3 Aralık 2016 Cumartesi

Sene Sonu Mim

Ayy çok uzun zamandır mim yapmıyorduk, Cessie'de gördüm hemen iliştiriyorum şuraya. Bir yıl sonu yazısı yazacağım bu ay. Öyle 2016 bok gibi geçti ama elimi kolumu sallayarak da çıkmak istemiyorum buradan. Iyı hafta sonları herkese. Ben biraz dinlenmeli bir hafta sonu beklentisi içindeyim. Dün gece Doğa ile Asude'de oturup, Ankara ve Jeff Buckley hakkında bol bol sohbet ettik. En son votka shot felan yapıyorduk. Maymun gibi eve gelmişim. Kahve için, sevişin ve küs uyumayın. Sevgiler.
 
1)Kimse mükemmel değildir ama yine de eksikleri düzeltmek mümkün. Huylu huyundan vazgeçmez mi dersin? Yoksa şu huyumu değiştirsem hiç fena olmaz mı? Nedir o huyun? 2017 için kendinde değiştirmek istediklerin neler?

Buraya daha rasyonel şeyler yazmak isterdim, ne biliyim Tarçın'ın kumunu daha sıklıkla değiştircem, bulaşıkları bekletmicem, tahammül edemediğim çok selfie'li - çok bebekli arkadaş hesaplarını şak diye unf edicem, ne biliyim, salladığım ofis işlerime öncelik vericem gibi gibi. Ama huylu huyundan vazgeçmez, körü körüne olmayacak şeylere inanmayı bırakmalıyım. Mesela bu ülkede kadına davar gibi davranan insanların, yeşil yanmadan yola atlayan yayaların değişeceğine inanmamalıyım. Yeter, bitti, umudum kalmadı. Kusmuk içindeyim. Pamuk şeker görünümlü iyimserliğimi bir kenara bıraktım.
 
2)Meşhur Alaaddin'in Sihirli Lambası oldu ya kucağına düştü. Ve tabi ki 3 dilek hakkı verdi. Dikkatli düşün, klavyenden çıkan her cümleyi gerçeğe dönüştürebilir. Ne dilerdin?

Ğğğğğğğğğ 1. Valizimi topluyorum ve kedime pasaport çıkartıyorum. 2. Harika bir iş bulup 3.Berlin'e yerleşiyorum.

3)Şimdi gerçek hayata dönüyoruz, evin, çocukların, kendin, kedin.. için yeni yılda neler yapmak var aklında? Şimdiden düşünelim ki, yeni yıl kapıda hazırlıksız yakalanmayalım :)

Sihirli lambanın yaptıklarını. Ehehehe hayat bende hep ters köşe.

4)Piyangodan büyük ikramiye çıksa hepimiz dünyayı gezeriz değil mi? Sen neler yapmak isterdin? Bir de şöyle düşün, o istediklerin için çok para şart mı? Belki de değildir.

Ahahahahahhahagahaga bok değil. Tabi para şart. İki kuruş kenara koymadığım için mesele tatile Tokyo'ya gidemiyorum anca evropa. Ama hayaller çiçektir. Piyango parası ile evrende unutulmuş bir köye felan yerleşir, teknolojiyi dışlardım hayatımda.

5)Para para para. Para harcamadan da gerçekleştirebileceğin hayallerin vardır elbet. Haydi onları da paylaş, bekliyoruz.

Yağğğğ siz kafayı yemişsiniz, sevgiliye, eşe, dosta yapılan iyilikler dışında böyle bir şey yok.

30 Kasım 2016 Çarşamba

Ülkeye Baktıkça Kakam Geliyor

Meraba.
 
Bloga geliyorum, yeni yazı diye açıyorum sayfayı, 3 kilo küfür ediyorum, save yapmadan ŞAK! geri kapatıyorum. Böyle kaç gün buradan döndüm bilmiyorum. Kafamın içinde default olarak Aşkın Nur Yengi akustikleri çalıyor, sürekli az demli sütsüz filtre kahve içiyorum, üzerimde ilmek ilmek pörsümüş siyah bir hırka, camdan dışarı bakıyorum. Hayatım çıkmaz sokakta ilerliyor ve arkadan da araba geliyor dostlar.
 
 
Haaaaaağ bunca bokun içinde, bir de utanmadan Contemporary Istanbul'u promote ediyordum. Çok hevesliydim. Şirketçe sponsor olduk. Evet, modern sanat, sergi, aynen canım, böyle bir kendini sanatsal ifade etmeler, zaten bizim neyimize, kapıdan elini kolunu sallayarak giren herifler, evet herifler, bir sanatçının eserini, koca fuar alanına nasıl girdilerse, kaldırtıp, ecdatlarına falan sahip çıkıyorlar. 0,5 gram kalan yaşam hevesim, kusmuk oluyor, paralel evrende o sırada yerlerde bayılıyorum, saçlarım pislik doluyor, bu kıymetli sanat fuarında nasıl sanat imajının (tabi o da kaldıysa) Amına koyulur'u aklımdan atamıyorum. Daha iyisi de olamazdı diye düşünüyorum.
 
Prosecco içerek ülke gündemini izliyorum. Artık İç Anadolu ve Orta Doğu konpile çimlik alana dönüşsün ve festival alanı olsun. 
 
Son 3 aydır anasını siktiğimin telefon şirketine toplam 1400 TL para ödedim desem ve sikilmeye de devam ediyorum desem kaç ponçik puan?
 
Çıldırmak üzereyim dostlar. Otel gurubumuz başka bir grubun altına girdi. Satıldı yani kısaca. Ardından mekrez ofisten 2 önemli müdür ayrıldı. Dijital yapıda değişimler var. Bize dokanan bir şey yok ama biz de Türkiye'de krizle debelenirken, bir de bu karmaşanın olması, iyice tadımı kaçırdı. Götüme giren işleri burada yazamayacağım. Gelmeyecek turistleri düşünürken, what the hell is going on???
 
 
2015 yılı kişisel problemlerin, 2016 yılı global sorunların olacağı bir dönemdi. 2017 yılı anasının amı gibi bir yıl olacak. Ülkeye baktıkça kakam geliyor.
 
Bu senenin tek iyi tarafı, 2 tane en yakın arkadaşım, aynı gün! evlendi. Birinde nikah şahidi oldum. Teknocuları evlendirdik. Nikah şahidi olduğum bir dost daha. Bir önceki de 8 sene evvel İzmir'de 12 Kasım'dı. Bu da 12 Kasım. Kasım ayını ve 12'leri hiç unutmayacağım anlaşılan. 12 Kasım'da ne vardı yaaavvv diye sormam imkansız. Ahahahaha.
 
Düğün sonrası çılgın partimizin de yarısını hatırlıyorum. Sabah eve dönüp kıyafetlerim ile uyuduğum her partiyi çok seviyorum. Fotoğrafta biraz dj set up'a dahil, minik bir ekipman gibi çıkmışım. Olsun.
 
 
Uzaklara dalıp, Suriye vatandaşlığına acaba nasıl geçiş yapabilirim diye düşünüyorum. O aşamadan sonra kolayca bir göç organize edebilirim. Bence müthiş fikir???
 
Bu sene de domuz gibi olduğum için yine sadece 1 kez grip oldum. Geçen aydı. O da aynen şöyle. Bir sabah uyandım ve hastayım. İşe gittim. Geri döndüm. Günün ilerleyen saatlerinde sanırım enfeksiyondan 2 saatim yok, kendimden geçmişim. Halüsinasyonlar gördüm. Biri yatakta omzuma dokunuyordu. Ehe ehe ehe diye gülüyordum. Güldüren Grip.
 
İzmir'den Diloş geldi yine tatile. Hafta sonu, Cihangir Kahvehanesi'nde soğumuş adaçaylarımızı içerken başımıza son 3 ayda gelen acayiplikleri konuştuk. Acayiplik derken öyle böyle değil. Tanrım 30 yaşındayım artık hayatım ne zaman yavaşlayacak? Ne zaman?
 
Instagram'ı en iyi kullanan maskulen kadınlar: 1-Ruby Rose. 1-Patrizia Bieri. 3.Ben.
 
Patrizia ile Berghain'da yanyana dans etmiş de olabilirim. Olmaya da bilirim. Çok karanlıktı. İbrahim Tatlıses gibi dertliyim dostlar, o karanlığı çok özledim.  
 
Adamlıkta bu hafta: Ender Gökçe. Ender Gökçe seni seviyorum.
 
 
Eski sevgilime, bir zamanlar Kopenhag'tan bir kart postal atmıştım ve o karttan 1 tane de kendim için almadığıma binnn pişman geri dönmüştüm. Heh, o kartın ayyyynısını yıllar sonra Diloş bana getirmiş, elden verdi. Hem de arkasında harika bir el yazısı mesaj ile. Demem o ki, hayat size o çok sevdiğiniz, gönlünüzün kaldığı, tatlı şeyleri nasıl da geri getirmeyi biliyor. Hastasıyım. Boyozlar için de teşekkür ederim Diloş.
 
Pazar günü evde boş boş otururken, random bir formatta bir radyo kanalı keşfettim. Tunein'i hepimiz çok seviyoruz değil mi? Radyo Budapeşte merkezli. Çatır çutur tekno çalıyor. Teşekkürler Tunein.
 
 
Kamboçya'ya kaçıp domates ekmek istiyorum diyerek bu kalbi kırık yazıyı burada bitirmek isterim. Kahve için, sevişin ve asla küs uyumayın.

Ahshahahahahahahyyy SİNİRLERİM BOZULDU.
 

 

24 Ekim 2016 Pazartesi

3. Istanbul Tasarım Bienali ve Yeni Kitaplar

Merhaba.

Bu sonbaharda İstanbul'da bir miktar sanatlanacağız. Contemporary Istanbul yaklaşıyor. 3. Tasarım Bienali başladı. Uluslararası galerilerin ülkeye gelmemesi nedeni ile Art International iptal oldu maalesef ama Istanbul Design Week vardı paralel olarak. Ben tabi işim gereği bir miktar takipteyim ama özel ilgim nedeni ile 22 Ekim açılış günü, 3. Tasarım Bienali'nin 4 mekanından biri olan Eski Galata Rum İlkokulu'na gittim. İnsan ve Tasarım ele alınıyor ve tasarımın insanlık tarihine etkileri tartışılıyor. Çok özel enstalasyonlar var. 1 kez daha gideceğim bu hafta, kalabalık olduğu için çok iyi gezemedim. Beni en çok mutlu eden Norveç'teki Global Seed Bank'in bir ekran yansıtmasını izlemekti. Koridor fotoğrafları çok kasvetli ama harika bir proje. Bir de ölümden sonra estetik kaygısı ve toplumun estetik anlayışına gönderme yapan bir çalışma vardı. En altta göreceksiniz. Mezarlar...
 
Bienal'in bir diğer adresi Arkeoloji Müzesiiiiii! Burada gözlerimden kalp çıkarak Fermina'ya sesimin yankısı gidiyor. Arkeoloji Müzesini seçmelerinin nedeni biraz daha şehire yayılmak ve tabi ki tasarımın eski insanları nasıl etkilediğini konuşmak. Diğer adresler ise Bomonti Alt ve X Studio Tophane. Bienal'i 20 Kasım'a kadar ücretsiz gezebilirsiniz.
 
 
Nadirkitap.com'dan aldığım efso-fantastik kitap "Sınırdaki Ev" geldi. Telefon edip teşekkür ettim. Kitapçı çok şaşırdı. Teşekkür edilecek işler de az etrafta malum. Bir avuç kaldık. İdefix'ten sevgili Birgül'ün 2. baskıya giren "Ev Anası" kitabını geç de olsa artık utanarak aldım, uzun süren kötü perhizimi bu kitaplar ile bir bozacağım. Bir de, çok sevdiğim birinden gördüğüm China Mieville 'nin bir kitabını ısmarlamıştım, "Kral Fare", o da yolda geliyormuş. 3 etti.
 
Görseller, Tasarım Bienali'nden. Kahve için, güzel müzikler dinleyin ve asla küs uyumayın. İyi haftalar. Sevgiler...
 
 

 
 

18 Ekim 2016 Salı

Sonbahar 1080p HD Hemen İzle Hızlı İndir İzle HD Orjinal İzle

Alo iyi akşamlar. Mezarlıklar Müdürlüğü mü?

Bir insanın hayatı bence sadece müzik dinleyip, köppek gibi çalışıp, sadece Pazar günleri uyumayı bekleyerek geçmemeli? Geçmemeli. Günlerden sonra minnoş bedenimi evden çıkartıp, Beşiktaş'a gittim. Oradan da Taksim. Ne zamandır görüşemediğim dostlar ile görüştüm. Ay bir de bir sergiye denk geldik. Pitoresk İstanbul Dijital Sergi. Gidin, Denizcilik Müzesi önü. Böyle sokakta kaldırım üstünde. Yaşasın random rastlanan free sergiler ve sanat. Hey hey de hey hey.
 
İstanbul'da sonbahar 1080p HD kalitede hızlı indir hemen indir izle orijinal alt yazılı. Moruk Ekim ayındayız bir anda nasıl oldu Ekim ya? Bu da HD hızda atkılara kazaklara dolanan ben.

 
BantMag'ın Ağustos-Eylül sayısında -benim eşekliğim geç yazıyorum- Morrissey'in A'dan Z'ye bir yazısı var. Güzel adam. 
 
Doha'ya kosssskocaman bir NO dedim. Hayırlı olsun.

Bana düşmez yorum yapmak, burada benden daha iyi sevenler var ama Bob Dylan, Nobel Edebiyat Ödülü aldı. Hemmen leş Türk basını, Türk Milliyetçiliği yaparak "o aslında Türktü" felanlı haberler yaptı. Benim kalbimi kıran bu samimiyetsizlikler. Hiç haber yapmasa hakkında mesela, oralı olmam. Çünkü haberin haber yapılmamasına alıştım(!) Rica ediyorum.
 
Kendimi, yeni bir gezi rotası öncesi, Gombrinch'in Sanatın Öyküsü kitabına adamaya karar verdim. Olay aslında şu; bu sene sizin başınızı şişirdiğim, hiç bir şey yapmıyorum, bir becerim yok dediğim için, ertelediğim Sanat Tarihi hakkında biraz bişiler okumak, okumlamak, notlar almak, tartışmak istiyorum. Tartışmayı da kendi kendime yapıcam. Neden Gombrich, neden bu gezi, ay nolur sormayın.

Gezi dedim de, evet, gezmelere doyamadım. Özendiğiniz hayatı yaşamaya devam ediyorum asdffgjjkh.


Biliyorum yeterince sıkılmıştır bu sorulardan ama belki Fermina, bu girişimimi görür ve bana Arkeoloji, Sanat Tarihi gibi ilgilendiğim alanlarda 1-2 basit kitap önerir. Haniiii, bakınca eserlere biraz daha kendimi davar gibi hissetmemek adına. Ühü ühü ama zor olmasın. Gombrinch gibi felan.

Değer verdiğim saygı duyduğum biri de, geçenlerde bir sohbet arasında bana, Ulrich Seidl filmlerini izlememi söyledi. Kesin izlerim.

Ankara'nın eski kağıt kokan sahaflarından birinden, -öyle kokmuyorsa bile bence net kokuyordur- Hodgson'un 1908 yılında yayınlanan Sınırdaki Ev kitabını ısmarladım. Nadirkitap.com saolsun. Sitedeki tek kitabı ben almışım. Yaşasın eski kitaplar. Ama beni ilgilendiren yanı, Stranger Thing dizinde esinlenilen eserlerden sadece birisi olması. Umarım yolda başına bişi gelmez.

Tarihinde ilk defa, Türkiye yurtdışına bir dergi ihraç etti. Sokrates, bugün itibari ile Almanya'da raflarda yerini aldı. Almanca yapıldı. Dopdolu. Aşşırı kaliteli içerik ekibi. Çok sevdiğim bir iki güzel insan da içinde yazı yazdı. "Düşündüren Spor Dergisi" mottosu ile. Buna da bir hayırlı olsun geliyore.

Yaaaa özlü sözleri Google görsellerden ekran görüntüsünü alıp, sosyal medyada paylaşıyorsunuz. NİYE?


Proof readingten, content girmekten, görsel resize etmekten 14 Ekim Cuma günü ofiste vefat ettim.

Bu hımbıl Arap ırkı ile aramı hiç düzeltemicem. Keşke Orta Doğu kompile büyük bir müzik festivali alanına dönüştürülse. Dümdüz ve çim.

Müsterih olsunlar. Galatasaray şampiyon olucak. Bu 0-1 skorlar hep şampiyonluk getiren skorlar. Mayıs ayında İstiklal Zara'nın önünde sarhoş olup halay çekicez.

Bakın, bu konuda çok ciddiyim, sikine sahip çıkamayan sümüklü Raif'in Madonna kitabı hakkında biriniz 1 kelime daha yazarsa sessize alıp biloklicam. Yeter. Nefret ediyorum bu öyküden!

Aşure yediniz mi bensiz? Yediniz deyil mi? Ağzınıza sıçıyım bensiz nasıl yediniz yaa?

Lağım gibi bir şehirde yaşıyoruz. Evimizin önünde, Türk abartması değil, gerçekten önünde, penceremin önü felan yani, 1 ayda 2. gasp olayını yaşadık. Harbiye'den aşağı inen sokağın başında bekleyen 2 çocuk, elinizdeki cep telefonunu çantayı çarpıp, Dolapdere Caddesi'ne kaçıyorlar. Dün akşam kadıncağızın biri bağırış çığırış, kafamı pencereden çıkardığımda çoktan kaçmışlardı. Başka bir vatandaş da oradan geçerken, aynı çocuklardan birine bir koyuyor, merdivenlerden yuvarlanıyor, çanta dağılıyor etrafa, hiç bir şeyini çalamıyorlar. Korkunç. Hep sırt çantası takarım, hep.

Sırt çantası dedim aklıma geldi. Sarı klasik bir Kanken'im var artık. Bayaa sarı. Cırt sarı. I love my Kanken.


Yine dertlendim amısına koyiyim, hoşlandığım şehirde başkaları gezerken içim acıyor. Berlin'i çok özledim.

"En sevdiğim Kenan Doğulu şarkısıııı, şişmana sordun muuuu aşkımıza ağlarkennn"

Cuma gecesi, Almanya'dan kalkıp gelen Etapp Kyle'ı dinleyeme gittik, Indigo'da gene peynirimsi bir kitle, oraya hiç değinmicem, sonrasında kapanışı Havantepe yaptı. Etapp Kyle o gece Beyoğlu'nda bok yedi, bok. Havantepe'ye bundan sonra İsmail Beyefendi diceksiniz.


-Haa bir de O vardı, harbiden nooldu o çocuğa Ali???
-O delirdi.
Cumartesi sabah saat 6'da Taksim Bambi'de ucuz tostlarımızı yerken Ali ile aramızda geçen konuşma. Tertemiz diyalog. Konu hiç yormuyor. Delirdi.

Küs uyumayın, sevişin ve kahve için. Çimlik alana dönüşmüş Orta Doğu'da bir gün görüşmek dilediği ile.

11 Ekim 2016 Salı

***Spoiler*** Aşşırı Miktarda Kedili Blog Yazısı, Beyenmeyenler İran'a

Gözlerimi dinlendireyim, iş emailimden 2 dakka uzaklaşayım dedim, buraya geldim.
 
Bir baktım yine bir meydan okumalar, ne güzel şeyler yazmışsınız. Siz tüm bunları konuşurken, çalıştığım şirketin Katar'da açılacak yeni oteli ile görüşme yaptım. Hem de 2 kez. Orta Doğu insanına sövüp yasarken Doha'ya taşıma fikri çok FREAKY değil mi ya ahahahahahahahah. Resmi cevabımı henüz vermedim. Ne diyorduk? Her şey ihtimaller dahilinde.
 
Günün Çorbası yazmış. Arca'yı bir süredir takip ediyorum. Efendim gündem şu sıralar eve kedi istemesi. Çok ilgimi çekti konu. 6 yaşında bir kedim var. Tip olarak patatesli böreğe benzeyen, genel olarak çok soru soran, gürültülü ve devlet memuru statüsünde bir hayat yaşayan Tarçın'a istinaden Arca ve annesine 1-2 satır yazı yazmak isterim. Arca çok tatlı ve bir kedi istiyor. Annesi ise çok kaygılı ve saygı duyduğum bir çok nedenden dolayı ikna olmuş değil. Elbette zor, ben bile hemen "ayyy çınım çık tıtlı hemen eve alın" diyemiyorum.
 
 
Kediler yaşam alanlarına alıştıkları andan itibaren oraya uyum sağlayabiliyorlar çünkü insan O'nu değil, O bir insana ve bir eve sahip oluyor. Karakter meselesi. Tabi bir de ben genel olarak hayvanları insanlardan daha çok seviyorum.
 
Mama, su, kum tazeleme, oyun, ilgi, mıncıklama, tokatlayarak sevme, gözlerinizden kalplerin çıkması gibi olaylara zamanla alışıyorsunuz. Yemeğinize suyunuza patisini sokuyor, huylanma hissiniz zamanla köreliyor.
 
Gece avlanma huylarını bırakamıyor şerefsizler, sabah 5-6 gibi mütemadiyen mama isteyen şişko bir şey ile güne başlıyorsunuz.
 
 
Her yer tüy olduğu için, bazen eve gelen dostlarınız, yemek yiyemiyor, koltuğunuza rahatça yayılamıyor, o yüzden içinizden; "burası bizim evimiz olm, BEYENMEYEN İRAN'A!" rahatlığı ile yaşayıp gidiyorsunuz.
 
Dökülen tüylere aşırı alıştım. Haftalık makine açarak etrafta uçuşanlara çare buluyorsunuz. Kıyafetler için ise bol bol yapışkanlı rulo harcıyorsunuz. Fazlası mevsim geçişlerinde çok oluyor. Ne olursa olsun, dökülen tüylen, kedi besleyen birinin üzerindeki yıldız parıltılarıdır!!!
 
Evde 1,5 aylık bulaşıklar çamaşırlar yıkanmayı beklerken, 1 haftayı geçince, dolu kum kokusundan komşularınız "ayyyyyy evde galibaaaaa ceset var" deyişine gözlerinizin akını çıkartarak belertiyorsunuz. Siz onun bokunu yeyin bokunu! diyorsunuz.
 

Stresli, sinirli, sıkıntılı bir günden sonra eve gelince, Ümit Usta kıvamında bir kedinin yerlerde yuvarlanmasına siz de eşlik ediyorsunuz. Ah o göbekler. Bazı akşamlar iş dönüşü onu pencere kenarında dışarı izlerken buluyorum. Kediler günlerinin %21'ini dışarıyı izleyerek geçirirmiş.
 
Evde sesini duymayınca, çocuğunu peşleyen analar gibi, acaba düştü mü acaba kanatlanıp uçtu mu, kaçırıldı mıııı, acaba kaçtı mı deyip psikopata bağlıyorsunuz. Sonra bir bakıyorsunuz küvette yatıyor. Tasmasındaki çan sesini duyamayınca evde kafayı yiyorum. Kapı bi ara açıktı apartmana kaçmış olabilir mi diyip, eve yarı yoldan geri döndüğüm çoooook oldu.
 
Tüylerini yalayıp, bir kısmını kusunca -ki bu biraz normal ilk gördüğümde ölüyor sandım- ğğğğğğğğğ yavrooomm dur sen kusma ben kusayım diye iç geçiriyorsunuz. Mutlu mesut evin her yerinden öbek öbek kusmuk temizliyorsunuz.
 
Dışarıda çakan şimşeklere, geçen çöp arabalarına verdikleri korku dolu tepkileri kaygı ile izliyorsunuz. -Korktun mu kuşum? Korkma annemm! diye sarılıyorsunuz. Evin bir ucundan bir ucuna bir anda roketleme şeklinde koşmalarına anlam veremiyorsunuz. Boyutlar ötesi hayaletli mayaletli şeyleri görebildiklerine inanılırmış. Görseydi eminim Tarçın onu da mideye indirmek isterdi.
 
Gökçe, ev arkadaşım,  Tarçın'ı zamanla sevdi. Biri ile evi paylaşmak kolay ama kedili bir eve taşınmak hiç bilmeyen biri için zor. Çok garip, şuana kadar eve gelen herkes ile çok iyi anlaştı. Araları gayet iyi. Gökçe uzakta olunca kedisini çok özlüyor.
 
 
Tarçın hiç kokmaz. Kediler iyi beslenip iyi bakıldığında zaten kokmaz. Ama ona has, temiz ve pamuksu bir kokusu var. O kokuya hayranım. Uzaktayken kokusunu çok özlüyorsunuz. Bir de mesela yetişkin bir insan gibi horlar. Evet, horlar. Kurban olduğum neler yaratıyorsun.
 
Hatırınızı sormak için arayan annenize yarım saat kedinizi anlatıyorsunuz. -Bizim tombalak bugün 3 kez kaka yaptıııııııı! Onlar da biraz dinledikten sonra telefonu suratınıza kapıyor. Annem de tabi ki O'nu sever ama uzaktan :)
 
Tatile gidişler çok zor. Çok. İlk zamanlar eşe dosta anahtar bırakırdım. Baktım insanlar hiç yanaşmıyor. 2 gün, 3 gün derken, Tarçın'ı ufak ufak tek bırakmaya başladım. Arada birilerini buluyorum bir kontrol etmesi için. Elektrik-gaz vanalarını kapatıp, yeterli mama ve su bırakarak, tatillerimi kısa tutarak bu hayata devam ediyoruz. Tek sorun özleşmek. Tatil sonu eve koşturarak gelip sarılıyorum, -bir daha bu kadar uzun gitme ağzına sıçtığım! diyor, öpüşüyoruz barışıyoruz felan. Çok özlediğim için eve taksi ile döndüğüm, taksiciye nölur daha hızlııııııı gidin demişliğim var. Tabi bazı tatillerimde Gökçe oluyor, bu bir şans belki de. Kedi pansiyonlarına, uçak yolculuklarına, yolculuk boyunca uyku yapıcı aptal ilaçlar satan paragöz veterinerlere, kafeslerin bagajda gitmesine, hepsine hepsine karşıyım.
 
Zamanla bir veterinere dönüşüyorsunuz. Bir anne, bir baba, bir dost, bir oyuncak parçası, tırmalama tahtası, tarak, köle, bir mama kabı görevlerini layıkı ile yerine getiriyorsunuz. Kılına bişi gelse, ortalığı yakarım, ehe kendimi biliyorum.
 
 
Evin ortasına, yatağın üstüne, mutfak masasına, size minnetini göstermek için çeşitli hediyeler bırakıyor. Genelde ölü sinek, varsa böcek, çöpten çıkardığı domates salatalık parçaları, tuvalet kağıtları vb. organik hediyeler.
 
Buna ister inanın ister inanmayın, zamanla sizinle aynı kelimeleri kullanmaya başlıyor. Tarçın, ses tonunu benim gibi yaparak acıkınca ma-ma ve su istediğinde ise maa diye miyavlıyor. Eşeksıpası.
 
Çantanızda zamanla sokak kedileri için de mama taşımaya başlıyorsunuz. Bir iş görüşmesine gidince, çantanızdan masanıza laaapp lap diye mama parçaları düşüyor. Rezil oluyorsunuz adamlara. Asddfgghhjjj. Dostluk mamaları onlar. Verin, yedirin çocuklara, aç kalmasınlar.
 
 
Kedisi olan dostunuz tatile giderken, sizin hayır demicenizi bildiği için "kedayıma bakar mısın?" ricasını asla kırmıyor, iş çıkışı yorgun argın o kedayın da bir halini hatırını sormaya uğruyorsunuz. Arkadaşlarınızın hasta kedaylarını 80 kez soruyorsunuz. "Naptı sizinki ya? Çiş yapabildi mi bugün?"
 
Çok kötü halde olan yardıma muhtaç hayvanlar için yapılan gönderilere, sahiplendirme çağrılarına daha duyarlı olmaya başlıyorsunuz. Ben biraz fazla hassasım, üzülerek bu tip görüntülere bakamıyorum ama elimden geldiğince kendi imkanlarım ile geri plandan destek olmaya çalışıyorum.
 
Her gece sizden önce gelip yastığınızın kenarına kuyruğunu ve patilerini kıvırıp uyku moduna geçmesini aşkla izliyorsunuz. Youtube'ta içinde kaybolduğum kedi videolarını hiç saymıyorum bile. Ve her gece, usanmadan, ulan neden bütün Dünya'daki kediler benim değil yav? sorusuna yanıt arıyorum. Buyrun, cevap arayan ben, aşağıda.
 
 
Rüyalarınızda onu kaybediyorsunuz, uçuyor, kaçıyor, bazen boğuluyor ve siz uykunuzdan boğularak uyanıyorsunuz. Bir bakıyorsunuz, gecenin karanlığında sokak ışığı üstüne vurmuş, ayak ucunuzda malak gibi uyuyor. 
 
Bunu düşünmesi çok kötü ama hayat bu, bir gün ben nasıl öleceksem O da ölecek. Ancak bu benden önce olursa, yokluğunu psikolojik destek alarak atlatacağımı düşünüyorum. En azından bu yöntemi şimdiden kabul ediyorum. O'nu hayatımda çok özel bir yere koydum. Ben böyleyim.
 
Kendi evim olana kadar bir kedim olmayacağını annem ısrarla bana da söylemiştir. Sokak kedilerini besleyen, evden kaçak yemek götüren benle Arca, çok benzediği için bu yazıyı yazmak istedim. Arca eğer annesini ikna edemez ise, babası ile barınaklara ziyarete gidebilir, mama, eski kıyafet, kulübe yapmak için malzeme vb. şeyler götürebilir diye düşünüyorum. Ne olursa olsun hayvan sevgisi ile büyümesi şahane bir şey. Erteleyebilirler ama asla vazgeçmezler :)
 
Efendim ben de bir miktar daha Katar'a kedi gider mi giderse nasıl gider soruları ile baş başa kalarak haftama devam edicem. Stalklamadığım instagram hesabı ve #catsindoha hashtag'i kalmadı. "Miriba ben Doha'ya taşıncam, evinizdeki kediniz 50 derecede nasıl yaşıyor" diye koca koca adamlara özelden mesaj attım. Hiç biri dönmedi. Bir miktar keyifsizim.
 
Kedilerinizi sevin, birlikte yağmurları izleyin ve asla küs uyumayın. Hoşçakalın.