nedenle daha çok hakediyorum. Sevginizle kalın. Yarın 3. günden devam...

14 Eylül 2014 Pazar

Book Challenge İle Sen De Meydan Oku!

Heh ben de diyordum blog henüz karışmadı, girmedi birbirine lhadadahdaj yine ortalık duman olmuş, Zihin challenge başlatmış. Tatiller bitti, Silvia evine döndü, boş oturuyordu zaten, aynen :d hdsah Tamam tamam aldım meydan okumayı, biraz düşününce çıkar cevaplar sanırım, hadin bakalım... İsteyen yapsın, 30 gününüz var, hergüne 1 cevap. Yarın çok yoğun olacağım için şimdilik ilk cevabı yazıyorum. Öteki gün devam.

Reklamlar başladı. Araya sıkıştırp gider gibi olacak ama gezentipler.com var, orayı arada okuyun. Severseniz daha çok okuyun.  Geziyorlar ve yazıyorlar. Ben sevdim, yazarı Arda, selam Arda. Oraya yazılar yazıcam ilerde, şimdilik tatlış okumalık siteye siz de göz atın mutlaka. Reklamlar bitti.

1. gün: Geçen sene okuduğun en iyi kitap : Kaiken - Grange
2. gün: Üç kere ya da daha çok okuduğun kitap
3. gün: En sevdiğin kitap serisi
4. gün: En sevdiğin serinin en sevdiğin kitabı
5. gün: Seni mutlu eden bir kitap
6. gün: Seni hüzünlendiren bir kitap
7. gün: Sana kahkaha attıran bir kitap
8. gün: En abartılmış bulduğun kitap ("Nesi bu kadar meşhur bu kitabın, anlamıyorum?" gibilerinden)
9. gün: Sevmem sanıp da sonunda sevdiğin bir kitap
10. gün: Sana evini, yuvanı hatırlatan bir kitap
11. gün: Nefret ettiğin bir kitap
12. gün: Hem sevip hem nefret ettiğin bir kitap
13. gün: En sevdiğin yazar
14. gün: Filmi çekilen ve mahvedilen bir kitap
15. gün: En sevdiğin erkek karakter
16. gün: En sevdiğin kadın karakter
17. gün: En sevdiğin kitaptan en sevdiğin alıntı
18. gün: Seni hayalkırıklığına uğratan bir kitap
19. gün: Filmi çekilmiş olan sevdiğin bir kitap
20. gün: En sevdiğin aşk romanı
21. gün: Okuduğunu hatırladığın ilk roman
22. gün: Seni ağlatan bir kitap
23. gün: Ne zamandır okumak isteyip de bir türlü okuyamadığın bir kitap
24. gün: "Keşke daha çok insan okusa" dediğin bir kitap
25. gün: Kendine en yakın bulduğun karakter
26. gün: Bir konu hakkındaki fikrini değiştirmiş olan kitap
27. gün: Bir kitapta okuduğun en "sağ gösterip sol vuran" gelişme ya da sürprizli son
28. gün: En sevdiğin kitap adı
29. gün: Herkesin nefret ettiği ama senin sevdiğin bir kitap
30. gün: Senin için tüm zamanların en favori kitabı

10 Eylül 2014 Çarşamba

Ah Bu Galatasaray Olmasa

Leş gibi ülkenin, leş gibi gündemin içinde bir de milli takım maçlarına katlandık, üstüne üstlük bir de takımdan ayrı kalıyoruz, canımız sıkılıyor. Böyle takımlar bizi nasıl Dünya arenasında temsil ediyor aklım almadı, neyse çok detaya girmicem, efendim "paşalig" muhabbetinden dolayı bu sene Arena kombinemi kahrolarak yenilemedim. Bu görüşte 2'ye ayrılan dost çevresine sahibim. Özümüzde armayı takip ediyoruz, Galatasaray'ı seviyoruz diyenler bu ayrıştırılmış ve rezil uygulamayı sallamadı, kombine + paşalig kartını aldı. Sezona başladı. Çok haklılar işin özüne baktıklarında ama diğer grup ise, endüstriyel futbola karşı durdu, tribün kültürünü öldüren, kundaktaki çocuğunu, yiğenini, komşusunu, eşini, sevgilisini en az onlar kadar sevdiği Galatasaray'ına götüremediği için almadı. Alamadı. Futbol ayağını bu sezon ikinci gruba girerek erteledim. 


Gelelim Basket ayağına. Geçen sezon bildiğiniz üzere Basket kombinesine de sahiptim. Kış kıyamet demeden gittiğim Zeytinburnu'na bu sene de gitmeye karar verdim. Açıkcası içim içimi yemiyor değil, her alanda her yerde bu takımların bizlerin desteğine ihtiyacı var. Siyasetin tiyatro gibi sporun içine girmesi beni müthiş üzüyor. Bir yerde içim Arena'da olamayacağımdan acırken bir yandan da teselli ediyorum, "bu sezon naabalım basket takımımızı destekleyelim" diyorum. Yenilemeyi bu nedenle yaptık. Uygulama bu sezon baskette geçerli değil. Aman eksik kalsınlar. 

Dönüp baktığımda nankörlük edemiycem, tribün sayesinde çok güzel dostluklar kazandım. Ligin başlaması ile bu güzel insanlara kavuşmak beni şimdiden heyecanlandırıyor. Hepsiyle en kısa sürede görüşmek üzere. 

Yaşasın Galatasaray, Yaşasın Zorlu Sevdamız.

4 Eylül 2014 Perşembe

Güzel Ege / Akyaka-Gökova-Marmaris ve Datça Notları

Bu güzel yerleri içime çekerek döndüm. Tekrar Ege'de görüşmek üzere. Resimler : Gökova Kite Beach, Akyaka Liman, Marmaris Liman, Datça Kumluk Plajı ve Cafe Inn- güzel br cafe- Tekne turu koyları; gökova körfezi, Sedir Adası ve içindeki antik tiyatro, lacivert koy, Azmak Nehri, sonda ben de Datça Roll Coffee House'da limana doğru konu mankenliği yaptım. Resimlerle sizi başbaşa bırakıyorum. Bu güzelliklerin altını dilediğinizce doldurun. Sevgiler.















29 Ağustos 2014 Cuma

Uzun Bir Yaz

Efendim Ayvalık tatilim her zamankinden bir tık daha eğlenceli ve hiç tahmin etmediğim kadar sakin geçti. İkisini birden nasıl yaşadın derseniz, hem öncesinde biraz Münih gezisi ile tatil moduna erken girip dinlenmiştim, hem de bu yaz kardeşimle misafirlerim vardı, hem de ilk defa uçak ile Ayvalık'a gittim ve o lanet kara yolculuğunu çekmedim. BoraJet'in hergün Sabiha'dan uçağı var. Edremit'te inip ücretsiz servisleri ile çevre ilçelere geçiyorsunuz. Servis 40 dakikada Ayvalık'a vardı. Biraz sallıyor uçak ama 9 saatlik yola tercih ederim.


Kardeşimin sevgilisi ve ablası bize eşlik ettiler. Minnoşlara burdan çok teşekkür ederim bize gelip kaldıkları için. Her yıl gittiğimde akraba cümbüşü yerine en yakın dostlarla tatil yapmak hoş bir deneyim oldu. 


Deniz hiç inanmadığınız kadar sıcaktı. Ben hatta son gün denize giremedim bile. Hamam suyu. Duş suyu o kadar soğuktu ve deniz o kadar sıcaktı ki, kardeşim grip oldu -.- Tatil boyunca Fermina'nın doğum günümde gönderdiği Buse Cinayeti'ni ve Sebahattin Ali'nin İçimizdeki Şeytanı'nı bitirdim. İkisi de harikaydı. Buse'nin başı sonu, karakterler, harikaydı. Diğeri ise standart. Şimdi 1 tane daha SA kitabı kaldı. Bütün yaz SA okumaktan hayatım artık default İbrahim Tatlıses. Böyle bir cahil tokadı, böyle bir yıkılmalar efendim böyle bir ayılıp bayılmalar ne biliyim bi ağlaklık.


Ayvalık'ta esnaf lokantası ziyaret ettik gençlerle. Sonra onları Cunda'ya götürdüm. Ada güzelleşmiş. Restaurant masalarını kaldırımlardan geriye çekip deniz kenarını yayalara vermişlar. Harika olmuş bu çevre tasarımı.  Bir akşam ben, bir akşam onlar, bir akşam da babam güzel yemekler yaptı. Annem Yalova'dan çok sonra döndü. Gençler gidince ben de Annem'le başbaşa kaldım. 


Son akşamımızda Annem ile Cunda'da restore edilen ve kişisel bir kolleksiyon sergisine dönüşen Rahmi Koç Müzesi'ne gittik. Biliyorsunuz Koç Ailesinin Ayvalık'a özel(!) bir ilgisi var. Satın alma, değiştirme ve dönüştürme konusunda çok tekelciler :) Kiliseyi müzeye dönüştürmüşler. Birazcık rahatsız oldum sanki. Bir kaç resim de çektim. Ne biliyim besleme gibi hissettim kendimi, böyle eserlere çöküyorlar felan.

Geziden sonra Babam süpriz yaptı, İzmir'den mesaiden çıkıp eve geldi. 33. evlilik yıldönümleriydi o gün. Güzel yemeklere kutladık. Bu da Dünya'nın en tatlı babası. Elbette bizi iyi birer Galatasaraylı yapan ponçik bir baba.



Dönüşümü Balıkesir üzerinden yaptım, çünkü çok uzun zamandır ertelediğim bir işi hallettim. Evet, fakülteye uğrayıp diplomamı aldım. Aradan çıkmış oldu. Yıllar sonra Balıkesir'e gitmek beni hiç heyecanlandırmadı. Bomboş hissettim kendimi. Kupkuru sokakları, ruhsuz insanları, bir tane bile yeşil rengi göremediğiniz tarlaları, iyi yaşamışız orada 4 yıl. Saat 1 bile değildi, işlerimi bitirdiğim gibi tezek kokan otobüs garajından ilk arabaya atlayarak İstanbul'a döndüm. Ha derseniz ki, İstanbul çok mu iyi, değil. Buranında ABV.

Bu arada ben yine gidiyorum. Kısa bir tatil. Hiç bilmediğim bir yer, bilmediğim denizler, güneşler. Yeni yazıda görüşmek üzere. Küs uyumayın ve umutlarınızı kaybetmeyin. Güneş size çok yakışıyor.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Aşık Olmalık Şehir; Münih / 5.Gün


5. günün şafağında arkeolojiye git! Evet ben son günümü, Münih Arkeoloji Müzesi’ne ve Bilim & Teknik Müzesi’ne ayırdım. Rahat bir zamanda gezmek için. Müze yakınlarında ismi Sun Francisco Coffee Company olan bir makanda kahvaltı yaptım. Çok basit bir sandaviç ve kahve seçtim ama sanırım Münih’te yediğim en lezzetli şeydi. Mozarella ve roka vardı. Biraz da domates. Ama onu lezzetli yapan harika kahverengi ekmeğiydi. Buyrun görüntüsü şöyle;

Efendim Bilim ve Teknik müzesi gerçekten aşırılı büyük bir yer. Size tavsiyem giriş sırasında ne nerde hangi katta hangi bölümde ilgi alanınıza göre ziyaret etmeniz. Ben önceliğime Astroloji ve gökyüzü bilimi, zamanlama, bilgisayar ve hayatı kolaylaştırmaya yönelik araçların eski dönem versiyonlarını koydum. Bazıları mesela makine, fizik, kalıp üretimi, ısı vs.  bunlar mühendis kafasında olmadığım için ilgimi çekmiyordu. Ses hızı ile yapılan bir deney var, şimdi bak aklıma gelmedi, deneyin bir de ismi vardı. Onu uygulamalı olarak kendinize yapıyorsunuz. Bir bölümde ise bir doğal maddelerin ham hallerini izliyorsunuz.


Dönmeden önce belediye binasına son bir uğradım, birkaç resmi çektim. Şöyle bir son bakış attım. Kim bilir bir daha ne zaman görüşcez. Akşamki uçak için eve valizimi almaya geri döndüm. Uğur ile havalimanı yolunda buluştuk. Gece 11 gibi salya sümük uçağa bindim. Ters dönmüş tuvalet terliği gibi şehire geri geldim. 


Arkeoloji Müzesi’nde Tarih Öncesi, Roma Dönemi, Ortaçağ, Mediterian ve Numismatik dönemlerin parçalarını görebilirsiniz.  Mozaikleri artık anlatmam gerekiyor mu? Muhteşemlerdi. Büyülendim. 3000’e yakın parçanın sergilendiği müzede ayrıca çok özel 2 mumya sergisi de var. Birisi Ötzi. Bir sürü bilimsel araştırmaya konu olmuş. Kendisi Allah affetsin salonun ortasında bööööyle yatıyor. 5300 yaşında. Doğal hali ile kalan en önemli mumyalardan bir tanesi. 1995’te İtalya Alplerinde bulunmuş. Bakır Çağ’a ait olduğu düşünülüyor. Üzerinden 57 tane dövmesi varmış ve soyunda Avrupa geni yokmuş. Çok garip. Tahmin ettiğiniz gibi iyi bir avcı. Sırtında bir ok yarası var. Av aletlerini bir kenara koyup, yaralı arkadaşlarını taşıdıktan sonra bir kenarda ölmüş olduğu da düşünülüyor. Hikayesinin tamamını ve hakkında çıkan “Lanetli” söylemlerinin devamını okumalısınız. Şuraya Tık. 8 Eylül’e kadar ziyarete açık. Normalde İtalya’da bir müzede sergileniyor. Diğeri de bir kız çocuğu. Böyle 10-12 yaşlarında. Hikayesini çok anlayamadım ama görüntüsü yetti. "Die Mumie aus der Inkazeit"  Ayyy.





Bilim Teknik Müze’sine geçmeden, yol üstünde son bir kilise daha ziyaret ettim. St. Lucas’ın içinde otururken, Ötzi’li güzel bir kartpostal gönderdim Fermina’ya. Oradan Isar’ın üstünden geçtim. Abov nasıl azgın bir nehir.






Münih’teki son durağım; aşık olduğum Viktualienmarkt idi. Benim gibi yerel yiyecek ve içecek hayranının kaçıracağı bir yer değil. Ne hayran ama, 44 kilo :d Büyükçe bir Pazar yeri düşünün böyle sosyete pazarı gibi ama tezgahlarda mezeler, bakliyat, et, ekmek arası bilimum aparatifler, organik ürünler, mantar reyonları, sıkma meyve suları vb. türlü türlü karın doyurlamalık işler mevcut. Pazarın ortasında ise Bavyera usulü piknik bankları ekmeğini, birasını alan çömüyor. Ben sadece bir meyve suyu denedim. Tropikli bişidi. Şu hani Nişantaşı’nda beğenmediğimiz Northsee deniz ürünlerinin orda bir dükkanı vardı. Önü çok kalabalıktı. Ben o meyve suyuna 2 Euro verdim. Marienplatz’ın hemen 1 arka sokağı. Mutlaka gidin ve organik reçeller ve zeytinler deneyin. Türk standlarında türk mezeleri de var.



Münih. Yazı serisinden de anladığınız gibi gerçekten aşık oluncak şehir. Kendimi öyle onure öyle keyifli hissettim ki, Douglas’da sıradan bir kasiyerin tatlı yardımı ve müthiş İngilizcesinden tut da, yiyecek pazarında meyve suyu sıkan görevliden, Arkeoloji müzesinde bilet kesen tatlı yaşlı amcaya kadar, ay böyle hepsi ponçiklemelik bir millet. Orada yaşayanların neden Bayern ile gurur duyduğunu az da olsa anladım. Ama en nihayetinde ben oraya gezmeye değil öncelikle ziyarete gitmiştim. Özlemler kısacık zamanlara sığdırılıyor. Uykunda yanı başında uyuyunca bile özlüyorsun. Geri dönüp havalimanında ayrılması da bir o kadar güç. Hayatın bizi nereye sürükleyeceğini merakla bekliyoruz. Dileğim musmutlu devam etmesi. 

Münih dönüşü Viyana üzerinde acayip bir hava vardı. Uçak öyle salladı ki, gecenin 2’sinde İstanbul’a indiğimde yeri öptüm. Sevemiyorum bu uçak yolculuklarını. Ertesi günü pestil gibi işte gittim. Valizimi tamamen boşaltmadan Ayvalık biletimi aldım. Tekrar tatile çıkmak harika! :) Bloga ismini veren Ege’nin Laciverti ile 10 – 21 Ağustos tarihleri arasında sonunda buluştuk. Balık, rakı, kardeş, aile, deniz, kum, güneş ve ıslak saçlarım. 

Ayvalık notlarında görüşmek üzere…