29 Ağustos 2014 Cuma

Uzun Bir Yaz

Efendim Ayvalık tatilim her zamankinden bir tık daha eğlenceli ve hiç tahmin etmediğim kadar sakin geçti. İkisini birden nasıl yaşadın derseniz, hem öncesinde biraz Münih gezisi ile tatil moduna erken girip dinlenmiştim, hem de bu yaz kardeşimle misafirlerim vardı, hem de ilk defa uçak ile Ayvalık'a gittim ve o lanet kara yolculuğunu çekmedim. BoraJet'in hergün Sabiha'dan uçağı var. Edremit'te inip ücretsiz servisleri ile çevre ilçelere geçiyorsunuz. Servis 40 dakikada Ayvalık'a vardı. Biraz sallıyor uçak ama 9 saatlik yola tercih ederim.


Kardeşimin sevgilisi ve ablası bize eşlik ettiler. Minnoşlara burdan çok teşekkür ederim bize gelip kaldıkları için. Her yıl gittiğimde akraba cümbüşü yerine en yakın dostlarla tatil yapmak hoş bir deneyim oldu. 


Deniz hiç inanmadığınız kadar sıcaktı. Ben hatta son gün denize giremedim bile. Hamam suyu. Duş suyu o kadar soğuktu ve deniz o kadar sıcaktı ki, kardeşim grip oldu -.- Tatil boyunca Fermina'nın doğum günümde gönderdiği Buse Cinayeti'ni ve Sebahattin Ali'nin İçimizdeki Şeytanı'nı bitirdim. İkisi de harikaydı. Buse'nin başı sonu, karakterler, harikaydı. Diğeri ise standart. Şimdi 1 tane daha SA kitabı kaldı. Bütün yaz SA okumaktan hayatım artık default İbrahim Tatlıses. Böyle bir cahil tokadı, böyle bir yıkılmalar efendim böyle bir ayılıp bayılmalar ne biliyim bi ağlaklık.


Ayvalık'ta esnaf lokantası ziyaret ettik gençlerle. Sonra onları Cunda'ya götürdüm. Ada güzelleşmiş. Restaurant masalarını kaldırımlardan geriye çekip deniz kenarını yayalara vermişlar. Harika olmuş bu çevre tasarımı.  Bir akşam ben, bir akşam onlar, bir akşam da babam güzel yemekler yaptı. Annem Yalova'dan çok sonra döndü. Gençler gidince ben de Annem'le başbaşa kaldım. 


Son akşamımızda Annem ile Cunda'da restore edilen ve kişisel bir kolleksiyon sergisine dönüşen Rahmi Koç Müzesi'ne gittik. Biliyorsunuz Koç Ailesinin Ayvalık'a özel(!) bir ilgisi var. Satın alma, değiştirme ve dönüştürme konusunda çok tekelciler :) Kiliseyi müzeye dönüştürmüşler. Birazcık rahatsız oldum sanki. Bir kaç resim de çektim. Ne biliyim besleme gibi hissettim kendimi, böyle eserlere çöküyorlar felan.

Geziden sonra Babam süpriz yaptı, İzmir'den mesaiden çıkıp eve geldi. 33. evlilik yıldönümleriydi o gün. Güzel yemeklere kutladık. Bu da Dünya'nın en tatlı babası. Elbette bizi iyi birer Galatasaraylı yapan ponçik bir baba.



Dönüşümü Balıkesir üzerinden yaptım, çünkü çok uzun zamandır ertelediğim bir işi hallettim. Evet, fakülteye uğrayıp diplomamı aldım. Aradan çıkmış oldu. Yıllar sonra Balıkesir'e gitmek beni hiç heyecanlandırmadı. Bomboş hissettim kendimi. Kupkuru sokakları, ruhsuz insanları, bir tane bile yeşil rengi göremediğiniz tarlaları, iyi yaşamışız orada 4 yıl. Saat 1 bile değildi, işlerimi bitirdiğim gibi tezek kokan otobüs garajından ilk arabaya atlayarak İstanbul'a döndüm. Ha derseniz ki, İstanbul çok mu iyi, değil. Buranında ABV.

Bu arada ben yine gidiyorum. Kısa bir tatil. Hiç bilmediğim bir yer, bilmediğim denizler, güneşler. Yeni yazıda görüşmek üzere. Küs uyumayın ve umutlarınızı kaybetmeyin. Güneş size çok yakışıyor.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Aşık Olmalık Şehir; Münih / 5.Gün


5. günün şafağında arkeolojiye git! Evet ben son günümü, Münih Arkeoloji Müzesi’ne ve Bilim & Teknik Müzesi’ne ayırdım. Rahat bir zamanda gezmek için. Müze yakınlarında ismi Sun Francisco Coffee Company olan bir makanda kahvaltı yaptım. Çok basit bir sandaviç ve kahve seçtim ama sanırım Münih’te yediğim en lezzetli şeydi. Mozarella ve roka vardı. Biraz da domates. Ama onu lezzetli yapan harika kahverengi ekmeğiydi. Buyrun görüntüsü şöyle;

Efendim Bilim ve Teknik müzesi gerçekten aşırılı büyük bir yer. Size tavsiyem giriş sırasında ne nerde hangi katta hangi bölümde ilgi alanınıza göre ziyaret etmeniz. Ben önceliğime Astroloji ve gökyüzü bilimi, zamanlama, bilgisayar ve hayatı kolaylaştırmaya yönelik araçların eski dönem versiyonlarını koydum. Bazıları mesela makine, fizik, kalıp üretimi, ısı vs.  bunlar mühendis kafasında olmadığım için ilgimi çekmiyordu. Ses hızı ile yapılan bir deney var, şimdi bak aklıma gelmedi, deneyin bir de ismi vardı. Onu uygulamalı olarak kendinize yapıyorsunuz. Bir bölümde ise bir doğal maddelerin ham hallerini izliyorsunuz.


Dönmeden önce belediye binasına son bir uğradım, birkaç resmi çektim. Şöyle bir son bakış attım. Kim bilir bir daha ne zaman görüşcez. Akşamki uçak için eve valizimi almaya geri döndüm. Uğur ile havalimanı yolunda buluştuk. Gece 11 gibi salya sümük uçağa bindim. Ters dönmüş tuvalet terliği gibi şehire geri geldim. 


Arkeoloji Müzesi’nde Tarih Öncesi, Roma Dönemi, Ortaçağ, Mediterian ve Numismatik dönemlerin parçalarını görebilirsiniz.  Mozaikleri artık anlatmam gerekiyor mu? Muhteşemlerdi. Büyülendim. 3000’e yakın parçanın sergilendiği müzede ayrıca çok özel 2 mumya sergisi de var. Birisi Ötzi. Bir sürü bilimsel araştırmaya konu olmuş. Kendisi Allah affetsin salonun ortasında bööööyle yatıyor. 5300 yaşında. Doğal hali ile kalan en önemli mumyalardan bir tanesi. 1995’te İtalya Alplerinde bulunmuş. Bakır Çağ’a ait olduğu düşünülüyor. Üzerinden 57 tane dövmesi varmış ve soyunda Avrupa geni yokmuş. Çok garip. Tahmin ettiğiniz gibi iyi bir avcı. Sırtında bir ok yarası var. Av aletlerini bir kenara koyup, yaralı arkadaşlarını taşıdıktan sonra bir kenarda ölmüş olduğu da düşünülüyor. Hikayesinin tamamını ve hakkında çıkan “Lanetli” söylemlerinin devamını okumalısınız. Şuraya Tık. 8 Eylül’e kadar ziyarete açık. Normalde İtalya’da bir müzede sergileniyor. Diğeri de bir kız çocuğu. Böyle 10-12 yaşlarında. Hikayesini çok anlayamadım ama görüntüsü yetti. "Die Mumie aus der Inkazeit"  Ayyy.





Bilim Teknik Müze’sine geçmeden, yol üstünde son bir kilise daha ziyaret ettim. St. Lucas’ın içinde otururken, Ötzi’li güzel bir kartpostal gönderdim Fermina’ya. Oradan Isar’ın üstünden geçtim. Abov nasıl azgın bir nehir.






Münih’teki son durağım; aşık olduğum Viktualienmarkt idi. Benim gibi yerel yiyecek ve içecek hayranının kaçıracağı bir yer değil. Ne hayran ama, 44 kilo :d Büyükçe bir Pazar yeri düşünün böyle sosyete pazarı gibi ama tezgahlarda mezeler, bakliyat, et, ekmek arası bilimum aparatifler, organik ürünler, mantar reyonları, sıkma meyve suları vb. türlü türlü karın doyurlamalık işler mevcut. Pazarın ortasında ise Bavyera usulü piknik bankları ekmeğini, birasını alan çömüyor. Ben sadece bir meyve suyu denedim. Tropikli bişidi. Şu hani Nişantaşı’nda beğenmediğimiz Northsee deniz ürünlerinin orda bir dükkanı vardı. Önü çok kalabalıktı. Ben o meyve suyuna 2 Euro verdim. Marienplatz’ın hemen 1 arka sokağı. Mutlaka gidin ve organik reçeller ve zeytinler deneyin. Türk standlarında türk mezeleri de var.



Münih. Yazı serisinden de anladığınız gibi gerçekten aşık oluncak şehir. Kendimi öyle onure öyle keyifli hissettim ki, Douglas’da sıradan bir kasiyerin tatlı yardımı ve müthiş İngilizcesinden tut da, yiyecek pazarında meyve suyu sıkan görevliden, Arkeoloji müzesinde bilet kesen tatlı yaşlı amcaya kadar, ay böyle hepsi ponçiklemelik bir millet. Orada yaşayanların neden Bayern ile gurur duyduğunu az da olsa anladım. Ama en nihayetinde ben oraya gezmeye değil öncelikle ziyarete gitmiştim. Özlemler kısacık zamanlara sığdırılıyor. Uykunda yanı başında uyuyunca bile özlüyorsun. Geri dönüp havalimanında ayrılması da bir o kadar güç. Hayatın bizi nereye sürükleyeceğini merakla bekliyoruz. Dileğim musmutlu devam etmesi. 

Münih dönüşü Viyana üzerinde acayip bir hava vardı. Uçak öyle salladı ki, gecenin 2’sinde İstanbul’a indiğimde yeri öptüm. Sevemiyorum bu uçak yolculuklarını. Ertesi günü pestil gibi işte gittim. Valizimi tamamen boşaltmadan Ayvalık biletimi aldım. Tekrar tatile çıkmak harika! :) Bloga ismini veren Ege’nin Laciverti ile 10 – 21 Ağustos tarihleri arasında sonunda buluştuk. Balık, rakı, kardeş, aile, deniz, kum, güneş ve ıslak saçlarım. 

Ayvalık notlarında görüşmek üzere… 

22 Ağustos 2014 Cuma

Hellö

Hellö, döndüm ben. 

Münih'in 5.gün yazısını, Ayvalık tatiline çıkmadan önce yazmadığım için çok mutsuzum. Bunun için sizden özür dilerim. Kendimi affettirmek için, 5.Gün'nün Münih notlarını ve Ayvalık tatilimi (pek bi nane olmasa da) çok yakında yazıcam. 

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Aşık Olmalık Şehir; Münih / 4.Gün

4.gün benim sanırım en sevdiğim gündü. Hem hala Münih’te sevdiğimle birlikteydim, dönmeme daha 1 gün vardı. Hem burayı çok sevmiştim ve şehrin merkezini çözmüştüm. Çata pata günlük almanca konuşma deneyimlerim oldu ve toplu taşımayı öğrendim. Mumya ile ilgili yazı 5.gün olacak çünkü bir tarih kayması yaşadım. Ötzi yani bizim iceman adam 5.gün, beklemede kalın. Çok özür. 

4.gün tramway hatlarındaki bazı teknik çalışmalar nedeni ile şansıma müze bölgesine giden tramwaylar durmuştu. Ben yine Karlsplatz’ı kullanarak bu sefer Botanik Bahçe içinden geçerek müzeler bölgesine yürüdüm. Çok zamanımı almadı. Botanik bahçe ufak bir park, birkaç anıt ve otel var. Özellikle yolumun üstünde başka yerde görmediğim Rocco Forte Hotel’i dışardan inceledim. Mesleğim gereği otel markaları çok ilgimi çekiyor. Münih bölgesinde Mandarin Oriental, Accors ve Sheraton gruplarına rastlamak mümkün. Oldukça da popülerler. Puanları gayet yüksek.






Rotamda yer alan St. Boniface kilisesini ziyaret ettim. Açık yüreklilikle söylemem gerekirse daha önceden hiç böyle bir kilise dizaynı görmemiştim. Sanki dışı eski, içi ise 2000’li yıllarda, Eyüp'te flat ofis tasarlayan bir mimara yaptırılmıştı. Resimler burada, sizce de öyle değil mi? Ne kadar değişik ve modern. Kiliselerin nemli ahşap kokusuna öyle alışmıştım ki burası çok garip geldi bana.


İlerledikten sonra Antik parçaların olduğu Saattliche Antikensammlungen ve hemen karşısında yer alan Glypothek ‘e ulaşıyorsunuz. Saattliche Antikensammlungen alt katında kazıda çıkartılan bazı eserler sergileniyor. Şu genç Mısırlı Portresi beni çok etkiledi. Abi sen 140 yılında Mısır'da yaşamış olabilirsin ama neden bu kadar dertlisin anlamış değilim, o yılda neyin derdi sıkıntısı bu? Topraktan kap pişirmek dışında ne gibi bir problemin olabilirki senin?



İkisi aynı meydanda karşılıklı. Birinden aldığınız bilet, diğerinde geçerli. Saattliche Antikensammlungen’da biraz daha Mısır dönemi parçaları, Glypothek’de ise Roma dönemi ve mozaikleri kalp-kalp-kalp görmeniz mümkün. Mozaikler ile evlencem. İkisinin ziyareti 6 Euro. Mozaiklerle kokobella selfiesi yapmayı unutmadım :d Yer Köningplatz yani King’s Meydanı. Meydanda yazın sinema yansıtması yapılıyormuş, uzaklarda gördüğünüz çay bahçesi sandalyeleri sinema için. Çimlere yastığını alan geliyor. Halka açık. Belirli günlerde. Tabi iyi havalarda olduğunda :)


Köningplatz 19 yüzyıl yeni Avrupa mimarisi ile yapılmış. Müzeler bölgesi denilen Kunstareal’in merkezi. İlk gün yazdığım Lenbachhaus da bu meydanda. Dönemin Kralı, büyük bir Roma sempatizanıymış, bu nedenle büyük yapılar hep Roma dönemini andırıyor. Çok seviyormuş, bana ne binalar yunan gibi olsun demiş. Lenbachhaus'un bir arka sokağında Palaentoloji Müzesi var. Oraya da gidin. Ben bir 15 dk uğradım. İçerisi bazı hayvan kemikleri ve bir takım fosiller nedeni ile oda sıcaklığının üstündeydi. Piştim çıktım. Ama şu sağdaki mahluklar beni çok etkiledi. Palaontologisches Museum, Richard-Wagner Strasse 10'da.




Beni yavaş yavaş heyecanlandıran kısımlara geçiş yaptım. Alte Pinakothek ve Neue Pinakothek. Zaten yazının başında müzeler bölgesi demiştim. Hepsi birbirine yakın bir lokasyonda. İkisinin bir kombine bileti varmış ama ben o kadar önceden okuyup gitmiş olduğum halde bunu es geçtim, girişte 7’şer Euro ödedim, Kombine 12 Euro. Toplam 4 müzede geçerli. Ama ben bunlardan zaten 2’sine gittim. Diğerleri neydi anımsamadım.

Alte Pinakothek’de beni heyecanlandıran tonla tablo oldu. Rönesans dönemi ressamlarının ve heykeltraşların zilyon işini ziyaret edebiliyorsunuz.  1450-1700 yılları arası. Yaklaşık 20 salon var. Sanırım 200 eser izledim. Lütfen yanılırsam düzeltin, bilgiler yanımda değil, “Yunan Kralın Gelişi" isimli bir tablo vardı burada. Müthişti. Müzeshop’tan aynı tablonun postakartını aldım. Heinrich Maria von Hess - The Entry of King Othon of Greece into Nauplia 1835. Galeriden bir tane de panaromik paylaşıyorum sizle. Alte ve Neue karşılıklı, Barer Strasse 29'da.


orjinali ise şöyle; 



Neue Pinakothek’te biraz daha yeni dönem eserler ile karşılaştım. 1700-1800 yılların resimleri. Aynı şekilde burada da iç içe geçmiş galeriler var. Uğur’un Rönesans döneminde yaşadığını keşfettim. Buyrun inanmıyorsanız kendiniz bakın. AHAAAHAHAHAHA.


Geldik en güzel bölüme. Münih Modern. Yani Pinakothek Der Moderne Munchen. Kokoşlar gibi pembe bir anahtarlık aldım mağazasında. Kasada çalışanlardan bir tanesi Türktü, Antalya ve Marmaris ile ilgili bir tatil broşürü getirmiş, 2 tane Alman kadına otellerle ve bölge hakkında bişiler anlatıyordu. Gelin gelin aynen size ihtiyacımız var.

Efendim Münih Modern hayvan gibi bir yer ben sadece 1. Ve 2. Katını dolaştım. En bilinen sergi Ernst Ludwig Kirchner sergisi. Cessie’ye selamlar. Adam manyağın teki. Canvas’a yapmış. Manyak olduğu için tablonun arkasına resim yapmış. Hani manyak ya. Ama adamın kullandığı teknikler müzelik olmuş. Saygı duyuyoruz. Serginin son tablosu ve en ünlüsü kendi selfportresi “Sick Man”. Hem tipsiz hem manyak. Şunlar da 1900’lü yılların başında kullandığı malzemeler. Huzur içinde uyu sevgili Ernst Ludwig Kirchner. Barer Strasse 40'ta.




Hızlıca şehir merkezine döndüm. Akşam üstünü Pasing’te Kuzi Mestan ile alışveriş yaparak geçirdim. Pasing tren durağında, Posing Arcaden diye bir yere girdik. Bu kadar müzeden sonra biraz kızsal aktiviteler yapayım dedim, bir kaç parfüm kahve çikolata almak için girdiğim Müller’den 10 kilo hediye ile çıktım. Çok tehlikeli bir yer arkadaşlar, kontrollü harcama yapın yoksa sıçıyorsunuz. Alışveriş sonrası Uğur geldi, yemek yedik hepbirlikte. O arada bir türk kafesinden su aldım. Bendeki öz güvene bak, suyu aldıktan sonra kasaya kaç Euro dedim. Gayet rahat bi şekilde. Sanki Türkçe bilmek zorunda gibiler de :) Kuzi’yi evine bıraktık, Münih merkeze geri döndük. Erken saat olduğu için Schwabing’te bişiler içtik. Yer : Roxy. Yağmuru izledik, bahçesinde muhabbet ettik. Leopoldstrasse 48'de. 


Uğur’un bir diğer popüler pizzacısı(!) Drugstore’a gittik gece. Evet arkadaşlar bu gittiğim 3. Pizzacı. Gece 11 felandı. Ama buranın şöyle bir özelliği var, sahibi sanırım 60 yıldır aynı yeri işletiyor. Çok efsane bir pizzacı. Gitmeden denemek için son akşamımızda burayı ihmal etmedik. Ben klasik mini bir margarita denedim. Çok güzeldi. Fiyatlar 4 ile 8 Euro arasında değişiyor. Takeaway özelliği var. Minnacık 3 metrekare bir yer. İçerde aynı anda en fazla 10 kişi felan oturur. Böyle lokal ve salaş yerlere bayılıyorum. Gece belli bir saate kadar açık sanırım. Feilitz Str 12’de.
 
Bol antikalı, tarihi eserli, modern sanatlı,kızsal alışverişli bir gündü. Günden bana kalan yine bolca kartpostal ve sevgilimle içtiğim Roxy’nin sıcak çikolatasının tadı oldu. 

(Devam) : 5.Gün, Münih değerlendirmesi, Dönüş. Mumya Ötzi ile tanışın! Yemekli açık pazar, bilim ve teknik müzesi, Isar köprüsü, yediğim en güzel sandviç ve son antik mozaikler...


5 Ağustos 2014 Salı

Aşık Olmalık Şehir; Münih / 3.Gün

Karlsplatz durağını yine kullanarak Odeonsplatz ‘a ve parklara ayırdım bugünü. Sadece şehir değil, her yer yeşil ve nerde görsem ayakkaplarımı çıkartıp takla ata ata çimlere koşasım geldi. İlk durağım yine bir başka cincinli kilise oldu. Salvatorekirche ‘ye gittiğimde arka kapısından girmeye çalıştım, kapıların kapalı olmadığını bildiğim için bendeki yüzsüzlüğe bak, nasılsa açıklardır diye bilmediğim kapıları zorluyorum kjdhsjahd. Bir adamcağız yanımda geçerken, “next door” diye ön girişi gösterdi. Ziyaret etmem gerektiğini anlatan bir şeyler diyip gülüp gitti. İçerisi sıradan ama uğramaya değer.

  
O ara kahvaltı yapmamıştım, adım başı bulunan, bizim fırın-kafe dediğimiz, Bakery Almanca’da Bäckerei denilen zilyon mekandan birini buldum. Hepsi delirmiş gibi ucuz ve çok lezzetli. Sıcak çorba, patates salatası, makarna vs. bulabiliyorsunuz. Çay ve sebzeli wrap aldım, yanına da tarçınlı kek. Mekan çok hoş ve işlekti. Çalışan tontik teyzeler İngilizce biliyor. Kiliseye yakın, Salvatorplatz 2’de.



Kısa bir yürümeden sonra Odeonsplatz’a ulaştım. Yolumun üstünde çok popüler olduğunu bildiğim bir seramik mağzasına girdim. Anneme lokumlum – şekerlik gibi bişi aldım, biliyorsunuz annemin ufak bir koleksiyonu var. Münih’ten bir parça katmak onu çok mutlu eder. Çalışan kadınla biraz sohbet ettim ve lokumluk kültürünü anlattım. Çok hoşuna gitti.

  
Odeonsplatz, ilk gün kahvaltı ettiğimiz yer ve oldukça da merkezi bir nokta şehirde. Hemen sağ taraf trafiğe kapalı, sol taraf Maximilianstrasse (Caddesi)'ye ve ünlü Schwabing bölgesine gidiyor – buraya sonra değineceğim – kapalı bölgede Theatnirkirche, ünlü Odeonsplatz anıtı ve Residenz binası yer alıyor. 

Bunun ismini unuttum :d
Theatnirkirche (st. Katejan) restorasyondaydı dışını çekmedim, çirkindi çünkü, içi güzel. Anıt ile klasik bir selfie yaptım, yazının bitimine koydum. Münih Residenz için geniş bir zaman gerekiyordu, buranın kapısından geri döndüm, açıkçası kıyaslama yapıldığında English Garten yerine buraya biraz zaman ayırabilirdim, olmadı, tekrar geldiğimde ilk ziyaret etmek istediğim yer buranın içi olacak. 



Louis Vuitton ‘nun işlevini anlamadığım bir sergisine girdim, kendisinin adına yapılan bir takım işleridi. Bir de bakıyormuşsunuz acayip önemli bir sergiymiş ama ben sallamamışım ahhahaha İsmi Espace by Louis Vuitton. - Oha multi-medya bir krutör yapmış sergiyi, gerçekten de hdsadjah : Jens Hoffman, wallpeper dergisinde çıkmış, yuh… ahahhaah -

Residenz binasını pas geçerek Marienhof'ta bir mola verdim. Ordan Hofgarten'a geçtim. Yağmur durdu boş bir bank buldum. Parkta internet vardı. Oturdum yarım saat şehri dinledim. İnsanları izledim. Ama bi ara yan banka 5 çocuklu Arap bir aile geldi. Yaş aralığı 1 ile 13 yaşında 5 çocuk ciyak ciyak hoca Hofgarten'in huzurunu kaçırdı. ALLAAAHHIIIIMMM alın beni burdan nolur alın diyerek kalktım yerimden, parkın posta kutusuna yanaşan ptt toplama aracına yetiştim ve Kokobella'ya kart attım. Kartları toplayan ponçik amca gülen yüzle arabanın içindeki sepete attı kartımı. Umuyorum hemen ulaşır ^^

  


Daha eşşek kadar parkları yürüyüp geri şehire döneceğim için hızlıca Hofgarten’den yürüdüm, tam ortasında 1615'te yapılan Diana anıtından bir kaç resim aldım. Eski Ordu Binası ile selfie çektim :) öteki yakasından pratik bir alt geçit buldum ve English Garten’a girdim. Isar nehrinde sörf yapılan platformu ararken biraz zaman geçti, parkın biraz uzağından başlamışım yürümeye. Ama bu arada kilit takılan küçük köprülerden geçtim. Çift olmaya karar veren kadın ve erkek kökenli vatandaşlarımız isimlerini ve birliktelik tarihlerini kilitlerin üzerine kazıyıp, köprüye takıp, anahtarını da Isar’a atıyorlarmış. Evlenenler de dahil. Yabancıların bu tip kezomançi adetleri olduğunu bilmiyordum.

  
Eisbachwelle için sörf yapmaya gelen gruplar var. Bayaa bir şehir sporu. Uludağ’a kayağa gider gibi Isar’a sörfe geliyorlar. Isar’ının akışına ölürüüüüm Bavyeraaaa. Su soğukmuş. Ekipmanı olmayan taşakları bırakıp çıksın arkadaşlar. Videosu da şurda; tık.

Laf aramızda şehri çözdüm ve bu bana inanılmaz keyif verdi. Bir açıdan baktığımızda Uğur eğer benimle olsaydı çok ezbere bir gezi rotamız olacaktı ve belli bir zamanda bazı mekanları unutacaktım. Tek başına gezmem, gün içinde O’nu özlemenin dışında göze batar bi tarafı yoktu. Koşturarak, Isartor’da tramvaydan inip Marienplatz’a geri döndüm. 15 dakikalık bir mesafeydi.  Bizim otelde, birlikte çalıştığımız  Seyhan kız ile sürpriz bir buluşma yaptık ve kahve içtik. Mekan : Bohne & Malz, kahveleri çok güzel. Belediye binasının hemen sol tarafındaki ilk sokakta solda. Cadde üstü sandalyeleri var ve servis yapan Alman çocuk inanılmaz güler yüzlü, iyi İngilizceli ve tatlıydı. Benim ingilizce Seyo'nun almanca konuşmasından dolayı kafası karıştı. Mehe.

  
Uğur beni Karlsplatz’dan alana kadar Seyhan ile lafladık, bi sürü şey konuştuk. Schwabing’de çok güzel bir eve taşınmış ve tabiki evlenmiş. Münih’i ve yaşam şartları hakkında bolca muhabbet ettik. Schwabing barlar, restaurantlar ve yaşam alanları ile ünlü. Bir nevi Etiler - Nişantaşı ayarında. Akşam ise Uğur’un olimpiyat köyü tarafındaki pizzacısına gittik. Arkadaşlar pizzaları gezim boyunca, resmen adamın yüzünden fazla gördüm ahahghdjsha. Resim çekmedik çünkü pizzaları pizza hut adresinde bulabilirsiniz :d Niyetim dediğim gibi Residenz’i ziyaret etmekti ama içinin çok büyük olduğunu biliyordum ve iç mekan planı yapmamıştım. Tiyatro, Devlet üst düzey ofisleri, odaları ve bahçeleri var. Kendi içinde şehrin ortasında minik bir yerleşke ve etrafı çevrili site gibi. Keşke bahçeler yerine oraya zaman ayırsaydım. Sanırım şuan ziyaret planımda en ön sırada yerini aldı.

(Devam) 4.gün : Sonunda biraz Antika, Arkeoloji ve Münih’in Modern yüzü, evleneceğim Mozaikler ve biraz da mumya!