27 Mayıs 2015 Çarşamba

Rüya

Bir kaç gün ara ile çılgın gibi yağmurlu rüyalar görüyorum. Son 2 rüya da böyle. İkisi de çocukluğumun geçtiği Ayvalık'taki evimiz. Benim eski blog yazılarımı okuyanlar, bu evi bilirler, neredeyse 30 yaşımdayım ama o evden hala çıkmamış gibi, her odasında ayrı görüntüler, anılar, oyunlarım, kahvaltılarım, günlük telaşım, sanki hala oranın içinde yaşıyorum gibi rüyalarımdan gitmiyor. Sanırım aynı evde 12 yıl yaşamam ve anılarımın oluşmasıdır sebep.
 
İlkinde, odamın balkonundan kapkaranlık ve çılgın bir fırtınayı izliyorum ve yanı başımda annem ile balkon eşiğinde tedirginiz. Sanki gök yarılıcak, sanki bir felaket gelecek diye bekliyoruz. Evin tam karşısında bulunan caminin silüeti, her yıldırımda aydınlanıyor bir insan gibi. Korkarak anneme sokuluyorum.
 
Dün akşam ki ise, sanki resmen devamı gibi, yağan yağmurun dev gibi bir havuza biriktiğini, havuzun ise aslında koskocaman bir muşambadan olduğunu, kenarlarının evin bahçesinden taa denizin kenarına kadar uzandığını, muşambanın içinde biriken suyun ise tertemiz olduğunu izliyorum. Ortalık çamur ama su çok temiz. Muşambanın içi berrak mavi. Sonra biriken sular için (naalakaysa) vidanjörler çağırıyoruz. Dayım (çok severim onu, bana çok nasihati vardır, arada whatsapptan konuşuruz) yardım ediyor, arabalar yanaşıyor, sular bunların içine konuyor.

Aklıma gelen diğer detaylar ile birlikte rüyaların anlamlarına baktığımda şaşırmaktan göçtüm olduğum yere. Şuan hayatımın nereye doğru gittiğini, nasıl üzüntüler içinde olduğumu ama reelde nelerin olduğunu bilseniz, götünüzle aklınız yer değiştirir. Ama yazamıyorum, dökemiyorum, bitmiyorlar, olanlar boğazımı kapıyor, benim bunca şeye artık şaşıracak dermanım kalmadı, üzüntüye sevinir, sevince ise 3,5 kilo ağlıyorum. Sanırım tükenmek üzereyim. Gitmem gerekiyor ama adres yok gibi. Balçık içindeyim, dibi gördüm. Ellerini sokup, hayatımı taaa bu şehirden bir cinayete çeviriyorlar. Bunlar beni mahvediyor. Büyüme sancıları mı çekiyorum? Kirlendim, pislik içinde kaldım, şehrin içinde yapayalnız leşler gibi yok oluyorum. Her gün eve azalarak dönüyorum. O yüzden belki de güzel ve mutlu zamanlarıma, çocukluk evime dönüyorum. Kim bilir.
 
Gerçekte evin konumunu görmek ister misiniz? Buyrun. Odamın penceresinden o cami. Bu görüntü sanırım hayatım boyunca benden hiç gitmeyecek. Oraları özlüyorsun diyor Annem, sık sık gitmeliymişim. Mutlu olmadığım zamanlarda, Ayvalık bana hep iyi gelmiştir. Beni düşündüren ise, çok yoğun ve duygusal dönemler geçirdiğim zaman kendimi hep o evin içinde bulmam. Neden?

26 Mayıs 2015 Salı

BİAT EDECEKSİNİZ!

Biat edeceksiniz!
Bu renklere! Bu takıma!
Enlerine ve ilklerine.
4. yıldızına.
Kutlu ve mutlu olsun.
 
EN ÇOK SANA YAKIŞIYOR KUPALAR, ŞAMPİYONLUKLAR !


25 Mayıs 2015 Pazartesi

Chillout Festival İstanbul 2015, Mayıs Gibi Mayıs ve Renkleri Bulmak

Hayatın renklerini bulmak, peki siz hayatınızın renklerini ne zaman buldunuz?
 
Mayıs ayını sevmeyen yoktur, bu renkler Mayıs'a çok yakışıyor. Kafamızın üzerinde uçan renkler, seçtiğimiz her ton, hayal ettiklerimiz, sevdiklerimiz, dostlar, güzel müzikler ile birleşti bu hafta sonu. Bir çember oluşuyor bir anda ve bu çember büyüyor bu renkler ile.
 
Renkler ve Mayıs doldurdu son 2 haftamı.
 
Ben kendimdeki enerjiyi bildiğim için şu zamana kadar, açmalı germeli hard core yogayı çok severek yaptım, Cuma günü ise biraz erken gittiğim sınıfta Yin Yoga'ya denk geldim. Devrim Hoca çok donanımlı, kendisi başka derslere de giriyor ama Yin, tarzı gereği bana yavaş kaldı, o gün ben yogayı değil, yoga beni yaptı, koltuk altım bile terlemedi, aşağı bakan köpeği felan unutun. Böyle de bir deneyimim oldu, yeni başlayanlar için çok uygun.
 
Bir şans, geçen cumartesi işe gitmedim, Canan girl ile Çengelköy'e bastık gittik, tarihi çay bahçesinde kahvaltı ve goygoy. Oradan Beşiktaş'ta yemek, akşam birası felan derken, gece kadim tribün ekibi ile Kasette'de bitti. Galibiyeti kutladık. 
 

Festival yazısından önce geçen Pazar keşfettiğim Mahalo Coffee Shop 'tan bahsedeceğim. Eylül'de Karaköy hırdavatçılarının yanı başında çok güzel bir makan açmışlar. Instagram'da popüler olan kahveli mekanlar vasıtası ile geç keşfetmişim. Takibe aldıktan sonra pazarları brunch verdiklerini geçen pazar ziyaret ettim. Renklerden bahsettim yazı girişinde, o atmosferi burada yakalayabildim. Harika bir brunch masası, acayip kaliteli ürünler, organik seçenekler, bol taze meyve, hoş sohbet ekip, kitaplar, dergiler, sokağın kedileri ve 2 fincan dolusu içtiğim acayip güzel filtre kahve. Kahve gerçekten çok iyiydi. Bu da benim pazar keyfim. Karaköy, Söğüt Sokak, No.1 'de.  
 

Arka arkaya tatilleri seviyoruz, 19 Mayıs'ı da Pendor'da içerek kutladık. Bonjovili, Guns Roseslı, Foo Fighterslı felam. Bonjoviyi seviyoruz. Ama Guns'ı bir tık daha fazla.
 
 
Patlamış mısır yaptım, hayatımın şu son 2-3 haftasını hayretler içinde izliyorum sevgili dostlar. Bayaa böyle ayaklarımı uzattım, harbi, paldır küldür gidiyorum, nereye? HİÇ BİR FİKRİM = YOK ldjsakdjsakh.
 
 
Efendim bu sene pek öyle basın bültenleri, blog yazıları, web sitesi şenlikleri yapamadım Chillout için, biraz kafa meşguldü, olsundu, böyle güzeldi, sinsi sinsi hafta sonunu bekledim. Sinsi sinsi de eğlendim, güzel görseller yayımladım instagramdan, siz de izlediniz aynı anda. Ama bayaa iyi izlediniz. Ayakta kaldınız oturun dksjaksa.
 
Renkler festivalin parçası, mottosu, "yer yüzündeki cennet" olan bu müzik festivalinin atmosferi bizi yanıltmadı. 10. yaşını 2 gün doyasıya müzik ile kutlayan Lounge fm'i ve sevgili Can Tanca'yı tebriks. Can'nın, dün gece festivalden ayrılmadan önce boynuna sarılıp, ağlak ağlak "yağğğğ müthiş festivaldi ,elinize sağlık, dicek bişi bulamıyorum" dedim. İyi ki var, iyi ki.
 
Öğleden sonra festival ekibi ile oradaydık. Ekibe dışardan destek verenlere de teşekkürler. Çok eğlendik, çok dans ettik, çok güldük, çok gezdik. İlk gün yoğunlukta Next Stage'de kaldık. Pazar günü ise yorgunluğu atmak için ben sayısını hatırlamadığım biralarım ve Stephen King kitabı ile hamakta tek başıma keyfi yaptım.
 
 
Stavroz, bu festivale gitme nedenimdi. Öncesi ve sonrası çok iyiydi. Yan tarafta alternatif bir "Other Stage" bizi bizden aldı. Akşam boyunca Oceanvs Orientalis, Style-ist, Mark E, Elektro Guzzi, Dauwd ve Stavroz dinledik. Dauwd yeni bir keşif, kesinlikle takibe alınsın. Ben galiba bi ara Stavroz'u yolda kitledim, ay ben sizin fanınızım felam dedim, gülüşmeler gülüşmeler. Pazar günü ise ben Edgar Tones (radyodan bildiğim), Yakuza, Babazula dinleyebildim, gerisinde hamakta weihenstephanerimle ve Calling dergisinin dağıttığı lolipoplarla meşgul oldum.
 
Sizi güzel görseller ve Mayıs'ın renkleri ile baş başa bırakıyorum. Bunlar tabi ölümsüzleşen renkler, kafamızın içindekilerini ise, sadece biz gördük ve biz yaşadık. :):):) Herkese iyi haftalar. Filtre kahve isteyen?
 
Gönül lineup'ında headliner Buğra

other stage - giriş

Next Stage - giriş
 
Next Stage - Sahne

Stavroz Band with a fan

Smirnoff  "Düşler Bahçesi"

Renga renga renga renk

Main Stage - Bridgestone Chillzone

Other Stage - Sahne

                                 Mutlu baharlar! Mayıs ve renkler size çok yakışıyor. 
 

13 Mayıs 2015 Çarşamba

Ayol Resmen Yaz Geldi, Git-Gel Akıllı Ben, 3 Gün Almancı Düğünü ve Müstakbel Kocam Weihenstephaner

Ahahahahahahahahahaha.

Meraba.

O ağlak edebiyatınla bir de çay demleyip oturma odalarınızdan laf yetiştiriyorunuz ve çok mutlusunuz değil mi? Eh yani biraz geçen günleri düşününce, evet ben de mutluyum. İbrahim Tatlısesliği bırakıp bir kaç satır yazayım dedim.

 
Ya böyle bi şappalak işlere girdim, mala yaptım, bi marka oluşturdum, ismi de Simala Design , duyuru bile yapamadım, biraz dondum kaldım yani açıkçası akıl düzenim biraz bozuldu son 1-2 aydır. Sıfır konsantre. Hayatımın performansı düştü. Yani bu da barizdi. Hani böyle kolunuzda bir yara çıkar, sonra o yarayı görmezden gelir, sürekli başka işlerle uğraşarak kanadığını bilmezsiniz, halbuki içine pislik, can parçaları felan kaçmıştır, bir türlü kapanamaz, heh işte ben o pisliği temizlemekle meşgulüm arkadaşlar, daha da bir sik sormayın bana.

Mala nedir, ne işe yarar, almak isteyenleriniz vardı bi ara, oturur bi konuşuruz tekrar, hepsini kendim tasarlıyorum, Hindistan'dan aldım çekirdekleri, garip işler, ilginiz varsa ve boynunuzda taşımak isterseniz bana email atın. info@simaladesign.com


Yoga'ya ELBETTE devam ediyorum. Geçen ay gitmedim ama Almanya'dan döndüğümün ertesi sabahı Cihangir Yoga'ya geri döndüm. Şeyma Hoca 16-19 Temmuz'da inziva yapacakmış. Ben de hop girdim konuya, otelciyim, destek veririm size diye, Gümüşlük istiyormuş. Bodrum güzeldir. Ben çok uzun zamandır bir inziva kampı düşünüyordum, iyi oldu bunu duyduğum. Edremit tarafında da bi kamp var, zeytinliklerin arasında. Bunlardan birine gitmek istiyorum. Bir gün 10. kattan aşağıya düşerken, ertesi gün harika şeyler oluyor hayatımda. Ben kendimi az motive ettim, enerjimi acayip çaldılar. Şimdi o enerjiyi ufak dozlarda kendime geri almaya başladım.

 
Dün gece acayip bir rüya gördüm yine. Tarih 3 Mart ve ben 1 yıl(! neden 15 değil 1?) yaşmak üzere, New York uçağına yetişmeye çalışıyorum. Uçak 07.55 'te. Gece 3'te hala valiz toplamaya çalışıyorum. Anne yetişmicem diye zırlıyorum. Mart'ta hava nasıl olur diye orada yaşan bir arkadaşımı arıyorum, mont al mont diyor, valize kürklü gocuklar sokuşturuyorum. Taksi çağrıyorum. Her nasılsa zaman akıyor, kontuarın kapanmasına 20 dk kala evden çıkıyorum. Aptalca bir telaş, ağlamak istiyorum ama üzerimde cıvık bir rahatlık, yeeaa sikerim rötar olur diyorum. Sonra bi bakıyorum saat 15.00 olmuş ve ben uçağa biniyorum. Şimdi soruyorum bu amına koduğumun amerikasında benim ne işim var?
 
Geçen otelde zor bir fotoğraf çekimi oldu. İşi takip ederken, şef garson yanıma sinsice yaklaşıp, "bence şuan tek istediğin tekila değil mi" dedi. AHHHH EVET ahahdsakljak GERÇEKTEN!
 
Arkadaşlar buradan ismini vermek istemediğim yarışmacı bir arkadaş beni weihenstephaner 'e alıştırdı. Muadili de paulaner. Bu biralar ile evlencem. Bu arkadaşa tebrik ediyorum, hayatımı sikti,  iyice leşe bağladım. Benim acil bunlardan uzaklaşmam gerek,acil. Yarışmacı arkadaşa başarılar diliyorum. 
 
Sporun her alanında uzak kaldım, küsüm sanırım biraz böyle toplu aktivitelere. Gerçi net şampiyon olcaz, büyük hissediyorum. Spora tek katkım, geçen cumartesi Yasin ile oynadığımız online Real Madrid kuponu. O sırada Beşiktaş'ta 10. şişeyi felan içerken kupon tuttu, hesabı kuponla ödedik. Galiba 30 yaşına gelince default olarak erkeğe dönüşücem. O mekana da mutlaka gidin, Joker 19, ben geç keşfettim ama bilenler çokmuş. Bira içerken gece 12'de bir anda deephouse çalan bir bahçeye dönüşüyor. Milletçe alkışlıyoruz. Beşiktaş demişken dlsjakakshadhsa. Beşiktaş işte yaaani. Gülesim geliyor dkasjdkahdsa

Timeout dergisinin bu sene de düzenlediği 101 Lezzet Festivali'ne gittik Su ile, ben mide fesadı geçirdim arkadaşlar. 13.00 - 22.00 arası sınırsız yemek ve içkinin olduğu, boğazın kenarında ünlü bir yalıda düzenlenen bu festivale, biraz da Su için gittim, çünkü kendisi MSA mezunu bir aşçı. ah tanrım neler yoktu ki, bizim otelin restaurantı Rudolf başta olmak üzere, ünlü füzyon mutfakları, yeni nesil hamburgerciler, sushi standları, tatlı ve kahve köşeleri, mezeciler ve balıkçılar, butik dondurma markaları, doğal yoğurtlar, organik zeytinler, zeytinyağlar say say bitmez. Galiba hepsinden yedik ve Tuborg'un Türkiye'ye soktuğu Weihenstephaner burda bizi yine bırakmadı. Akşam 9'du, en son Saim Halit Paşa Yalısı'nın çimlerinde yuvarlanıyordum. O resimdeki bizim çılgın şef Rudolf, mekanın ismi de kendisi de O. Beni çok seviyor, çünkü yemeklerini seviyorum.



Aaaa ben Almanya'ya gittim olm ksahdkashsa asıl onu yazmayı unutuyordum bak, 90 gün vize aldım  ama 3 gün halay çektim ve düğünde prosekodan sarhoş oldum. Beni annem bir daha düğünlere götürmüycek. Bunlar haricinde harika geçti seyahatim. Annemle yanyana 25 sene sonra ilk defa uçağa bindim. Benim için çok önemliydi. Çocukluğumda vakit geçirdiğimiz şeyleri yaptık oradaki evimizde. 5 gün yetmedi. Onsuz geri döndüm. Kalabalık aile hasreti çekiyorum, bunu kesinlikle anladım. Keşke daha çok kalabilseydim, daha ayılmadan pazartesi işte buldum kendimi. Aynı gün de yoga. İyileşiyorum...

 
 
90 günlük vizem de bitmeden, şuraya bir kaçamak yapayım dedim. Geçen sene Travel and Leisure dergisinin İngiltere kapağına çıkan Kastelorizo Adası, burada o çok sevdiğim otelle de yazıştım, kadın çok tatlı, hemen cevap verdi, daha fazla detay yazmak istemiyorum, sonra gelip beni darlıyorsunuz, sen otelcisin bulsana şöyle yerler diye. Ay lütfen sormayın gerçekten, bedava mezar olsa, girip yatcanız içine, SORRY NOT SORRY!

Kenan Evren ölmüş. Yani bu kadar ahh alıp bunca yıl yaşaması da biraz showdu bence.

Sinsice 23-24 Mayıs'ı bekliyorum. Stavroz beni heyecanlandırıyor. Yer Lifepark, olay ise Chillout Festival 2015 İstanbul. Bu sene 10. yaşını kutlayacak festivale yine aynı ekip ile destek vereceğiz. Ülke komple bir festival alanına dönüşse de biz de kurtulsak, valla ya, bu lifeparklar felam bize gelmiyor.

Herkesin kendi arkadaş grubu, eğlenceli, iyi, çok iyi rakı içen, maçlara giden, cömert, alçak gönüllü vb özelliklere sahiptir. Bizim arkadaş gurubu da çok iyi dans ediyor. Çok iyi dans eden bir arkadaş grubumuz var, vallahi yani.

Bu yaz bu ekip ile Suma Beach'e sezonluk kombine almaya karar verdik arkadaşlar. Yani tabi ben bu kararı aldığımda kafam bayaa iyiydi, belki almam, ama aladabilirim. Bu sene uzun bir yaz tatilim olmuycak,  o nedenle Kilyos güzel bir alternatif, hafta sonu eventleri kombineye dahil, kdv de içinde dkjakdhsa

Tüm bunların haricinde aslında baktığında şehirde hayat devam ediyor, yaz geliyor, itlik serserilik yapmak yerine sıradan bir hayat yaşıyoruz işte, kimseye de zararımız yok. O yüzden şuan yaklaşan yaz güneşini, festivalleri, ofisimde hazırladığım enfes filtre kahve ile selamlıyorum.

Soundcloud linklerini ofiste açamıyorum ama illa dinlicem derseniz, ha bi de üstüne illa tekno dinlicem derseniz, şu herif tekme tokat bir set yapmış, 2 gündür Eminönü otobüsünde herkes bana bakıyor. Enerjinizden bir miktar alırım, ama çok deyil. İyi akşamlar.

4 Mayıs 2015 Pazartesi

9 Mart 2015 Pazartesi

No Eyes Can See, Uzun Haftasonu ve Uçamayan İnsanlar

Yani çok şeyyapmayım şurayı diyorum ama hayat işte bazen bazı şeyleri ertelemek zorunda kalıyorum, blog gibi mesela.
 
 
Ama size söz, güzel işlerle dönüş yopocoğom, oz koldo.
 
Efendim bunları, onlara da söyledim. 15 yaşında ayrıldığım evimden sonra bir sürü şehir dolaştım ve bir sürü insan tanıdım. Gel gelelim bu kadar zaman ve insandan sonra şu insanlar benim dostum olabildi. Very nice.
 
 
 

Haftasonu uzun bi aradan sonra tayfa ile Kloster'da Robert Babicz dinledik. Almanya'nın tekno canavarı güzel çaldı. Ama bana kalırsa, grup da aynı fikirde, Tangun daha iyiydi. Tangun, Kloster'i satın al. Sabah Bebek Starbucks'da kahvaltı ettik ve Beykoz'da Pazar'ı bitirdik. Bu yüzden maçı da izlemedim.
 
Fener maçı üzücü bitti. Beraberliğe bile fit değildik, bu maçı almamız gerekti, olmadı. Basketbolda desen, şube kapanmak üzere. Cacık gibiyim. Bu hafta üstüme bol bol hıyar doğrayın arkadaşlar.
 
Size güzel haberler getirecem, bence seveceksiniz, biraz wordpress işlerim kaldı, sonra her mecrada maceraya devam.
 
İstanbul Chillout Festival için biletlerinizi aldınız mı? Son gelişmeler için şurayı da takipleyin.
 
Genel müdürümün printerini bozdum. 1 haftadır servisten gelmedi.
 
Yoga'ya devam ediyorum ve duvarla handstanding yapıyorum. Halaylar alkışlar zılgıtlar. Tey tey tey.
 
Ve bence ayın bonbası Almanya tatilim. 1 Mayısta kuzenim evleniyor. Kafamın üstüne rakı koyup, çiftetelli oynucam.
 
Geçen farkettim, aliexpressten aldığım 10 'a yakın paketin adresine, no 10 yazacağıma 13 yazmışım. Paketlerin 4'ü geldi, gerisini bekliyorum. Çok acınacak durumdayım.
 
Buğra, pazar sabah Bebek'te yürürken şöyle bir şey dedi; "ya biz yaratılmış en iyi canlıyız ama bu şerefsiz kuşlar uçabiliyor, ben bundan çok rahatsızım." Sonra arabaya binip Beykoz'a gittik...
 
Güzel insan Barış Baykal, denemediği bir şey kalmış, o da radyo programı yapmak, evet Barış bunu da yaptın tebrikler, ilk yayının linki şurada, tık tık.
 
Soundcloud'da bir problem var ve ben link koyamıyorum. Benim bilgisayar ile alakalı olabilir. Bizim çocuklar kendilerine birer mac almışlar, yapacam bi çılgınlık. O nedenle eski günlerdeki gibi, şu parçayı koyup gidiyorum, belki kafanız yeterse dinlersiniz. Harikalar Diyarı.
 
 
Güzel bir haftanız olsun, mutsuzsanız dünde kalsın, küs uyumayın, yarını da şimdiden düşünerek kendinizi yormayın.

17 Şubat 2015 Salı

Duyarlılığınız Bittiyse Magazin Programına Geçebilir Miyiz?(!)

Ya siz siyah tayt görünce göt görüntüsü eleştiren adamlarsınız.
İyice duyarlı oldunuz 3 günde.

10 Şubat 2015 Salı

Ay Çok Sıkıştım, Seyahatim Geldi

Ben geldim.  

Ay kendime konsantre olcam diye yazmayı resmen unuttum.
Bir ses edip gidecem. İyi misiniz? Bence iyisiniz, baksanıza müzik çelınç'da 15 'e bile gelmişsiniz. Ay müzik seçmek beni şişircek diye girmedim.

Ben bi işler karıştırıyorum. Yakında duyurcam.

Şu aralar hayatta ne yaptığımdan değil nasıl yaptığımdan keyif alıyorum.

İstanbul çok soğuk. Nene gibi kalın çoraplar giydim.

Posta kartı isteyen?

Çok sıkıştım, seyahatim geldi.

Nefesinizi tutmayın. Küs uyumayın.

19 Ocak 2015 Pazartesi

Öhem öhem! Teoki e osin geos-eul hwan-yeonghabnida

Cuma günü Morgans Amerika merkezden acayip cupcakeler geldi. Otelimizin merkez ofisi mutlu dükkandan bizim ofislere sipariş vermiş. Sanırım kocaman 2 tane yedim. Şans mı? Yooo. Ne şansı bende şans ne gezer :d Aynı gün akşam Hatice eve döndü, turdan her gelişinde bana Kore çikolataları ve kahveleri getiriyor. Bundan sonra sizinle Korece konuşcam. teoki e osin geos-eul hwan-yeonghabnida
 
 
Şampiyonlar ligi gibi bir kadro ile Asude Bar'da Kızılyıldız-Galatasaray maçı izledik. Dodo askerden izin alıp gelmiş, ne iyi etmiş. Tabi alkol almıyor oluşum, ertesi gün yoga yapacak oluşum pek bir alaya alınsa da herkesi çok özlediğim için çok geç bitti ortam, cumartesi izin yaptım, sabah yogasını feda ettim, öğlene yetiştim. Bkz. kahve bardağı ve ben. 
 
 
Günlerimi iş-yoga-ev üçgenine kurmuşken  Pazar yogadan sonra, yeni otelimin etrafı Karaköy'ü kısacık bir turladım. Kendime Unter tostu ve ilk defa Twins Coffee Roasters'e giderek kahve ısmarladım, orada Match-up dergisi ile tanıştım. Bir kopyasını almıştım ama dönerken Nilşah'ta unuttum sadksalkd. Dergide bir Datça yazısına rastladım tesadüfen. Deniz Yılmaz yazmış. Tam da Datça'ya kadar gidip, zamansızlıktan ertelediğim şeyleri yapmış kendisi. Knidos ve Palamutbükü. Keşke yine bir yaz günü akıp gitsem oralara sessizce.
 
 
Unter çok kalabalıktı, bar kenarında bir yer bulup enfes rokalı ve Mozarella peynirli bir tost istedim. Karşımda portakal suyu sıkan barmen çok nazikti, çayımı unutan, servisimi açmayan ve hesapla ilgilenmeyen bayan yönetici adına benden bin defa özür diledi.  Kahvaltı sonrası Twins Coffee'ye gittim. Brew Coffee Works 'den sonra Twins sanırım yeni yerim olacak. Buğra'nın tavsiyesi, teşekkürler Buğra. O arada tatlılar kekler servis ediyorlardı, dergileri alıp çıktım. Pembe havalı koltuk da burada.
 
 
Size Balkon Sefası ile ilgili değişik gelişmeler yazıcam ilerde, bekleyin beni.
 
Pazar günü biraz da eski oteli ziyaret ettim. Bazen kopamıyor bazı şeylerden insanlar, alışmamışlar  gidişime, dinledim onları, çözüm aradık kendimizce. Ben de onları özledim şimdiden...
 
Geçen hafta bolca meditasyon ile standing, arka bacak ve sırt çalıştım, denge güçlendirme yaptım. İnsanın olmaz dedikleri, zamanla oluyor ve bu başarıdan mutlu oluyorsun. Bunu kendimde görmeyi seviyorum. Mutsuzluklarınız ve başarısızlıklarınız için ise, lütfen etrafınızı cezalandırmaktan vazgeçin! Kendi içinize bakın. Taa içinize.
 
Küs uyumayın ve sevdiğinizin kıymetini bilin. Herkese güzel haftalar.

12 Ocak 2015 Pazartesi

Bir Sırt Dolusu Özgürlük

İç buhranlarımın kapıma dayanmasını fırsat bilip, resmen karanlıktan korkup, koridorda ışığı yanan odaya koşan çocuk gibi yogaya geri döndüm. Hala zihnimin yogayı nasıl kabul ettiğine, bedenimin buna nasıl alan açtığına şaşıp kalıyorum.
 
Ve gece uyumadan önce hayretle bir şey fark ettim. Her hangi bir sırt çantası hazırlarken kendimi inanılmaz mutlu ve inanılmaz özgür hissediyorum. Son 1-2 aydır ufak bir siyah çanta kullanıyordum. İş çıkışı yogaya giderken içine eşyalarımı attığım sırt çantamı dün akşam yine doldururken, geçmişte yıllarca alan ve şehir değiştirmekten içime sinen göçebelik hissini oturup bir süre izledim. Değiştirdiğim şehirleri, hayatıma giren ve çıkan insanları, keşfettiğim yaşamları düşündüm. Sonra çantamın içine koyduklarıma baktım. Cüzdanım, kitabım, iki tshirt, iç giyim, iki havlu, şampuan, yoga pants ve 1 kazak. Tanrım! Ne kadar da özgürüm baksanıza, sanki sabah işe giderken tüm şehri dolaşacak gibi bir ivme ile doluyum, bir sırt dolusu çanta ile nasıl da havalara uçuyorum, nasıl da mutlu uyudum gece. -Tarçın acıkana kadar- hiç deliksiz.
 
 
Doğum haritamı yazmış Pınar. Çok ama çok şaşırdığım şeyler okudum. Özellikle hayatımda hareketli bir eylemin eksikliği gözle görülürmüş. Bunun dans-meditasyon ve/veya yoga olması gerekiyormuş. Çok garip. Aklıma hemen şu geldi. Hayatımda böyle bir histeriye ihtiyaç var sanırım ahahahahah. Çünkü bu bana anca yeter.
 
Bugün pazartesi ama hiç de pazartesi gibi değil, sanki salı gibi biraz da çarşamba. Aldatmıyorum kendimi, mutluyum demeye ihtiyaç duyduğum için bugünü canımın istediği gibi görüyorum. İçimi dinliyorum, kalbime zaman yaratıyorum, kendimi eğitiyorum.
 
Herkese iyi haftalar. Bu hafta hislerinize alan yaratın. Elbette yazının olmazsa olmazı; asla küs uyumayın.