21 Mayıs 2016 Cumartesi

Kilyos ve Kaşıçlar

Bayramı ülke dışında Kilyos'ta kutladım. Serserilikler felan. Herkese iyi hafta sonları!
 
 




13 Mayıs 2016 Cuma

Berlin ve Geride Kalanlar (2)

Kalan yazıya devam etmeden önce, Kollwitzkiez'de yaşayan, haftasonunu bizimle paylaşan sevgili Oya'ya, Keykan'a, yorgun olduğu halde akşamını bize ayıran sevgili Zerrin'e teşekkür etmek istiyorum. Berlin'de "long weekend" tadında, gayet lokal ve eğlenceli zaman geçirdik. Daha iyisi olamazdı.
 




1 saat sırada kaldıktan sonra içeriye alındım. Main line up için 2. kata çıktım. Mekan; çeşitli katlarda sahneler, farklı isimler, kantin alanı, barlar, Darkrooms (buraya sonra gelicem), dinlenme alanları, koridorlar, asma katlar, bolca insana yetecek bolca alan mevcut. Her dilden ve ırktan insan var. Pazar öğlene kadar turistler sonrasında yerliler dolduruyor mekanı. Kapıda çok sağlam bir eleme oluyor. Topuklu-terlikli, fancy makyajlılar, girly gruplar, şıkır şıkır tipler, kalabalık kutlama grupları, boy band tipliler alınmıyor. Ben düz siyah ayakkabı ve ipli torba çantayı bu gezi için almıştım. Eksta bişi yapmadım. Siyah bi jean, Buğra'nın haki renk yağmurluğu (tşk ler Buğra!) siyah bir shirt ve içimde siyah tank top vardı.

Mekanın ana sahnesinden bir görsel paylaşıyorum. 2. Kat. (Kaynak : David Shannon)
Partiler Pazartesi öğleden sonraya kadar sürebiliyor. Mekan, Ostbahnhof 'tan 5 dk yürüme mesafesinde. Ben girdiğimde kitle yavaş yavaş değişiyordu. Hakkını verenler lokaller. Benden bir süre sonra ekip de geldi ama buluşmamız biraz zaman aldı. Onlar gelene kadar tek başıma Ben Sims ve Ben Klock dinledim.



 
Ses ve ışık sistemine dicek 1 gram lafım yok, beklentimizin çok çok üstünde. Benim dikkatimi çeken adamların iyi çalmasının yanında, tek başıma, bir taşkınlık ya da rahatsızlık duymadan eğlenmiş olmamdı. Kafamda, yav o kadar da değil, illa gerzonun biri çıkar, yanaşır, "hey, hello, how is going on" diyen biri gelir, ordan burdan sarılmaya çalışır, taciz felan. Sıfır! Yok! Evet çok kalabalık, evet çeşit çeşit insan var içeride ama kitle gerçekten iyi müzik dinleyip eğlenmeye odaklı. Kimse kimseyi kesmiyor, içeride turist gibi gezinmiyor, çarpsa bile gözüne bakıp özür diliyor, izin istiyor, zoraki yapmacık tavırlarla değil, "fine dining" bir mekanmış gibi hizmet ediliyor. İçeridekiler ponçiklikten ölecekler agshagdh! Kitlenin tercihlerini istediği gibi yaşayabildiği saygılı ve "weird" bir ortam. 

Henüz daha geçen hafta sonu, Beyoğlu'nda gerçekleşen, Selekt Festival'de, Peyote'nin ara katında biz bize eğlendik. Yani minik bir kitle, tanıdık yüzler. Ben bir ara dinlenmek için köşeye oturdum. Aiiii, fırsat kollamış, avuç kadar insanın arasından şakk! diye herifin biri çıkıp, "Hi, what are doing here!" diye yanımda bitti. Ellerini açıp sanki sarılacakmış gibi? "Who the fuck are you! What do you mean what am i doing here!?!" gibi bişiler çıktı benim ağzımdan. "Errr sorry sorry ok" diyip gitti.  Aasgdag, 3 dk sonra aynı şekilde yanımdaki kız arkadaşıma geldi. Gerçekten yüzsüz bir orospu çocuğu. Tekno festivalinde giydiği Rafet El Roman şapkası ile adam yılmadı, hala karı-kız çıkartma peşinde. Sonra kayboldu ortadan. Anlatmak istediğim böyle bir şey.




Berghain'a geri dönecek olursam, gece yarısına doğru DVS1 çıktı, çaldı. Çaldı demek yanlış olur, katliam yaptı. Ortalık bayaa bir karıştı. Rüya ile gerçeklik arasında asılı kalıp, ortada bir yerde tekno dinledik. Gözüm, aklım açık ama etraf karanlık. Müzik çok güzel! Bir ara aşağı katlarda takılırken, Ramsey diye bi kızla tanıştım. Amerikalı ama Berlin'de yaşıyormuş. Sosyologmuş. Berlin'nin sosyo-kültürel tarafını konuştuk, bana Berghain'da yaşadığı son 5 yılını ve burada tanıdığı muhteşem insanları anlattı. Numaralaştık, yazın sanırım gelicekmiş, O'na Suma Beach'ten bahsettim. Gözlerini belerterek "aaggg we have to gooo there" dedi. Gerçi kafası çok yüksekti ama samimi olduğuna şüphem yok. Sonra kalabalıkta kaybettim kendisini.

Bazı sahneler bu tercihten hoşlanmayanlara asla uygun değil. Boklama yapacaksanız, lütfen çıkışlar sayfanın sağ üst köşesinden. Bir önceki yazıda yazdığım gibi, burası gey / fetish based bir mekan. Darkrooms denilen ve göz önünde olmayan arka odalarda büyük seksler dönüyor. Sahnenin etrafında çıplak yada yarı çıplak dans edenler, minimal kıyafetler ile çılgın danslar yapanlar, 3'lü takılanlar, lezbiyenler, teknocu yaşlı teyzeler, harika giyimli hatunlar, derilerle tasmalarla dolaşanlar, jartiyerli abiler, dudakları hiç ayrılmayan süper yakışıklı geyler, çok güzel dans eden çiftler vs.

Dijital kayıt almak katı bir şekilde yasak. Wc kuyrukları çok uzun. Altıma yapacaktım bir ara. Çişin varsa, "only me, a second plz" diyip nazikçe öne geçebiliyorsun. Bar'dan 1 şişe su ya da bira alıp, içine su doldurup gecene devam ediyorsun. Çünkü mekanda alkol alan az bir kitle var. Tepiniyorsun çok su gerek! Çeşme suyu yeterince berrak ve temiz. Vestiyer inanılmaz cool. Su'nun dediği gibi mağazadan bile iyi. İçeride sanırım 1000 kişi vardı ama 1 gram ter kokusu yoktu. Bu tespit de Enis'e ait. Merdivenler var ve korkuluklar bel hizzası. Kafa üstü valla iyi biri düşmüyor. Tüm bu karmaşıklığın içinde güzel olan şey, mekanın kendine has "huzuru ve ritmi".


Sabaha doğru açıktım. Üst katta bir vitamin bar var. Tahıllı, çikolatalı, muzlu bişi içtim. İçtiğim en müthiş karışımdı galiba. Böyle bir ortamda içerikten insan kıllanıyor değil mi? Ya da o an öyle hissettim. Panorama Bar'da Mano Le Tough çalıyordu, koşarak kaçtık.

Sonradan öğrendik, DVS1 o gün 18.00'e kadar felan çalmış. Berghain'dan ben sabah 8 gibi çıktım. En son hatırladığım el ele 3 tangalı ablanın önümden birer angel gibi uçarcasına geçmesiydiiiii. Arkamdaki kalabalığı yorgun ve şaşkın bir şekilde geride bıraktım. Hostele dönüp check out yapmam gerekti. Öğlen ekip ile buluştuk, alana geçtik. Kimsenin ağzından uçakta tek kelime çıkmıyor. Yaşadıklarımızı ve gördüklerimizi hazmetmek biraz zamanımızı aldı. Döndükten sonra beni bir travma bekliyordu. Ben ertesi gün, sanki anne karnından çıkmışım gibi, ofisten mutfağa inip biraz ağladım. O sırada sivil darbe felan. Midem bulanıyor bu ülkede.

Bir süre seyahat etmicem. Yaz mevsiminin gelmesini bekliyorum. Biraz Suma'ya kaçar, biraz yurt dışına çıkarım. Yine aynı ekip ile süprizli 1-2 plan var. Onları kovalayacağız. En nihayetinde, özendiğiniz hayatı yaşamaya devam ediyorum sjaghafasda.

Down gibi bir kaç hafta beni bekliyor. Motivasyonum hiç yok, bir sürü iş yapmam gerek, kendime çeki düzen vermeye söz verdim. Evimi temizlemekle başlayabilirim. Yeni aldığım ve Fermina'dan gördüğüm polisiye kitaba başlamak için, Pazar günü otelde tutacağım uzuuuun 9-23 arası nöbetini bekliyorum.

Küs uyumayın, güzel müzikler keşfedin ve sevişin!

Herkese şimdiden iyi hafta sonları. 

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Challenge Day 30 - Ve Son!

30-Neden blog yazmaya başladın? Blog isminizin bir hikayesi var mı?
Eski bir yazımdan alıyorum bu kısmı. "Ben blog yazmaya 2008 yılında başlamıştım ama o zamanlar hep ergen ve ağlamalı şeyler yazıyordum. Şimdi bu iş biraz daha otobiyografi ve hayat deneyimleri sitesine döndü. İşin özü ne yapıtğımı ben bile = Bilmiyorum kdshakjd."
 
Ege'de büyüdüm. Çocukluğum mavi bir denize bakarak geçti. Bloğun tarzı da otobiyografi gibi bir şey oldu. Hepsi birleşti, Ege'nin Laciverti oldu. Bazı arkadaşlarım naber egenin laciverti? diyor, valla kafayı yemişler yemin ederim.

Evet, bitti bu meydan okuma da, oha ne eğlendik bee, Saçaklı gel öpücem.

10 Mayıs 2016 Salı

Berlin ve Geride Kalanlar (1)

Sabah uçağı kaçırmamak için hepimiz alerttik. O onu arıyor, o ötekini. Alanda buluştuk, kahveler içildi, uçakta güzel bir kahvaltı, biraz uyku, soğuk ve yağmurlu bir Berlin'e indik. Jardyz bana bere al demişti sallamamıştım, göt donması yaşadım inince. Eşyaları eve bıraktık, mini bir tura çıktık. Berlin Duvarı'na gittik hep birlikte. Oberbaumbrücke köprüsünün altında takıldık biraz.
Biji Serok BERLİN!


 
Duvara geri döndük, yürüdük biraz, akşam hostele erken gittim, ertesi gün uzun sürecekti.

2. Gün, geçen sefer gezip de -10 soğukta pek bir şey anlamadığım yerleri ziyare t ettik. Şehir rehberi olarak bilgilerim çok işe yaradı. Bayaa çocukları gezdirdim. Onlar da ben de rahat ettim çünkü bilmediğim bir şehirde çok stress olurum. Otobüs numarasına kadar bulup bindirdim. İstedikleri her yeri elimde koymuş gibi buldum.

İlk adres müzeler adası, oradan Alexanderplatz, Unter Den Linden'den Brandenburger Tor, Yahudi Anıtları, Potsdamer Platz, Kreuzberg, harika bir plakçıya gittik ismi Hardwax, çocuklar plak aldı, Weinbergsweg Parkı ve Rosenthaler Platz'dan, Kollwitz'e döndük.

 




Ertesi gün kahveler içildi, meyveler sandviçler felan alışverişler yapıldı, piknik örtümüzü aldık, Tiergarten'e gittik. Burada 6 saatim yok. Pek hatırlamıyorum ama çok güldük, çok eğlendik. Dönüşte Kollewitz'de güzel bir akşam yemeği yedik ve geceye hazırlanmak üzere yine evlere dağıldık. Aslında çok daha like-a-local bir gezi oldu. Sanki bir süredir orada yaşıyormuşuz gibiydi. Gece yarısı yani Cumartesi gecesi Berghain'nın kapısı denendi, çok sıra olunca şansımızı Tresor'da deneyelim dedik. Ben de öyle neye güvendiysem kimliksiz çıkmışım, neyseki sormadılar. İçerisi bayaa turistik, müzik sistemi ve ışık sistemi pek iyi değil gibiydi, anlamadım. Çıkarken kafam çok iyiydi. Taksiye atladık, 3-4 gibi Berghain'nın kapısına tekrar gittik. İyi değildim. Geri döndüm. Oradan sonra bir kopuş yaşadım...

3. gün; sabah hostel odasında uyandığımda kıyafetlerim üzerimde, üzerim leş, yüzüm ve dişlerim sızlıyor. Kahve, evet kahve içmem gerek! Telefonuma baktım, şarjım az, günlerden Pazar, hava muazzam güzel ve 1 Mayıs sesleri geliyor sokaklardan. Pırıl pırıl her şey. Çim kokusu geliyor bahçeden. Kendime geldi, bişiler yiyemedim, gece çok kusmuştum...


Kahvemi aldım ve çıktım. Gerçekten çok gitmek istediğim bir bit pazarı vardı. Mauerpark'ı gezmiş oldum bu sayede. Çok çok güzel şeyler satın aldım. Taze meyve suyu içtim. Kazak, hırka, çanta, tayt, porselenler, termos, Jean şort, vs vs, 2 çanta doldurup çıktım. Öğleden sonra ekibi bırakıp, Berghain'nın sırasına geri gittim. Pazar 14.00 felandı. Tekrar şansımı denicektim. Nihayetinde sadece burası için gelmiştik...

Berghain; tekno müzik üzerine kurulan bir eğlence ve kültür çatısı. Hiç bilmeyenler için, dilim döndüğünce çok kısa bişiler yazıcam. Yanlış ise lütfen düzeltin. Berlin'nin soğuk döneminde ayrışan kültürlere, kalıplara, sıradan sosyalleşme yollarına bir tepki olarak, özgürce müzik dinleyip kendini ifade edenlerin parti yeri olarak ortaya çıkıyor. Sonra şuanki "tabelasız,yönsüz,ruhani,gri ve rave" tipli elektrik santrali binasının içinde partilerine devam ediyor. Burada parti kelimesi sizi "meehhh" yapmasın. Mekanın bilinen ve uygulanan katı değerleri var.


-Gerçekten içerideki eğlence hayatına uyum sağlayacak tiplerin kapıda seçilmesi ve alınması. Bunu seçerken çok nazik olmaları.
- Kapıda ve içeride fotoğraf çekmenin yasak olması. Çünkü = özele saygı.
-Cinsel tercihlerin, kıyafet, aksesuar, saç baş gibi fiziksel seçimlerin içeride asla yargılanmaması ve buna sonsuz saygı duymak.
-Oldukça kaliteli müzik ile bunu seven insanlar ile aynı anda eğlenebilmek.
-Çok saygılı ve nazik olmak. Tacize asla yer yok! Kavga - tartışma - taşkınlık yaratmamak.
-Siyaset, din, ırk, cinsel tercih gibi hassas meselelerin kapıda bırakılması.
-Kapıda mümkün olduğunca Almanca konuşmak? (Bence bu da bir etken, tartışmaya açık, lokal bir mekan olduğu için)

Sırada beklerken aslında hiiiiç iddaam yoktu. Bouncer dedikleri görevliler, "siktir git bizlen gelemezsin" diyebilirdi bana. Tek bir kadındım. Pek turist görünmemeye çalıştım. Nihayetinde çok ağır bir gey fetish klübü burası. Yılda 1-2 kez sapkın partileri olmak üzere, konsepti herkesin kaldıracağı cinsten bir yer değil. Yaklaşık 1 saat bekledim. Sıra bana geldi. Zaten geceden kalmayım, biraz makyaj vardı, bir kural olmasa da istenen şekilde baştan aşağı simsiyah giyinmiştim, cool ve donuk bir tiple ve Refah Partisi/Erbakan selamı ile parmak gösterdim, "Ein bitte." dedim. "Willkommen,Ja bitte!" deyip gülümseyerek içeri davet etti. Ondan sonra içimde bir bayram havasıııııı, tribünlere bir Drogba selamı, ama çaktırmıyorum!


Giriş ücreti, en pahalı mekan Berlin'de, 16 Euro. Telefonlara yapıştırıyorlar stickerları, asla açamıyorsun kamera, zaten açarsan linç yersin, soyundum, dökümdüm, üzerimde durg yok, koluma o efsane stamp'i aldım, ğğğğğğğ ağlıcam, vestiyer adeta bir cümbüş, 1,5 Euro ücreti var, deri kıyafetler, jartiyerli erkekler, pembe saçlı ablalar, tasması ile gezdirilen genç çocuklar, ten rengi gecelik ve tanga ile dolanan 40-50 yaşında abiler, düz ama güzel giyimli teknocu kızlar erkekler, 1 abi kafasında bir şapka ile full çıplak geziyordu ama o anda bakamadım çünkü sıra bana geldi, her şeyimi verdim, orası için aldığım ipli çanta, cüzdan, telefon ve kimlik bende kaldı, çok rahat ettim. Ve ana sahnede, gümbür gümbür Ben Sims çalıyordu.

Bense, tek başıma, karanlıkta, Berghain'ın içinde, basamaklardan 2. kata doğru yavaş yavaş çıkmaya başladım.

(2. yazıdan devam ; 18 Saat tekno, Ramsey ile tanışmam, wc sıraları, Panorama'da içtiğim meyve karışımı, Berghain kültürü, gece yaşadıklarım, ve ağlayarak İstanbul'a dönüş)

Challange Days 29 - Korku

29-Korkularınızdan bahseder misiniz?
Prizler,fişler,arı. Biraz da çok boyutlu olaylar. Ne bileyim, okumasını severim ama başıma gelse altıma pat pat sıçarım, mesela "Amerika'nın bilmem ne eyaletinde bilmem ne cismi görüldüüüüü" jsjagdaahdgsa.