1 Ekim 2014 Çarşamba

Bir Teşrin Günü, Kim Bilebilirdi?

Kim bilebilirdi ki bir Ekim günü bir lise öğrencisinin edebiyat dersinde kurduğu hayalin bizim hayatımız olacağını?

Bugün, 1 Ekim. Bir Ekim günü de deniyor bazı kaynaklarda. "İngiliz takımları gibi toplu oynamak, bir renge sahip olmak, Türk olmayan takımları yenmek" için 1905 yılında, bir grup lise öğrencisinin bir tutku düşüyor gönlüne. Sonra bizim birden bire hayatımız oluyor Galatasaray. 

Bugün, 1 Ekim. Bir şampiyonlar ligi döneminde, bir ingiliz takımı ile grup maçımız var. Eller ve akıllar yine kilitlendi. Bugün iş yerinde, evinde olanlar, okulunda dersinde olanlar, sevdasını en yükseğe yerleştirip güne gözlerini öyle açtı. En güzel kıyafetlerini giyindi, traşını oldu, sevdiğini aradı, kahvesini koydu, sigarasını yaktı, maçı sabahtan beri kafasında oynadı. Bunu yapanlar Galatasaray'ı hayatına koyanlardı.

Şimdi öyle oturmuş, düşünüyorum, herşeyi bir kenara koyup, bu takımı alsalar ömrümüzden, elimizde ne kalırdı? Ben cevabını açıkcası hiç bilmiyorum. 

Saat 21.45'te hayat ile buluşmak üzere.



(görsel : google & resmi site)

Kitap Meydan Okuması - 17

17. Gün : En sevdiğin kitaptan en sevdğin alıntı : Yusuf Atılgan, Aylak Adam. "28 yaşındaydı ve tedirgindi."

Olm aynı ben.
Resmen.

30 Eylül 2014 Salı

Kitap Meydan Okuması - 16

16. gün: En sevdiğin kadın karakter : Esther - Zahir / Paulo Coelho

Ne derseniz deyin, ister bencilce, ister acımasızca, sevgisini istediği yerde ve istediği zamanda bulamadığı için, en zayıf yönlere inat, çekip gitmiştir. Bayaa iz miz bırakmadan. Kocası polislere gitmiş, ilan vermiş, yanına hiç bişi almadan bir gün evden çıkıp giden Easther'inin peşinden yollara çıkmıştır. O'nu,elindeki ip uçları ile Orta Asya'nın ovalarında aramıştır ve eşine veremediği, ona hissettiremedi, ihmal ettiği aşkı ile yüzleşmiştir, bu ovalardan geçerken iç yolculuğunda kadınını aramıştır ve sonunda anlamıştır. Dağların arasında yüzleştiği hisler ve sonunda karşılaştığı işler, olaylar olaylar ahahaahahha. Afferin kız sana. Müstehak bu siklerinin peşinden gidenlere. Dolaşsın dursun dağ tepe. Aptal herif.

29 Eylül 2014 Pazartesi

Orta Asya'da Göçebe Hayatı, Kitap Meydan Okuması 12,13,14,15, Filmekimi, Blogger Bazaar ve Bağzı Özlemeler

Sizi yeni kalpağım ile selamlıyorum. Bu yazıdan sonra Orta Asya'ya göçücem. Yerleşik hayatı bırakıp at sürücem ve ayı avlıycam. Yeter bu şehirde bu kadar süründüğüm.


Kitap başlıkları birikmiş, hemen başlıkları sizin için yazıyorum. Sonra haftasonu bir kaç tatlış ziyaret yaptım, onları da anlatıp işe dönücem. 

12. gün: Hem sevip hem nefret ettiğin bir kitap : Tabiki de Paulo Coelho - Işığın Savaşçısının El Kitabı. Ya sen Simyacı gibi okunduğunda ohannnes! diyeceğimiz öyküler yaz, ne gerek var Ferrarisini Satan Bilgi safsatası kıvamında işleri yapıyorsun. Abi anlamıyorum ben bu adamı. Çılgın gibi seviyorum, Zahir'de deli gibi ağladığım adamdan böyle işler çıkınca hacı amcanın kitaplarına doluyorum, sinirimi bundan çıkartıyorum. 

13. gün: En sevdiğin yazar : Ya tamam sonunu 3. bölümde tahmin edebilirsiniz belki tamam vurmayın abiley,vuymayın, ama Grange dicem. Bonusunuz : King.

14. gün: Filmi çekilen ve mahvedilen bir kitap : Benim açıkcası pek bir film kültürüm yok. Yani buna dikkatlice cevap vermek yerine, biraz yüzeysele indirgeyeceğim. Taş Meclisi'ni sevmemiştim. Ya bana kalırsa ben kitabı olan filmleri izlemiyorum bile. Kitaptan aldığım keyfi filmden alamıyorum. Şimdi siz buraya nice Yüzüklerin Efendisi, Heri Potırlar, efendim Matrixler felan yazıcaksını, demi ? 

15. gün: En sevdiğin erkek karakter : Roland. Dün gece kokobella misali yatakta döne döne 3. kitabı da bitirdim, Roland ve arkadaşlarının yolculuğu devam ediyor. Eddie ile aralarında geçen diyaloglar muazzam. Roland beni son zamanlardahala etkilemeye devam ediyor. Yeni kitapta Susan ile aralarındaki aşkı da anlatacak. Merakla bekliyorum.



Çarşamba günü Kasette'de gittiğim Rampue etkinliği güzeldi, tam da benim sizinle paylaştığım seti icraa etti arkadaş, o nedenle 10 üzerinden 10 veriyorum ve kendisini mehter marşı ile uğurluyorum. 

Cuma günü Pera Müzesi'ni ziyaret ettim. Cumaları "halk günü":d Katlar sergilerle dolu. Duvarların Dili ve Kahve Molası ilgimi çekmişti. Kahve pek beklentimi karşılamadı ama ismini not almaya unuttuğum bir sokak sanatçısının videosu beni çok etkiledi. Avrupa'nın çeşitli yerinde sokakta resimleri var ve kızım büyüdüğünde buralara gidecek ve belki bazılarına rastlayacak, bunu düşünmesi bile beni çok mutlu ediyor diyordu...


Efendim Cumartesi günü yaşlı neneler gibi mızıklayarak işten eve gittim, kokrunç bi gündü otelde, çılgın gibi yağan yağmura yenildim, Tarçın ile yattık kalktık kitap okuduk, çay içtik. 


Pazar sabahtan Biletix'e uğratım, Filmekimi için 3 tane bilet aldım. Bununla ilgili filmleri izledikten sonra ayrı bir yazı yazıcam. Mezara Kadar, Ayrı Dünyalar ve Çılgın Aşk. Ay bi heves aldım, öğrenci, umarım elimde patlamaz çünkü öğrenci = deyilim dkahdkjsad. Sonra ordan Balkon Sefası'na gittim, sohbet muhabbet, o ara Esra ile Ali, Mürekkep'deki etkinliğe gidiyorlarmış, geçerken beni de aldılar. Blogger Bazaar, daha önce de yapılmış, bu sefer eventin müziklerini Radyo Mood çalınca hali ile event daha bir güzel oldu, güzel müzikler, vintage kıyafetler, takı tuku, dekor, cup cakes, gülen mutlu bir Pazar kitlesi. Ben 2. el kalpağı burada buldum. Kışın korkunç üşüyen biri için inanılmaz bir eşya. 10 lira gibi bişiye aldım. Bir sonraki satışlara Balkon Sefası ile girmeliyiz dedim, eventin sahipleri ile tanıştım. Şartları öğrendim. 7.ci etkinlik için henüz tarih belli değil, beni izlemeye devam edin.



Çıkışta Ayşegül ile buluştuk, Mono'da yemek yedik kahve içtik. Ben biraz şaklabanlık yaparak kafasını şişirdim, biraz da dertleştik. Ex-hommie ne günler için var? 

Bu iş haftasının çekilir olmasının tek nedeni; tatil yaklaşıyor ve kardeşim Almanya'dan dönüyor. Bayramı İstanbul'da geçircez. Özledim O'nu. İnsan sevdiğini özlüyor. Özlediğini ise sevmeye devam ediyor. Herkese mutlu haftalar olsun. Küs uyumayın.

25 Eylül 2014 Perşembe

Kitap Meydan Okuması - 11

Hah süper, yine kendimizle kavga edeceğimiz, etrafa carlayacağımız mükemmel bi soru. Bayılıyorum bu dövüşmeli sorulara. Hemen kılıç kalkan ekibimi yanım alarak cevaplamak istiyorum. 11. Gün : nefret ettiğiniz kitap? 

Ya dostlar, aslına bakarsanız bu soru biraz garip. Yani, karakterlerden, olaydan, örgüden, anlatımdan nefret edilebilir, ama kitaplardan nefret edilmez. Emeğe nefret duymak, ne biyim...  Ama ben soruyu nefretle değil de ayrılan zamana duyulan nefretle ele alacam.  Paul Auster - Yazı Odasına Yolculuklar. AMAN YAREPPİM bu adama mükemmel hikayeci diyorlar ama ben sanırım yanlış hikayesinden başladım okumaya. Offf sürekli bişiler oluyor, sürekli bişiler yazıyor içeride birisi, birileri aralarında konuşuyor, yok baskın yok sava, yok siyasi suç, böyle bi bittiğine bile sevinemiyorsunuz çünkü hiç bişi anlamamış oluyorsunuz. "Ne bu? Şimdi ne dedi? Noldu ya?" diyorsunuz. Akabinde hemen kitaplığın ücra biyerine sokuşturdum kendisini. Paul Auster'in Yanılsamalar Kitabı buna olan ön yargım nedeni ile yıllardır kitaplığımda yatıyor. Elimi atasım yok. Eğer derseniz Silvia bak, accayip güzel öyküleri var, dilin götüne kaçar hemen oku, size söz okucam. Şimdi beni sinir ve gerginliklerim ile başbaşa bırakın, Tarçın'ı sevip çay yapacam.

24 Eylül 2014 Çarşamba

Kitap Meydan Okuması - 10

10. Gün : Size evinizi hatırlatan kitap

Bunu ciddili düşünüyorum 2 gündür. Aklıma Pierre Charras - On Dokuz Saniye geliyor. Hem içindeki acı - ekşi öykü, hem sürüklemesi, içindeki karakterlerin pişmanlıkları; benim hatalardan ders almıyor oluşum, insan çeşitlerini anlatışı, evimi, kendimi ve geçmişi anlatıyor bana sanki. Kısacık bir öykünün benim içimi hala acıtıyor olması da manidar.

Bonus : Bu adamcağızın bir de İyi geceler Tatlı Prens diye bir kitabı var, onun anlatımı buna oranla yavaş gelmişti ama arada söylenemeyen sözler ve çocuk ile babası arasında insanın boğazını gıcıklayan öykü okumaya değer.

Akşama Rampue'e gelenler el kaldırsın? Kışın eğlence sezonunu ekipçe açıyoruz. Yer : Kasette İstiklal. Güzel Müzik : Bedava. Hey hey hey hey. Hadi bakalım.

23 Eylül 2014 Salı

İstanbul'da Şans Eseri "Yaşamak"


Bu iskele az önce 3,5 gibi yıkıldı, 2 saat sonra işten çıkıp, altından geçerek evime gidicektim. Şimdi bakıyorum, bakıyorum, bakıyorum, arkasında görünen Point Hotel'in otel inşaatına, bir durup esen fırtınaya bakıyorum, bir de 4,5 senedir yürüdüğüm, hemen sol tarafta girişi görünen kaldırıma bakıyorum. Aklıma türlü şeyler geliyor, kovuyorum dostlar. Biz insanlar İstanbul'da hayatta kalmak için yaşıyoruz, şansımız varsa.

Kitap Meydan Okuması - 9

9. gün: Sevmem sanıp da sonunda sevdiğin bir kitap...

Evet, var öyle bir kitap. Ahmet Ümit. Sis ve Gece. Bilindiği gibi iyi bir Ahmet Ümit sempatizanıyım. Ama bu kitabını okuduğumda lise sondum. Böyle sonları beklemiyorsunuz öyle bi yaşta tabi. Katil kaçtı öykü bitti değildi. Etkilenmiştim. Polisiye ve dram seviyorsanız, hemen başlayın. Bonus : Can Dündar, Aşka Dair. Bakın ben bu medyanın övdüğü şeyleri pek elime almam, ama bunun içindeki kadınların aşka bakış açısı ile ilgili tespitleri, ay allahım.

22 Eylül 2014 Pazartesi

Kitap Meydan Okuması - 7,8

7. gün: Sana kahkaha attıran bir kitap : En yakın arkadaşımızın gamzesini bile yeni farkediyoruz. Güldüğümüz mü var allaşkına? Beni gülmekten kitleyen bir kitap, eeee, yine çocukluğuma gidicem kusura bakmayın, Pıtırcık serileri idi. Eveth, Pıtırcık'ın ekstra relaks babası ve düzen delisi annesi ile yaptığı sohbetlere çok gülerdim. Yakın zamanda, biraz da popüler ürünlere yuvarlandığım dönemde Pucca'nın kitaplarına gülümsedim. 

8. gün: En abartılmış bulduğun kitap ("Nesi bu kadar meşhur bu kitabın, anlamıyorum?" vs.) : Kendimi tekrar etmek istemem ama yazmadan edemicem, ne kadar kin kussam az, Madonna tabi ki. AHAHAHAHAHAH. Bonus ise, Coelho'nun Portobello Cadısı. Ne biliyim. O kadar Coelho diye okumuştum, bana biraz ot geldi. O adam bazen gereksiz bir fantastikoooo şeyler işliyor öykülerine, ben daha yaşanmışlığı yoğun öykülerini seviyorum. Anladınız umarım. Anlamadınız mı? Peki. Yeter bu kadar, işe dönüyom. Bye. :d

Kevin, Koleksiyon Sohbetleri ve Küçük "Şeyler"

Bugün Kevin gelmiş otele dostlar. Hoşgeldin Kevin. Kendisi bir soğutucu üretim fabrikasında çalışıyor, Çin'nin Guangdong bölgesinde yaşıyor. 1.60 boyundaki bu adam eski fotoğraf makinaları ve eski paralar topluyor. İş seyhati sırasında boş vakitlerinde Avrupa'da, Amerika'da ve Asya'da bit pazarları geziyor. Bir önceki gelişlerinde Kadıköy'e göndermiştim ve 1-2 hint parası hediye etmiştim. Tekrar gelmiş ve dün Bomonti Bit Pazarı'na gitmiş. Hani benim şu 5 aydır ertelediğim bit pazarı. Hani şu yağmurları bahane edip yorganlardan çıkmadığım, heni şu tek başına yapmaktan keyif aldığım şeylerin yerini şimdi başka işlerle doldurduğum, ertelediğim mutluluklarım? Adam Çin'den geliyor ve saatlerini geçiriyor. Bayılmış, Almanya'da gezdiklerimden bile çok daha iyiydi dedi. 

Otelde misafirlerden kalan, eski veya convert edilemeyen demir paraları Kevin'e hediye ediyorum. Bugün geldiğinde ise küçük bir Bahreyn cent'i hediye ettim. Bunu O'nun için 2 aydır saklıyorum. Her zamanki gibi ufak tefek elleri ile dereceli gözlüklerini çıkarıp masama koydu. Parayı uzattım. Neredeyse tırnakları ile tuttuğu demir parayı kendi etrafında hafifçe çevirerek üzerindeki yazıları okudu. Çinlilere özgü bi tonlama ile "oohhmm, evet bu biraz güncel bir para ama etkilendim" dedi. Gözlüklerini masama koyduğu yerden geri aldı, gülümsedi ve elimi heyecanla sıktı.


Cumartesi günü 8. Beyoğlu Sahaf Festivali'ne gittim ve 4 tane 90 öncesi baskılarından Stephen King kitabı buldum. Nice yıllara Stephen King, iyi ki varsın ve hala bizimlesin. Koleksiyon deyince, Kevin makina topluyor, bense kitap. Güzel şeyler bunlar.


Pazar günü dostlarla kahve içtik. Taa Avcılar'a gittim. Müzikten,kitaplardan ve dostluktan anlayan bu insanlar için, bu yol isterse 5 saat olsun, değer.

Dönerken metrobüste gece Ramque'nin şu setini dinledim. Metrobüse daha önce binmemiş olsaydım Diyarbakır'a gittiğini düşünebilirdim. Rampue'nin Çarşamba günü Kasette'de çalacak olması ve dün bindiğim metrobüs gerçekten muazzam bir kültür senteziydi. Bu sentez elle tutulur birşey olsaydı, bit pazarında yerini alırdı. Ama ben satın alırmıydım bilmiyorum. 

Küçük şeylerden mutlu olmayı seviyorum. Pazartesine, hediye ettiğim belki 1 lira bile değerinde olmayan demir paranın, Dünya'nın öteki ucundan gelen bir adamı mutlu etmesi ile başladım. O'na bit pazarına gideceğime söz verdim. Sizi, Çorak Topraklar'dan bir dialog ile başbaşa bırakıyorum. İyi haftalar.